Bulgaristan Türk Şiiri Cilt 1
Şaban Mahmudoğlu Kalkan




Şaban Mahmudoğlu Kalkan

Bulgaristan Türk Şiiri Cilt II





NO: 75 ŞÜKRÜ HASAN KARACA (1940)







(Şükrü Hasanov Ahmedov)

Şükrü Hasan Ahmet 1940 yılında Kıcaali ilinin Lale köyünde fakir bir tütüncü ailesinde doğdu. İlk ve orta okulu doğduğu köyde okudu. Daha sonra Koşukavak (Krumovgrat) “Mustafa Suphi” adlı Türk lisesinden mezun oldu. Uzun yıllar Koşukavak (Krumovgrat) şehrinde bir Devlet kuruluşunda muhasebeci olarak görev yaptı. Dışarıdan verdiği sınavlarla Sofya Devlet Üniversites’inin Hukuk Fakültesini bitirdi. Daha sonra aynı şehirde, Gençlik Teşkilatının İlçe komitesinde “Türk Gençleri ile Çalışmalar” şubesinin sorumlusu olarak altı yıl kadar çalıştı. 1968 yılındaki yerel seçimlerde Kırcali ilinin Zvezdel Belediyesine Belediye başkanı seçildi. Orada da başarılı çalışmalarından dolayı bölge halkının sevgisini kazandı.

Belediyede görev süresi bitince tekrar eski mesleği olan avukatlık görevine döndü. Asimilasyon kampanyasında sustu, şiir yazmadı ve sessiz direnişe geçti. İşten çıkarılınca birkaç yıl inşaatlarda çalıştı. 1989 Kasım ayında Jivkov’un iktidardan uzaklaştırılmasından sonra tekrar göreve dönerek “Hak ve Özgürlük” Hareketinde aktif rol aldı. Halen Mastanlı (Momçilgrat) şehrinde oturmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır. Bulgarca ve Rusça biliyor.

Şükrü Hasan Ahmet’in ilk şiiri 1956 yılında Sofya’da Türk Çocukları için Türkçe yayımlanan “Eylülcü Çocuk” gazetesinde yayımlandı. Daha sonra adını yerel ve merkez basında ve yıllık şiir antolojilerinde sık, sık gördük. Şair şiirlerinde Rodoplara olan samimi sevgisini, doğanın güzelliğini ve kendi ruhunun endişeli çalkantılarını dile getirmektedir.

Bulgaristan’da şiirlerini bir kitapta toplayıp yayımlama imkanı bulamadı. Şükrü Hasan Ahmet kalemini makale, fıkra, monolog gibi diğer edebi türlerde de denedi. 1967 yılında “Halk Gençliği” gazetesinin “Hiciv ve Mizah” yarışmasında fıkra dalında özel ödüle layık görüldü.




YANIMA GELİRSEN[1 - “Rodoplardan Yankılar”, Sofya, 1968]


		Hastanedeyim, hastayım
		Eğer yanıma gelirsen
		Çiçek falan istemiyorum senden
		Gözlerinde semanın maviliği
		Dilinde kuşların şarkısı
		Senden Rodopları istiyorum
		Sevdiğim Rodopları..

    1965, Sofya



KIRLANGIÇLAR[2 - “Rodoplardan Yankılar”, Sofya, Narodna Prosveta Yayınevi 1968]


		Iskır’a doğru bakan orman
		Serpilmiş sapsarı bir kilim
		Bir ucu rüzgarın elinde…
		Bir ucu benim…
		Bazen kesif bir duman
		Sürünse de güzünde
		Gözü sevdalı olmak yamanmış hey yaman
		Ey kırlangıçlar güzel kuşlar…
		Bazen bir gölgesiniz göklerde, bazen hayalet
		Bazen alçaklardasınız, bazen yükseklerde
		Gıpta ediyorum ben size
		Sanki öpücük alıyorsunuz
		Gezdiğiniz memleket topraklarınızdan
		Yolculuk görünüyor gözünüze…

		Uçun, alabildiğinize uçun
		Uçun kırlangıçlar ….
		Gözümde tüten Rodoplar’ dan geçin
		Uğrayın benim köyüme de
		Telgraf tellerine konun sıra, sıra
		Bizim “Adacık” tarlada.
		Belki oradadır benim biricik Cemile ’m de
		Uğurlu yolculuk hey kırlangıçlar
		Sonbahara kalmasın sakın.
		Ağrılarımı unutturan kırlangıçlar
		Ben size benzetiyorum onu zaten.
		Sakin köyümden geçin akın, akın
		Selam iletin benden.

    1965, Sofya



SONBAHAR[3 - “Rodoplardan Yankılar”, Derleme, Narodna Prosveta, Yayın evi 1968]


		Tabiatın rengi soldu
		Sapsarı kesildi orman
		Öten kuşlar ötmez oldu
		Dağ başını sardı duman.

		Soğuk rüzgar sert esiyor
		Düşürüyor her yaprağı
		Güz yağmuru çiseliyor
		Kandırıyor şu toprağı.

		Bahçelerde türlü meyve
		Ana toprak verdi bize
		Armut, üzüm, erik, ayva
		Bol, bol yeter hepimize.

		Sona erdi güz ekimi
		Dindi kırda traktör sesi
		Kimi sevindirmez kimi
		Tarlaların ekilmesi.

    1966, Koşukavak



BÜTÜN GECE[4 - “Rodoplardan Yankılar”, Derleme, Narodna Prosveta, Yayın evi 1968]


		Bütün gece ak yel
		Usul, usul penceremi
		Yaladı dudu
		Sakin bir kalbin vuruşu gibi…
		Şapırtısı var saçak damlalarının
		Sabah
		Dağların eteklerine indiriverdi çemberini
		Müjdesi var baharın …
		Ak yelin kanadında.

    1967



UÇUN KUŞLAR[5 - “Yeni Hayat”, Gazete, Kırcali, “Esintiler”, Şiir köşesi 1968]


Sofya hastanesinde beni tedavi eden Dr. S. Asvazaduryan’a


		Bilmem, görmedim, ne zaman geldiniz
		Geldiniz yuvalandınız saçaklara
		Hoş geldiniz diyemedim size
		Ama biliyorum
		Gün olacak
		Uçacaksınız güneye…
		Uzaklara uçacaksınız.
		Siz Rodoplar’ dan geçeceksiniz
		Çalar çalmaz güz kapınızı
		Tüm yavrularınızla
		Uçacaksınız, uçacaksınız…
		Siz köyümden
		O “Yeşil Burun” dan geçeceksiniz.
		Beni yine burada bırakacaksınız.
		Neyse, yine gücenmiyorum size
		Uçup gidiyorlar diye....
		Aklımdan bile geçmiyor hasetlik
		Elbette ki gün olacak
		Ben de uçacağım, döneceğim ana kucağına
		Elbette ki gün olacak ben de uçacağım
		Öyle ya doktorum, öyle ya?

    1967, Sofya



NO: 76 NACİ FERHAT MESTAN (1940 – 2014)







(Naci Ferhadov Mestanov)

Naci Ferhat Mestan1940 yılında Kırcali sancağının Dedeler (Dyadovtsi) köyünde fakir bir köylü ailesinde dünyaya geldi. İlk okulu kendi köyünde, ortayı ve liseyi Eğri Dere (Ardino) şehrinde okudu. Daha sonra da Sofya Devlet Üniversitesinin Türkoloji Bölümüne girdi ve oradan mezun oldu. “Yeni Hayat” dergisinde işe alındı. Uzun yıllar derginin Kültür şubesinde çalıştı. 1970 yılların başlarında Partinin genel siyasetine ters düştüğü için dergiden uzaklaştırıldı. Naci Ferhat Rodoplarda bir kaç yıl öğretmenlik ve gazetecilik yaptı. Eğri Dere (Ardino) şehrinde Bulgarca çıkan “Ardino’nun Sesi” adlı gazetenin redaktörlüğünü yürüttü. Sürgün cezasını çekti ve “suçunu” anladı. Uslandı ve tekrar “Yeni Hayat“ dergisinde çalışmaya hak kazandı. Sonra uzun yıllar orada şube şefi olarak çalıştı.

1985 yıllarındaki Bulgarlaştırma kampanyasına önce tepki gösterdi daha sonra kampanyanın ateşli destekçisi oldu. Soydaşları tarafından dışlandı ve yalnızlığa itildi. 1989 yılındaki Demokratik Devrimden sonra gerçekleri değerlendirme imkanı buldu. Daha sonra pişmanlık şiirleri yazdı. Halen Sofya’da oturuyor. Sofya Radyosunun dış yayınlar servisinde Türkçe spikerliği yapmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır. Bulgarca ve Rusça biliyor.

Duru bir Türkçe ile lirik ve siyasi şiirler yazmaktadır. Şiirlerinde Rodop insanının doğa sevgisini ve yaşam mücadelesini isyankar bir ruhla dile getirmektedir. Şiirlerinden örnekler Bulgar’caya, Rusça’ya ve Kafkas dillerine tercüme edilmiştir.

Naci Ferhat Mestan’ nın Bulgarca yazdığı, yayınlanmış üç şiir kitabı daha vardır.

Eserleri:

“Dağlı ve Deniz”, Şiirler, Sofya, 1965

“Silk Yakandan Ölümü”, Şiirler, Sofya, 1995

“Dip Not”, Şiirler, Sofya 1999

“Umut Yarına Tuzak”, Şiirler, Sofya, 2009




BIRKAÇ TEL[6 - “Dağlı ve Deniz”, Sofya, Şiiler, Narodna Prosveta Yayınevi 1966]


		Bir kaç tel ver saçından
		Uğur getirirmiş saç
		hem de bir tarafa yaz
		vereceğim teller kaç.
		Çeviririm hepsini
		fırsat bulur gelirsem
		veya yıllardan sonra
		çıkar gelirsen bir gün
		saçlarını bulursun
		şiirime örülmüş
		sen gelmeden keserse
		yolumu ölüm.




BAHAR[7 - “Yeni Işık – Nova Svetlina”,Sofya, Sanat eki “Gönül Sesleri”, Mayıs 1972]


		Çoğu zaman böyle gelir
		Bizim tarafa bahar
		Sormadan söylemeden
		Gelir birdenbire.
		Gelir anlayamazsın
		Çıtır, çıtır dallarla
		Yeşillerle allarla
		Gelir salına, salına
		Yerinde duramazsın
		Çocuklar sezer önce
		Baharın geldiğini
		Salınır uçurmalar
		Asılır bulutlara.
		Müjde çiçekleri
		Mini, mini ellerde
		Açılır bütün kapılar
		Açılır umutlara.
		Gelinlik kızların
		Renklenir rüyaları
		Şimşek, şimşek olur
		Kirpik altında gözler.
		Çiçekler ışık ister
		Yaprak güneşe vurgun
		Kısalır geçeler
		Uzar gündüzler …
		Toprağın tavını düşünür dedem
		Yanar içinde bir şeyler
		Okşarken sakalının
		Işık tellerini......
		Günü dolmuş göç bekleyen köylünün
		Kanar içinde bir şeyler
		Titrer elleri
		Dalına konmuşum, çiçeğe vurulmuşum
		Çiçekleri sevmeyen arı olmaz.
		Ah ne iyi ah ne güzel
		Yuvasında bir kuşum
		Yuvasız kuşların
		Baharı olmaz.

    1972 Adino



GEÇ ANLADIM[8 - “Hak ve Özgürlük”, Gazete, Sofya, Sayı N:21 2 Haziran 1992]


		Gözlerimi açtıkça perdeye varıyorum
		Kapadıkça bu günüme yerleştim adım, adım.
		Ne zamansa yoluma çıkacak olan kadın
		Sokmuş bir çıkmaza beni.
		Bırakmış geç analdım.

		Bu acayip mezarlıkta bir şeyler arıyordum
		Benliğimi çiğneyerek yıllarca adım, adım.
		Geniş, yeni açılan kapıların ardından
		Bana uzanan eller
		Tırnakmış, geç anladım.

		Düşüncemi dondurdular, yırtık sesimi sordum
		Yanıtlayan dudaklar sırıttı adım, adım.
		Çizdikleri yolların en yapıcı niyeti
		Hırçın ayaklarımı
		Kırmakmış, geç anladım.

		Elde sıfır, akılda bir, hırpalanmış ve yorgun
		Geldim kapınıza, yürüdüm adım, adım.
		Yapacağım bir tek iş bildiğim gerçekleri
		Sağırların kulaklarına
		Haykırmakmış, geç anladım.

    Ekim 1991, Sofya



HEP CANIMI ALDILAR[9 - “Silk Yakamdan Ölümü”, Şiirler, Sofya 1995]


S. B. Öz’ e


		Taşıdım tırıl, tırıl
		Taşıdım sevgiyi
		Kirpiklerimin ucunda.
		Savundum gözlerimin içinde
		savundum iyilikleri.
		Çalınırken, davullar çalınırken
		acı çığlıklar işitilmesin diye
		onlar hep tokmak oldu
		Beni hep yıldırdılar beni…

		Gene de buradayım işte
		Akıl edip hiç saymadım
		kaç kere öldüğümü.
		Bilmiyorum zengin dostlar
		hangi kapıyı çaldılar

		nerelerde kaldılar?
		Ben çok para görmedim ki cebimde
		yolumu kesen hırsızlar
		hep canımı aldılar.

    1992, Sofya



GÜL BEYAZ ŞIIR OKURKEN[10 - “Silk Yakamdan Ölümü”, Şiirler, Sofya 1995]


		Bahar yelleri esiyor şeftali dallarında
		Akasyalar çiçek açıyor durup dururken
		Sevgiler kervan, kervan
		bizim dağ yollarında
		Gülbeyaz şiir okurken.

		Gülbeyaz şiir okurken
		Sesler geliyor kulağıma yılların arkasından
		Daha iyi anlıyorum
		Değerini bir kaşık mısır ununun
		Ve yanıyor gözlerimde ve kanıyor yüreğimde
		oyuncak hasretli çocukluğumun.

		Gülbeyaz şiir okurken
		Susuyor martılar, denizler duruyor
		Ölüyor hırcın dalgalar yaslanıverip kuma
		Kanım dondu donacak damarlarımda
		Dur, Gülbeyaz, okuma.

		Bir fırtına kopuyor sonra denizlerin dibinden
		Kamçılıyor dalgalar sahil boyu taşları
		Gülbeyaz şiir okurken
		Kemiriyor yelesini dumanlı dağ başları
		Renkler karışıyor, değişiyor mevsimler.
		Ha şimdi güz, işte bahar
		arkadan gelecek yaz.
		İnsan oluyoruz sesini dinledikçe
		Nazlanma, oku Gülbeyaz.




YÜREĞİMİN KAPISI[11 - “Silk Yakamdan Ölümü”, Şiirler, Sofya 1995]


		Sen ansızın geleceksin bir gece
		Hiç korkma gel.
		Yüreğimin kapısı sana açık bilirsin
		Bana sormadan girdin bir sızı gibi ince
		istediğin zaman çıkıp gidebilirsin.

		Sensiz geçen günlerimi anlatacağım sana
		Usulca otur dinle masal dinlermiş gibi
		Çok bekledim seni hadi uzat elini
		Gözüme bakma öyle geç kaldın dermiş gibi.

		Sen ömrünün baharında yeşil, yeşil bir filiz
		Ben de son baharında sarı yapraklar gibi
		Kaynaklarımı çaldılar çatlattılar dudaklarımı
		Bulutlara el açan susuz topraklar gibi.

		Ve gecem ve gündüzüm tutuştu saçlarından
		Dökül sicim, sicim gel söndür bu ateşi
		İnan bana, güven bana, gel bana, getir bana
		Ellerinde dünyayı, gözlerinde güneşi.

    Kasım 1971, Sofya



ŞİİRLERİMİN ÖBÜR YARISI[12 - “Silk Yakamdan Ölümü”, Şiirler, Sofya 1995]


		Şiirlerimin öbür yarısı
		Sigara kutularında kaldı,
		Yaldızından, yıldızından paklanmış
		Tertemiz tunç şiirler
		Basılmayan şiirler.
		Korkunç şiirler.

		Ben zaten dağınık adamım
		Akıl edip toplasanız bu şiirleri
		Elbet bir yeri bulunurdu
		Hazır tuğla nihayet
		Evsiz bir arkadaşa
		Ev kurulurdu.

		Hem de
		Ev gözünüz görsün
		Duvarı şiir
		Tavanı şiir
		Döşemesi şiir
		Çatısı şiir
		Penceresi şiir
		Kapısı şiir.
		Eh gene olmaz belki
		Şiir sevenler yurdu.
		Ama içindekiler
		İster istemez şiir okurdu.

    1974, Sofya



NO: 77 MEHMET AHMET SANSAR (1940)







(Mehmet Ahmedov Sansarov)

Razgrat iline bağlı Karaağaç köyünde (Brestovene) çok çocuklu bir çiftçi ailesinde doğdu. Ailenin ilk çocuğudur. İlk ve orta okulu doğduğu köyde bitirdi. Daha sonra Rusçuk şehrinde (Ruse) Meslek Lisesinin elektrik elektronik bölümünden mezun oldu. Zavet Devlet Makine Traktör Merkezinde göreve başladı. Orada iki yıl çalıştı. Askere alındı. Emek eri olarak askerliğini yaptı. Terhis oldu. Razgrat Cam fabrikasında uzun yıllar elektrik teknisyeni olarak çalıştı.

Bulgaristan’da ad değiştirme kampanyasında “Yeni Işık-Nova Svetlina” gazetesinin il muhabirliğine getirildi. Gazetede aktif olarak Bulgarlaştırma lehinde yazılar yazdı. Türk ahalisi tarafından dışlandı. 11 kasım 1989 yılının Demokratikleşme rüzgarları onu işsiz bıraktı. Ancak yıllar sonra milli görüşte af edilmez bir hataya düştüğünü anladı. 1992-1993 ders yılında Razgrat iline bağlı Demirciler köyüne Türkçe öğretmeni olarak atandı, orada birkaç yıl çalıştı. 2001 yılında emekli oldu. Halen Razgrat şehrinde oturmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır. Bulgarca biliyor.

Şiire lise yıllarında aşık oldu. Yaratıcılığa kısa ve lirik şiirle başlayan şair daha sonra sosyal ve siyasi konulara el attı. Şiirlerinde aşkı, barış ve savaş problemlerini işledi. Son şiirlerinde mantığın daha ağır bastığını görüyoruz. Duygularını kendi tarzı ile dile getiren ve kendi sesini bulan şairlerdendir.

Eserleri:

“Bir Akşam Üstü”, Şiirler, Razgrat 2000




UNUTMA[13 - “1964 Bıraktığı Şiirler”, Derleme, Sofya, Narodna Prosveta Yayınevi 1965]


		Unutma
		Benimsin ne zamansa
		Belki de çok acıyacak kalbim
		Ve usanacak gönlümün adaleleri bu bekleyişle
		Belki de bu özlem kalacak yıllarca içimde.
		Ve yakacak beni bu ihtiras bu hasret
		Yağmurlu geceler olacak belki ıstırapla dolu.
		Ama bendeki kavga bitmeyecek
		Gözlerim yolda olacak hep
		Ve gece yarılarına kadar ısrarla bekleyecek
		Sonra bir gün Maya dağını gezeceğim
		Yapayalnız deli gibi
		Bahçedeki güllerini göreceğim avludan
		Seni göremezsem
		Maya dağında masallar anlatacağım
		Sevdiğim insanlara doya, doya.....
		Padişahın en küçük kızı olacaksın
		Masallarımda sen
		… Eğer gelmezsen.

    1864, Razgrat



GÜN BATARKEN[14 - “Yeni Hayat”, Dergi, Sofya, 1965, N: 10]


		Güneşi kalbime benzetecektim az kalsın
		Kanlı, hasretli, yanık, bitik
		Bak yüceliğine göre
		Kalbim kadar küçüldü diyecektim
		Fakat kayboluverdi ansızın.

		Sen her gün
		Sen her gece benimlesin
		Bir gün gurupla gidersin sanıyordum
		Amma gitmiyorsun yıllardır.

		Misafirim ol bu akşam da
		Gitme yollasam da seni
		Kaderim ol istersen
		ziyanı yok…

		En güzel gecemiz
		Bu gece olsun nitekim
		Kederim de olsan gitme.

		Öylece kal içinde gözlerimin…




KİMSESİZKEN[15 - “1965 Bıraktığı Şiirler”, Derleme, Sofya, Narodna Prosveta, Yayınevi 1966]


		İşte böyle istemesem de geliyorsun
		Sokuluyorsun rüyalarıma istemesem de
		Git desem de yine geliyorsun.
		Rüyalarımda dinleniyorsun istemesem de
		Hatıralar diyorsun yanı başıma oturarak
		Anılar diyorsun.
		İlk akşamların kokusunu getiriyorsun bana
		O zaman sahteliği ile
		bir mehtap uzanıyor ağaçlar arasından
		Ve coşuyor ruhum bu kimsesiz
		saatlerinde gecelerimin.
		Seninle sermaye doluyor rüyalarım
		Seninle bir oluyor seyyar yıldızların pırıltısı
		Bildim bileli beyazlığı saman yolunun.
		Her saf ayrılıkta bir öpüş var.
		Bir güzellik ve gönüllerinde taşıdığı
		Ama bir kavga var senli benli her kötülükte.
		Her ayrılıkta bir kavgası var kötülüklerin,
		Gözlerini öpmesem diyorum bu defa
		Kendidir diyorum ayrılığın
		Bir kavga ile uyanıyor yalnızlığım.
		Ve seyahat eden kuşlar gibi
		Debrolmuş (bitkin halde) buluyorum tümünü.
		Gördüğüm rüyaların sabahları....
		Sonra iş başı yapmak var
		çok sevdiğim insanlarla
		gidermek yorgunluğunu bu gecenin.




İSTEĞİM[16 - “1966 Bıraktığı Şiirler”, Derleme Sofya, Narodna Prosveta, yayınevi 1967]


		Ben öyle istiyorum işte…

		Tabiatı yeşil görmek her zaman
		Ve solmadan çiçeklerin tüm renkleri
		Ve incitmeden insanlığı
		Kn üfür bile etmeden karıncaya
		Yaşamak, yaşamak.

		Kırmadan birde hiç bir şeyi
		Yalancılığın şarlatanlığın
		Köküne kıran sokmak
		Ve imdadına koşabilmek herkesin
		Öylesine bir kuvvet işte…
		Bir de ezebilmek her kötülüğü istediğimde
		Ve bir de istediğimde koruyabilmek bu dünyayı
		Ve yaşayarak ve severek
		Yaşam hevesini söndürmemek insanlıkta.

		Ben öyle istiyorum işte.




ORTAMSIZ SEVGİ[17 - “1967 Bıraktığı Şiirler”, Derleme Sofya, Narodna Prosveya, yayınevi 1968]


		Evler gibi yükledim belleğimi
		İnsan olmak
		Yaşamak geçiyordu benimde içimden.

		Salt seni değil
		İnsanları da sevmek
		Bir çağ boyu, dünyaca.

		Yasak ettin bana insan olmayı
		Her ilkyazı içimde yaşattım yaşamadan
		Seni değil kimseyi sevemedim,
		Sevmedim öpmedim
		Senin olsun diye sevgilerim
		Oldular mı?

		İnsan olmamak istedim sonra
		Mahkumlar gibi yaşadım
		Kendime karşı hiç yeşermeden
		Ne gölge yapabildim güneşli günlere
		Ne sisli havalarda benlik
		Yasak ettin bana insan olmayı da
		Çılgın akşamlardan korudun beni gönlünce
		Senin oldum mu?
		Şimdi neyim ben aslında?
		Ya bırak insan olayım
		Yahut’ ta gebereyim insansızlıktan
		Bir sevgi uğruna kirletme beni.

    1966, Sofya



KÜÇÜK SEVİNÇLER[18 - “1967 Bıraktığı Şiirler”, Derleme,Sofya, Narodna Prosveta, Yayınevi 1968]


		Uzun sürdü bu defa ayrıldığımız hafta
		Haftalardır hasretini çekiyorum
		O günü düşünüyorum da
		Her gün herkes gibiyken
		Pazarları bir büyük oluyorum
		Sana varacağımdan.


2

		Sigaramı çakmakla yakıyorum artık
		“Made in Austria” yazıyor dibinde
		Olup olacağı bir hediye dostlarımdan
		Hani öyle biçimi filan da yok ama
		Bir küçük sevinç ki içimde
		Insanları büyükten eden.


3

		Mektup yazdım şimdi yedek kalemimle
		Hem dostlarıma hem sana
		Kalemim “Soyuz” Leningrad’ tan…
		O bilir hani çocukluğumun şiirlerini de
		Yalnız gecelerimi de o bilir gülüm
		Yıldızların teker, teker sönüşünü de.


4

		Bir telefon yatıyor şimdi masamda
		Ne ses ne seda
		Bir sakinlik odamın her yerinde....
		Bir az sonra bir ses gelebilir
		Bu tellerle aşılabilir uzaklıklar
		Beklediğim olmasa da insan seviniyor gülüm.


5

		Bir benzeri var gönlümün sende
		Sen hakikisin düşüncelerimin.
		Az kimseler kaldı düşüncelerimde
		Unutamam ki artık gülüm içimdesin
		Aşık olsam da bir o kadar ben de
		Ama neyleyim kadınım el aleminsin.


6

		Küçük sevgiler bitmiyor nasılsa
		Büyük oluyorlar ama gün, gün
		Gülmek güzel şey gülüm
		Güzel şey sevinmek
		Bu dünya yaşadıkça tatlı
		Bir de sevilmek var ya hani
		Onu yapmalıyız gülüm insan kaldıkça.




PENCERE[19 - Şiir, özel olarak, 1 Nisan 1993 tarihinde, Şaban Kalkan’a gönderilmiştir.]


Şaban Mahmut Kalkan’a


		Yazgımıza saplı bir tasayla
		Hüseyin Baba Tekke’sinden geçiyoruz
		İlk yazın esas renkleri
		Yorulmamış yeşil ve sarı.....
		Çimenler fışkırmışlar topraktan
		Yaban elması ağaçlarının yaprakları,
		Altın balıklar gibi ayaklarımızda
		Ayaklarımızda Mazhar Paşanın silinmemiş izi
		Yıpranmamış algılarımızla
		Güneş renginde bir hava soluyoruz
		Ben aşık sen mutlu bir “Gerginlik” in[20 - “Gerginlik”: Şaban Mahmudov’un şiir kitabını adı] peşinde
		İçimiz şiir, dışımız şiir, usumuzda yaşamak
		Göğün mavisinden olumluluğu süzüyoruz
		Mayısın yeşilinden olumluluğu
		Yarınımız belirsiz bir sır ama
		Yanılgılarımız gerekliliğin sevinci içinde....
		Bir sülük gibi yapışmışlar güneşin dudaklarına
		Sonra bir yonca tarlasının ortasında
		Bir falcı eline bırakarak yazgımızı, ayrılıyoruz.
		Atlayışlarımızla setleri aşmış
		Mavi umutlu, yeşil ışıklı bir pencereyiz şimdi
		Yok hele yenilgi yok, yok hele, yitmek yok
		Ko özgün ve uyaklı bir şiir kaysın içimizden
		Yıldız gibi.........
		Ko mecazdan bir iz kalsın ardında ateşten
		Sen bu açık pencereden giren aydınlığın puantası[21 - Puanta: Işığın aksetmiş şekli] ol !
		Bu defa falcı biziz.

    31.03.1993, Razgrat



NO: 78 ALİ ŞEVKET DURMUŞ (1940)




(Ali Şevkedov Durmuşev)






Ali Şevket Durmuş 1940 yılında Kırcali ilinin Nenkovo köyünde fakir bir tütüncü ailesinde doğdu. İlk ve orta okulu kendi köyünde okudu. Daha sonra Kırcali Türk Pedagoji okulundan 1956 yılında ilk okul öğretmeni olarak mezun oldu. Uzun yılar Kırcali ilinin Bel İzvor köyünde sınıf öğretmeni olarak görev yaptı. Daha sonra Sofya’da ki “Kliment Ohridski” adlı Devlet Üniversitesi’nin Türkoloji Bölümüne yazıldı ve dışarıdan verdiği sınavlarla yüksek öğrenimini tamamladı. Halen Ardino orta okulunda Türkçe öğretmeni olarak görev yapıytı. 2004 yılında emekli oldu. Bulgarca ve Rusça biliyor.

Ali Şevket Durmuş şiirle çocukluk yaşlarında tanıştı ve bir daha şiirin büyüsünden kurtulamadı. Şiirlerinde Rodop insanının göç acılarını, sevgi konularını, çocukların temiz ve renkli dünyasını sıcak bir dille işledi. Bunun dışında kalemini edebiyatın diğer dallarında da denedi ve başarılı eserler kaleme aldı. Birçok şiirinde toplumun aksaklıklarını dile getiren hiciv ve mizah yüklü bir yaklaşım göze çarpmaktadır. Ali Şevket Durmuş zorunlu göç fırtınasından kendini kurtaranlar arasındadır. O doğduğu topraklarda kalmayı başardı. Boşalan ve yalnızlığa itilen Rodop köylüsünün yeni trajedisini yaşayan biri olarak bu faciayı şiirlerine esas konu edip, protestosunu sürdürdü.

Şiirleri Bulgaristan’da yayımlanan Türkçe merkez ve yerel basım sayfalarında yarım asırdan beri yer almaktadır.

“Kadın Deyip Geçme”, Şiirler, Sofya, 2003




KÖYÜME[22 - “Halk Gençliği” Gazete, Sofya, 21 Şubat 1968, Sayı N: 8]


		Güzel köyüm, şirin köyüm seninle
		Aramızda zıddiyet var bilirsin
		Benim yaşım yıl geçtikçe ilerler
		Senin aksine sen gencelirsin.

		Bu gencelme, güzelleşme nereden?
		Dile gelip anlatsana olmaz mı?
		Geçmişini bilen, halini gören
		Aşka düşüp hiç sana vurulmaz mı?

		Yeni, yeni yükselen şu evlerin
		Andırıyor küçük birer sarayı
		Televizyon ve radyo antenlerin
		Süslüyor üzerinde semayı.

		Boydan boya uzanan sokakların
		Benzetiyor seni hepten şehre
		“Emrimizdesin sen artık” diyorlar
		Köylülerin hırçınlaşan nehre…

		Anlatmazsan söyle bana a köyüm
		Seni gören geçmişini anmaz mı?
		Ve çehreni seyreden her yabancı
		On sekizlik Rodoplu kız sanmaz mı?

    1968, Byal İzvor, Kırcali



BAHÇE[23 - “Filiz “ Gazete,Sofya,04 Şubat 1994,Sayı N: 3]


		Bahçe, bahçe olmak için
		Çapa ister, kürek ister
		Çapa ile kürek ise
		Merak ister yürek ister.

		Bahçe, bahçe olmak için
		Zararlıyı sezmek ister
		Zararlıyı sezmek ise
		Her yanını gezmek ister.

		Bahçe, bahçe olmak için
		Sıkça, sıkça bol su ister
		Bol suyunu vermek ise
		Deposunu bulmak ister.

		Bahçe, bahçe olmak için
		Merak ister emek ister
		Emeğin ürünü ise
		Tatlı, tatlı yenmek ister.




YEŞİL ORMAN[24 - 3. “Filiz” Gazete, Sofya,04 Şubat 1994 Sayı N: 3]


		Yeşil orman cıvıl, cıvıl
		Kuşlarıyla zevkli bana
		İnsan oğlu vurulur mu
		Sesiz kalan ormana?

		Yeşil orman şırıl, şırıl
		Irmağıyla zevkli bana
		İnsanoğlu vurulur mu
		Susuz kalan bir ormana?

		Yeşil orman tavşanıyla
		Geyiğiyle zevkli bana
		İnsanoğlu vurulur mu
		Cansız kalan bir ormana?

		Yeşil orman rengi ile
		Rüzgarı ile zevkli bana
		İnsanoğlu vurulur mu
		Renksiz kalan bir ormana?




ÇIPLAK EV[25 - “Filiz” Gazete Sofya, 04 Şubat 1994,Sayı N:3]


21 Mayıs 1991 yılında Türkiye’ye göç etmesiyle içimde onarılmaz yaralar bırakan pek sevimli ve yetenekli öğrencim N. N.’ ye.


		Avlusunda kuzu vardı
		Oğlanı ve kızı vardı
		Kalplerinde sızı vardı
		Her canlının çıplak evin.

		Adreslendi mobilyası
		Büyük küçük her eşyası
		Sezildi Bursa havası
		İçinde bu çıplak evin.

		Kuşlar gamlı bahçesinde
		Telaş var köpek sesinde
		Gözler yaşlı faresinde
		O karşıda ki çıplak evin.

		Nesi eksik, nesi yoktu
		Karı koca terler döktü
		Her canlısı boyun büktü
		Göç yüzünden çıplak evin.

		Ağlama sen güzel evim
		Şirin evim, çıplak evim
		Yaşlar dökme siyah kedim
		Talih böyle ne edeyim?




SAKIN[26 - “Bir Damla Su” Antoloji Sofya 1996]


		Bir zamanlar biz bizeyken
		Ay altında diz dizeyken
		Yıldızları indirdiysem
		Şimdi neden deme sakın.

		Çoluk, çocuk bilmem deme
		Giriverince gündeme
		Biraz seni incittiysem
		Beni suçlu görme sakın.

		Sen işlerken ben yattıysam
		Kahvelerde zar attıysam
		Sana öfkeli baktıysam
		Kaba sözler deme sakın.

		İşlerimiz iyi gitsin
		Alem bize gıpta etsin
		Kem sözleri kısa kestim
		Kinden çelenk örme sakın.

    1996



NO: 79 AHMET HASAN CEBECİ (1940)







(Ahmet Hasanov Cebeciev)

Ahmet Hasan Cebeci 1940 yılında Hacıoğlu Pazarcığı (Tolbuhin, Dobriç) ilinin Pirli köyünde aydın bir öğretmen ailesinde doğdu. İlk ve orta okulu köyünde okudu. Daha sonra Razgrat Türk Pedagoji okulundan ilk okul öğretmeni olarak mezun oldu. Bir yıl köyünde öğretmen olduktan sonra iki yıl da Hacıoğlu Pazarcığı’nda yeni açılan Türk Lisesinde Türk Dili ve Edebiyatı derslerini okuttu. Askere alındı, döndükten sonra köyünde ve ilin değişik bölgelerinde öğretmenlik yaptı. 1963 yılın son aylarında gizli örgüt kurma suçundan tutuklandı. Hacıoğlu Pazarcığı İl Emniyet Müdürlüğünde ve Sofya’da aylarca sorgulandıktan sonra dört yıl hapis cezasına çarptırıldı. İki yıl ceza evinde kaldı, umum aftan istifade ederek özgürlüğüne kavuştu. İllegal faaliyetinin her geçen günle güçleştiğini anlayan Ahmet Hasan Cebeci 1966 yılında bir dava arkadaşı ile beraber Türkiye Cumhuriyetine iltica etti. Öğrenimine Ankara Gazi Üniversitesi Tarih Bölümünde devam etti. Halen orada öğretim görevlisi olarak görev yapmaktadır. Ankara’da oturuyor. Evli ve iki çocuk babasıdır. Bulgarca biliyor.

Şiirle çocukluk yıllarında tanıştı. Şiirin siyasi ve sosyal gücünü çok erken, daha gençlik çağında anladı. Şiirlerinde milli ve dini duygularını ön plana çıkardı. Mısralarında güçlü bir Vatan hasretini ve özgürlük hayallerini, kararlı bir düşünce silsilesiyle dile getirdi. Şiirlerinde klasik vezni ustalıkla kullandı. Şiirlerinin dışında denemeleri ve yüzlerce bilimsel yazıları vardır. Bir çok panel ve bilimsel sempozyumlara iştirak ederek Balkanlarda ki Türk varlığını çürütülemeyecek delillerle ispat etti

Bu güne kadar şiirlerini bir kitaba toplayıp yayımlamadı. Şiirleri kendi dosyasında, dostlarının arşivlerinde ve dergilerde dağınık bir şekilde yer almaktadır.




VATAN MARŞI[27 - Şiir, İsmail İbişoğlu Tunalı’nın arşivinden alındı, Ankara 1989]


		Çiğnetme sakın, Allah sana en hak dini vermiş
		Dünyada ki en hoş dili, en has dili vermiş
		Ecdat sana en has yurdu ve en hoş ili vermiş
		Saltık eli, Demir eli, Paşa eli vermiş.

		Türklük yolu, İslam yolu bu gittiğin hak yol
		Ey Türk yaşa, ey din yaşa, ey dil yaşa var ol.

		Bir gün gelir elbet, biter bu kapkara devran
		Sabrın sonu selamettir, bu iman davran
		Yurdun senin ecdat kabri, etme sakın viran
		Çalış, koru, cennet bağı eyle, durma bir an.

		Türklük yolu, İslam yolu, bu gittiğin hak yol
		Ey Türk yaşa, ey din yaşa, ey dil yaşa var ol.

    Ekim 1961 Kara Abdullah – Hacıoğlu Pazarcığı



RAZGRAT DESTANI[28 - Şiir, İsmail İbişoğlu Tunalı’nın arşivinden alındı, Ankara 1989]


		Kurulmuşsun Deliorman’ın düzünde
		Gelen geçen yolculara hansın sen
		Zümrüt yeşil ovaların yüzünde
		Suya yanmış susuzlara cansın sen.

		Akşam olup karanlıklar çökende
		Kızıl hunhar masum kanı dökende
		Mazlum ahı semalara çıkanda
		Azatlığa nurlar saçan tansın sen.

		Toprağında sessiz yatan yatırlar
		Zannetme ki toprak olmuş yatarlar
		Bir bakmışsın önde sancak tutarlar
		Hasan Demir Babaya vatansın sen.

		Sipahi der ki: Koçlar yatağı
		Alp erenler, gök yarenler otağı
		Al bayraklı yiğitler toprağı
		Ey Razgrat, bayraklara kansın sen..

    1963, Razgrat



VATAN HASRETİ[29 - Şiir, İsmail İbişoğlu Tunalı’nın arşivinden alındı, Ankara 1994]


		Yıllar yılı hasretinle tutuşan
		Garip gönlüm senin için yanıyor
		Senden ayrı gurbet elde dolaşan
		Evlatların seni anıp dönüyor.

		Vatan senin her karışın benimdir
		Her ağacın, her insanın canımdır
		Al bayrağın ecdadımdan kanımdır
		Bayrak aşkı yüreğimde kanıyor.

		Bir kuş olup uçabilsem semana
		Konabilsem kardeş dolu ummana
		Bir açılsa, gelse yollar imana
		Derim: Kuşlar yuvasına dönüyor.

    1963



BALKAN MÜCAHİTLERİ MARŞI[30 - Şiirler, Ahmet Şerif Şerefli’nin arşivinden, Bursa 1994]


		Türklük bizim şerefimiz, şanımız
		Din uğruna akar temiz kanımız
		Vatan için feda olsun canımız.

		Türk İslam’ız, Ay yıldızız, sönmeyiz
		Dünya yansa andımızdan dönmeyiz.

		Dobruca, Deliorman bizimdir
		Gerlovayla, Kocabalkan bizimdir
		Rodop denen Türklü volkan bizimdir.

		Türk İslam’ız Ay yıldızız sönmeyiz
		Dünya yansa andımızdan dönmeyiz..

    02 Ağustos 1963



DENİZ ŞAİRİNE[31 - Şiir, İsmail İbişoğlu Tunalı’nın arşivinden alındı, Ankara 1994]


Şair Recep Küpçü’ye


		Daha dün kükreyen o coşkun deniz
		Bu gün yerde durgun, durgun yatıyor
		Vadiye sığmayan gür akan ırmak
		Göçen yıldız gibi solgun batıyor.

		Deniz sessizce bak mateme dalmış
		Coşkun dalgalar yok, su ıssız kalmış
		Bahçemde ki gülü kızıl yel almış
		Bülbülün feryadı arşı tutuyor.

		Çökmüş üzerime kara bulutlar
		Boğulmuş kana bütün umutlar
		Yasaklarla dolu kahpe komutlar
		Çaresiz derdime bin dert katıyor.

		Irmaklar kurumuş, çağlayanlar durmuş
		Güneşsiz dünyamı karanlık sarmış
		Toplanmış kurt kuş, hep secdeye varmış
		Bülbüller ağıtlı, yaslı ötüyor.

		Deniz yaşlı gözle bakıyor ona
		Yaslı kanlı, gamlı akıyor Tuna
		Akma Tuna, derdim yetiyor bana
		Sönmüş ocağı bak duman tütüyor.

		Kahpe düşman aldı senin canını
		Caniler vampirce içti kanını
		Gün olur alırız intikamını
		Uyu dostum uyu, sabrım yitiyor.

		Recebin kanın emen bu toprak
		Uyanıyor şimdi bak yaprak, yaprak
		Mezarını örten o allı bayrak
		Yepyeni bir vatan kökü atıyor.

		Sipahi’ yim, yılmam düşman selinden
		Dönmem asla ülkü denen gelinden
		Bayrağı bir Mehmet kaptı elinden
		Uyu şair, yeni erler yetiyor.

    1966



DELİORMANDA BAHAR[32 - Şiir, Latif Karagöz’ün arşivinden alındı, Çorlu, 01 Eylül 2002]


		Güzel olur Deliorman’ın baharı
		Güller açar pembe, beyaz, al olur
		Mis kokulu ormanların seheri
		Ilık, ılık gönül okşar yel olur.

		Akçabardak muştu verir kırlara
		Yeşil, yeşil halı olur yerlerde
		Delikanlı kır çiçeği derler de
		Sevgilimin duvağına tel olur.

		Kilim olur yaseminle, sümbüller
		Yol boyunca selam verir al güller
		Ağaçlarda şarkı söyler bülbüller
		Dinleyenler hayran olur kul olur.

		Sarı çiğdem ışık saçar ay gibi
		Menekşenin mor kaşları yay gibi
		Tülübaba[33 - Tülübaba: Deliorman’da bir çiçek] kurulur bir bey gibi
		Gören gözler mest olur, bir hal olur.

		Koyun kuzu ovalara yayılır
		Sihirli bir kaval sesi duyulur
		Çiftçi dayı ekimine koyulur
		Bizim ilde harman hasat bol olur.

		Sipahi der aşık olup yazmalı
		Deliorman’ın dilberini sezmeli
		Arı olup çiçek, çiçek gezmeli
		Bu kırlarda petek, petek bal olur.

    1966, Razgrat



NO: 80 İSMAİL AHMET ÇAVUŞ (1940-2017)







(İsmail Ahmedov Çavuşev)

İsmail Ahmedov Çavuşev 1941 yılında Razgrat iline bağlı Hebip Köy (Vladimirovtsi) de dünyaya geldi. İlk okulu ve ortayı doğduğu köyde okuduktan sonra Sofya’da açılan Türk Pedagoji okuluna gitti. Ve oradan mezun oldu. İki yıl kendi köyünde öğretmen oldu. Askere alındı. Bulgaristan’da çok az Türk çocuğu sıra askeri olarak askerlik yapar, lakin babasının yeni idareye olan katkılarından dolay İsmail Çavuş bu imtiyazdan faydalanabildi. Terhis olduktan sonra Sofya’da Kliment Ohridski adlı Devlet Üniversites’inin Şarkiyat Bölümünü kazandı ve oradan Türk Dili ve Edebiyatı uzmanı olarak mezun oldu. Önce “Piyoner” adlı Türkçe neşredilen çocuk dergisinde çalışmaya başladı. Dergi kapatılınca “Halk Gençliği” gazetesine atandı. Orada uzun yıllar çalıştıktan sonra o gazete de kapandı. Belli bir zaman işsiz kaldı, sonra “Yeni Işık” gazetesinde işe başladı. Edebiyat uzmanı olmasına rağmen uzun yıllar gazetenin İktisat bölümünde çalıştırıldı. Birkaç yıl Dış Haberler servisine gönderildi. Gazetenin bayıltıcı atmosferine dayanamayarak istifa etti. Birkaç yıl Sofya Devlet Üniversitesinde Türk Dili ve Grameri derslerini okuttu. Orda da haksızlıklara dayanamadı tekrar “Yeni Işık” gazetesine döndü. Birkaç yıl çevirmen olarak görev yaptı. Ad değiştirme kampanyasında sustu ve idarecilere susarak cevap verdi.

On bir Kasım 1989 Demokratik Devrimden sonra, “Işık” ve “Güven” gazetelerinde kurucu üye olarak görev aldı, çok ağır bir dille asimilasyon olayların ifşa eden yazılar yazdı. Sofya da yeni açılan İslam Enstitüsü”nde Türk Dili ve Grameri dersleri okuttu. “Hak ve Özgürlük Hareketi”ni destekledi. “Hak ve Özgürlük” gazetesinin dört yıl baş yazarlığını yaptı. 2002 emekli oldu. KIBATEK kurucu üyesidir. Halen Sofya’da oturuyor. Evli ve iki çocuk babasıdır. Bulgarca ve Rusça biliyor.

Şiirlerinde sosyal konuları, gazellerinde aşkı ve neslinin özgürlük özlemini dile getirdi. Şiir,röportaj ve siyasi yazıları ile tanınmaktadır. Kutlu doğum haftası şiir yarışmasında 2 ödülü aldı. 1997 Türkiye Dinayet VAKFI “Vuslat” şiiri ile ikincilik ödülü aldı. Türkiye Dinayet Vakfının1998 yılında Ankara’da düzenlediği “Balkanlar ve KKTC” adlı şiir yarışması “Haziran Yangını” şiiri ile üçüncü oldu, “Ümit” dergi Sofya 1998, N. 19

Eserleri:

“Dilek”, Şiirler, Sofya / 1967

“Yay Burcu”, Şiirler, Sofya 2002

“Altın Petek”, Çocuk Şiirleri, Antoloji, Sofya 2001

“Türkçe Dil Bilgisi”, Sofya, 2002

“Gazetecinin Artık Yılları”, Anı roman, Sofya 2004

“Terapi Patikası”, Öyküler, Sofya, 2005




GAZEL[34 - “Dilek”, Şiirler, Sofya, Narodna Prosveta Yayınevi, 1967]


		Bilmem aynı mey, aynı kadehle yine içilir mi
		Ve aynı yol, bir gün olur yine geçilir mi.

		Bir kere gelmiş geçmiş sayılırken o günler
		Aynı bahçelerden, aynı çiçekler biçilir mi.

		Bir kutup gecesinin karanlığı, sarmışken etrafı
		Acep o ümit yıldızı, bir gece tekrar seçilir mi.

		Bahar da nice bekleyiş, nice çiçeklerle gelir
		Siz söyleyin, bu güzel bahardan geçilir mi.
		Açmadıysa da eski bahçelerde aynı çiçekler
		Aynı dudaktan, aynı nektar içilir mi.

    1966, Sofya



DANTEYLE HAZBUHAL[35 - “Dilek”, Şiirler, Sofya, Narodna Prosveta, Yayınevi 1967]


		Cehennem bir değil artık Dante
		Beş değil
		Ve senin tanımadığın cehennem çok değişti
		Nice yeni cehennemlere sahne oldu hayat.
		Dünyevi komediler oynaya, oynaya
		Gölgede kaldı şarklı din ulemasının
		nar ile pür cehennemi.
		diri insan eritmiş
		krematoryumların yanında.
		Cehennem araf ve cennet.
		Muhayyel değildi seyahatlerimiz
		Katran değil
		kayalar yanıyordu ayaklarımızın altında
		Ve cehennemlerden geçerek dünya lanetle
		görgüsüne çıktı bir Paskalye sabahı
		yeryüzünün mübarek Kudüs’üne.
		Yeni bir Beatriçe – tıpkı senin eşsiz sevgilin -
		Ateşlerin ardından görünüyordu gözümüze
		Ve karanlıkta nazik ince ve güzel
		elini uzatarak bize
		rehberlik etti.
		Çelik toplarımızın en güçlü salvosunu
		Yuvasına döktük ejderin / Cehennem olsun /
		Alevler etrafa saçıldı, dünyayı ateşlediler
		Bundan bu gün yanmada yer, yer cehennemler
		ve içlerinde büyük saffetiyle Beatriçeler
		Fakat sen pek iyi biliyorsun ki Dante.
		Biz isteriz ki sevgilimiz elimizden tutarak
		Yıldızdan yıldıza uçursun bizi
		Ve en son haykıralım: Yeter!
		Artık ne bir kimse cehenneme gitmeli
		Ne de dünya cehennemler içinde devam etmeli!

    Sofya



BAŞLIKSIZ ŞIIR[36 - “Dilek”, Şiirler, Sofya, Narodna Prosveta, Yayınevi 1967]


		Sen baharı yaratıyorsun içeride
		Son bahar pencereleri zorlarken
		Sarı gölgeler gibi perdelerde
		Düşen yaprakların izi erken, erken.

		Isıtır son bir gayretle kuytularda
		Sıcak yazda arda kalan o güneş
		Mahzun bir anne gibi yorgun sularda
		Yüzer iki kuğu birbirine eş.

		Yükselir sonbaharın ıslak sabahında
		Tüten buhardan gibi bir buğu
		Mağrur dağ başlarında dağın ahında
		Yüzer baş başa iki dost kuğu.




SEVENLER[37 - “Halk Gençliği”, Gazete, Sofya, 30 Haziran 1967, Sayı N: 26]


Svetanka’ya


		Anlatsak anlamazlar yüceliğini sevgimizin
		Oysa ki sevenlerdir yaşatanlar dünyayı
		En güzel türküleri sevenlerdir çalan
		Bizimdir tellerine dokunulan gitar.
		Onlar ki hayatta bir gün bilmeyecekler
		Anlatsak anlamazlar yüceliğini sevgimizin.

		Dehşet bir ümitle bekler sevenler
		En bitik, en küçük, en son eşliğinde
		Hiç olmayacak dönüşünü gidenlerin
		Ve sonsuz bir ümitle ardından terk edenlerin …

		Onlar ki hayatta bir gün bilmeyecekler
		Nasıl dehşet bir ümitle bekler sevenler.




ŞAİR[38 - Şiir, 1 Nisan 1973 tarihinde, Şaban Kalkan’a gönderilmiştir.]


Şaban Mahmudov’a


		Şair olmadıysak da
		Şiirler karaladık karınca kaderince
		Ve anladık mesleğin müşkül oluşunu.
		Anladık şairin haykırışını susuşunu
		Eller uyurken sen uyanacaksın
		Vicdanlar susarken sen haykıracaksın…
		Uyandıracaksın insanları birin, birin
		Başkaca yalan.
		Büyük laflar etmiş olması şairin …

    1969, Sofya



FALCI[39 - Şiir, 1 Nisan 1973 tarihinde, Şaban Kalkan’a gönderilmiştir.]


		Bana yüzyıl vadeden falcı,
		demek daha yarıya çok var....
		Tut ki otuzu geçmiştir artık
		Henüz dün saymaya alıştığım yıllar.

		Yüzyıl büyük laf, yarısı yeter
		Kolay mı bu günde yarım asır geçinmek
		Bir ömür değil mi, savaşa, savaşa biter
		Tam bir asra bedel şimdi bir yıl didinmek.

		Barut, bomba, balta ve baskı
		Kan, kaza, kalp ve kanser…
		Dünya sade bu değil ki
		Kolay mı her doğanla doğ her ölenle can ver.

		Ölüm diye bir yön yok pusulamızda
		Dünyadan savaşa, savaşa gideceğiz
		Bana yüzyıl vadeden falcı,
		Söyle hayattan nasıl vazgeçeceğiz

    12. Şubat 1973, Sofya



BURSADA SALA[40 - Hak ve Özgürlük”, Gazete, Sofya, 20 Kasım 1992 Sayı N:47]


		Gezdim adım, adım yeşil Bursa’yı
		Dolaştım yüce ecdadın türbesini
		Yeşil camide dinlendim tekrar, tekrar
		Ataların maziye karışan sesini.

		Duydum ki çınlıyor içimde hala
		Şimdi mi başlıyor geleceğe o akın?
		Yeşil camide okunan o güçlü sala
		Neden böyle bildik bu derece yakın.

		İçimde çiçeklenen bir sevda sürüyor
		Bu ne sihirli şehir.,bu ne yaman
		Gördüm ki damarlarımda dolaşıyor
		Bursa türbelerinde duran zaman.




İSTANBULA UYARI[41 - Hak ve Özgürlük”, Gazete, Sofya, 20 Kasım 1992 Sayı N: 47]


		Mavi semalarda yüklü boydan boya
		Ucu göklere değen sivri minareler
		Bildin mi sofiyane haliyle ne der?
		Fatihi, Süleymaniye’ yi, Sultan Ahmed’i
		Yahut’ ta tarihi Ayasofya’ yı
		Ayakta tutan direkler …
		Kolay değil iki kıtaya ayak basmak, İstanbul
		Kapında dost bekler, düşman bekler.




NASİP[42 - Hak ve Özgürlük”, Gazete, Sofya, 20 Kasım 1992 Sayı N:47]


		Beyazıt’ta bir güvercin kanadı
		Boğaz içinde gümüş bir dalda
		Sultan Ahmet’te okunan ezan sesleri....

		Bir şarkı güftesi Gülhane parkında
		Eminönü, Üsküdar, Çamlıca
		Gerçek bu mudur? Hayal mi bunca?
		Saraylar, camiler, meydanlar, hanlar
		Güncel işi peşinde koşan insanlar.

		Tarih ve bugün örüm, örüm kucak, kucak
		İşte Boğaziçi, Marmara sımsıcak
		Burada herkese ömür boyu sevgi var
		Uzan okşa Haliç’ i, karşıda Üsküdar
		Artık yok bir özlemim, kalmadı bir ahım
		Bana İstanbul’u nasip ettin Allah’ım.




MEST ETTİN BENİ[43 - Şiir, 03 Kasım 1998 tarihinde, KKTC Gazimağosa şehrinde İsmail Çavusev’in dosyasından alındı]


		Mest etti beni İstanbul’un hali
		Aradım caddelerinde üstat Yahya Kemali
		Anladım ki İstanbul’u sevmek için bir yürek
		Balkan şehirlerinin özlemini çekmek gerek.

    1996, İstanbul



ECDAT YOLU[44 - “Yay Burcu”, Şiirler, Sofya 2002]


		Ecdat asırlar önce çekip başını
		Bu topraklardan ta nerelere gitmiş
		Yolunda evladına devretmiş savaşını
		Varılacak yelere hasretle bitmiş
		Bozkırlarda kavgayı dağlarda yası
		Şarkı edip söyleyen yiğitmiş.

    1993, Almatı



AKROSTİŞ[45 - “Yay Burcu”, Şiirler, Sofya, 2002]


		Seni seviyorum demek lafa kolay
		En sıcak en güzel, en derin sularda
		Neredesin diye sormadan sana varmak
		İşte sevgilerin en güzeli dünyada
		Sen kaderim oldun doğan güneşim
		Ey beni benden eden gönüldeşim
		Varsın yıllar yılı dinmesin acım …
		İlkyazım, kışım, sonbaharım, yazım
		Yaşa rüyalarımın gizli kuytularında …
		Orda bulmalıyım seni bu gün de yarın da
		Rüzgarlar dinsin gözlerimin yaşında.
		Unutmadım sana verdiğim vaadi
		Madem ki hala seni seviyorum bu yaşımda.

    1999, Sofya



NO: 81 MEHMET ALİ MACAR (1941)







(Mehmet Aliev Macarov)

Mehmet Ali Macar 6 Ekim 1941 yılında Kırcali ilinin Sırt köy (Rogozçe) köyünde fakir bir tütüncü ailesinde dünyaya geldi. Kader onu daha küçük yaşta üç aylık iken babasız bıraktı. Annesiyle birlikte Eğri Dere’ye giden Mehmet Ali Macar ilk ve orta okulu orada bitirdi. Daha sonra 1961 yılında Kırcali Türk Pedagoji okuluna yazıldı ve üç yıl sonra oradan ilk okul öğretmeni olarak mezun oldu. Uzun yıllar Rodopların çeşitli köylerinde ilk okul öğretmeni olarak görev yaptı. Türk çocuklarına alfabeyi öğreterek Türkçe sevgisini onların minik yüreklerine yerleştirdi.

Bulgarlaştırma kampanyası onu Kırcali ilinin Çiftlik köyünde öğretmen olarak buldu. Bu kampanyaya karşı direnen şair işten atıldı ve üç yıl inşatlarda çalışarak hayatını kazandı. 1989 yılının Haziran ayında zorunlu göçe tabi tutularak Türkiye’ye iltica etti. Malkara şehrine yerleşti ve oradaki ilk okulda müdür yardımcısı olarak göreve başladı. Halen o görevi sürdürmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır. Bulgarca biliyor.

Mehmet Ali Macar şiiri çocukluk yıllarında sevdi, lakin ilk şiir denemelerini öğretmenliğe başladığı yıllarda yaptı ve bir daha şiirden ayrılamadı. O şiirlerinde yurt sevgisini ve milli bilinci dile getirdi. Onun şiirlerinde sıcak bir duygu yoğunluğu ve Rodop Türk folklorunun deyim özelliklerini buluyoruz ki, bu da onun şiirine yeni bir ifade ufku getiriyor.

Eserleri Türkçe merkez ve yerel dergi ve gazete sayfalarında serpilmiş bir vaziyettedir.

“Yıllaar ve Yollar”, Şiirler, İstanbul, 2006




ÖMÜRDEN KALAN[46 - Şiir, Mehmet Ali Macar’ın arşivinden]


		Çiçek açar
		Solar çürür
		İnsan doğar,
		Yaşar ölür.
		Ondan yalnız
		Anı kalır.

    1959, Kırcali



YOLLAR VE YOLCULAR[47 - “Bizim Anyurt Antolojisi”, Niyazi H.Bahtiyar, İstabul 2001]


		Yollar var ki inişli çıkışlı
		Dikenli taşlı
		Hep yokuşa sürer kişiyi
		Hasret dolu gurbet yolları
		Acı dolu göç yolları…
		Yolcuların yalın ayakları
		Çatlak, patlamış tabanları
		Bazıları aşar yılları
		Yarıda kalır bazıları…
		Gölgede gölgelenir
		Kimilerine yetmez ömür
		Ne kadar gidilirse gidilir
		Yolun somuna gelinir.
		Orası artık son duraktır
		Gözlere siyah perde çekilir
		Kişi karanlığa bürünür..
		Bırakarak arkasında izini
		Götürdüğü cepsiz kefendir
		Kalıcıdır tüm yollar.
		Bekler yeni yolcular…
		Neler görmüş
		Neler geçirmiş
		Kahkahayla gülmüş
		İçin, için ağlamış
		Avaz, avaz haykırmış …
		Çağıl, çağıl çağlamış
		Türk olduğu için
		Kumsalda öldürülmüş.

    1980



ZOR GÜNLER[48 - Şiir, Mehmet Ali Macar’ın arşivinden]


		Sessiz, sessiz ağıtlar,
		Söylenir köşelerde.
		Duygular gömülüdür
		En derin yüreklerde.

		Umut sinmiş içime
		Esen rüzgarlar kuduz.
		Kapanmışım içime
		Kalmadı hayat huzur.

		Gündüzle gecem olmuş
		Gecelerim simsiyah
		Güneşe var da batış
		Yok, yok, yok, yok, yok doğuş.

		Ölenler toprak oldu
		Sızlıyor kemikleri
		Bahçemde gülüm soldu
		Kayboldu bülbülleri.

		Bülbüller konmaz oldu
		Güllerin tacına
		Böylesine bir zulüm
		Geldi Türk’ün başına.

    1987, Kırcali



RODOP GÜZELİ[49 - “Bizim Anayurt Antolojisi”, Niyazi H. Bahtiyar, İstanbul 2001]


		Eli kınalı gözü dualı
		Kaşı sürmeli başı sevdalı
		Ayağı hallı (büyük) sırma ceketli
		Tatlıdır dili, Fatma’dır adı
		Takmış telleri Rodop güzeli
		Ne güzel gülüyor mavi gözleri.

    1987



CABİLLER’DE GECE[50 - “Bizim Anyurt Antolojisi”, Niyazi H. Bahtiyar, İstanbul 2001]


		Cabiller’ de gece buz
		Gece ayaz, yıldızlar sayısız, parlak
		Elle tutulacak gibi alçak[51 - “Yakın” anlamında kullanılmıştır]
		Pomak Ahmedin evi eski, ahşap
		Odada üç yatak
		Birinde Halil İbrahim
		Öbüründe Emmi Süleyman
		Birinde de ben.
		İçeride soba kurulu
		İçinde yok yakacak.
		Soğuk boğdu uykumuzu
		Battaniye yıprak.
		Çeneler sabaha kadar çarpacak
		Gözle kapalı uykulara
		Yarın doğacak güneş
		Yine donuk olacak.

    1987



PAYDOS MEMLEKET HASRETİNE[52 - “Bizim Anyurt Antolojisi”, Niyazi H. Bahtiyar, İstanbul, 2001]


Nazım Hikmet’e


		Bir gemi geldi İstanbul’dan Varna’ya
		Okşadı gemiyi, yandı elleri
		Girdi yüreğine acıttı.

		Bir gemi kalktı Varna’dan İstanbul’a
		Yaktı yüreğini
		Kalkan tavası gibi.
		Dolu gözlerle baktı ardından
		Uzun, uzun....
		Ama rahat ol sen artık
		Paydos Vatan hasretine
		Memleketine geleceksin
		Belki de dilediğince
		Anadolu’ya gömüleceksin,
		Koca Nazım usta.




SEVGİDEN YANA[53 - “Bizim Anyurt Antolojisi”, Niyazi H. Bahtiyar, İstanbul, 2001]


		Bir dünya istiyorum sevgiden yana
		Kırgınlıklar, dargınlıklar bir yana
		Tüm yüzler gülsün, kaşlar benzesin yaya
		Çocuklar mutlu olsun, gelmesin dara.

		Şiirler yazılsın hiç yazılmadık
		Besteler yapılsın hiç yapılmadık
		Çiçekler açılsın hiç açılmadık
		Yollar geçilsin hiç geçilmedik.

		Kuşlar uçsun hiç görülmedik
		Uçurtmalar salınsın hiç salınmadık
		Şarkılar söylensin hiç söylenmedik
		Gönüller çelenk örsün hiç örülmedik.

		Kekik koksun doğa, hiç kokulmadık
		Sevgiler yaşansın, hiç yaşanmadık
		Güller dikilsin hiç dikilmedik
		Bülbüller sevda yaksın, hiç yakılmadık.




NO: 82 HÜSEYİN RASİM GÜLER (1941)







(Hüseyin Rasimov Mustafov)

Hüseyin Rasim Güler 1941 yılında Silistre ilinin Bosna köyünde bir çiftçi ailesinden doğdu. İkiz eşidir, ikizlerin ikincisi, ilk okulu köyünde ortayı Silisterde okudu. Razgrat Türk Pedagoji okulundan diploma aldı ve üç yıl ilk okul öğretmenliği yaptı. Askere alındı. Terhis olduktan sonra Sofya Üniversitesi’nin Türkoloji Bölümünü kazandı. Oradan mezun oldu. Kendi köyünde uzun yıllar orta okul Türkçe öğretmenliği yaptı. Daha sonra Silistre şehrine yerleşti. Orda Türkçe neşredilen “Ziya” gazetesinin Sanat ve Kültür sayfasını yönetti. Gazete kapanınca şehrin çeşitli liselerinde Bulgar Dili ve Edebiyatı derslerini okuttu. Bir ara Silistre Yüksek Öğretmen Enstitüsünde mürebbilik yaptı.

Asimilasyon politikasına direniş gösterdiği için tutuklandı, sorgulandı ve kısa süreli sürgüne gönderildi. 1989 yılında zorunlu göçe tabi tutuldu. Türkiye’ye iltica etti. Uzun yıllar İstanbul Ticaret Meslek Lisesinde Edebiyat öğretmenliği yaptı. 2003 yılında emekli oldu. Halen İstanbul’un Yeni Bosna semtinde oturmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır. Bulgarca ve Rusça biliyor.

Hüseyin Rasim Güler şiire ergenlik çağında gönül verdi. İlk şiiri on altı yaşındayken Rusçuk’ta Türkçe neşredilen “Tuna Gerçeği” gazetesinde yayımlandı. Daha sonra Hüseyin Rasim Güler şiirden ayrılmadı. Şiirlerinde kendi lirik duygularını ve gezip dolaştığı yerlerden esinlendiği doğa güzelliklerini dile getirmektedir.

Eserleri:

“Kardelen”, Çocuk şiirleri, İstanbul, 1997

“Çoktan Tükenirdi Bu Nefes”, Şiirler, İstanbul, 1996

“Kıbrıs İzlenimleri”, Yolculuk notları, İstanbul, 1998

“İstanbul Defteri”, Şiirler, İstanbul 2001

“Rumeli Türküleri ”, Derleme, Prizren, Kosova 20003

“Köprü”, Mehmet Ali Oruç’un şiirleri, Derleyen, Hüseyin R. Güler İstanbul 20003

“Dünyayı Geze Geze”, Şiirler, İstanbul 2005

“Bodrum Esintileri”, Anı, İstanbul, 2008




AKIN[54 - Şiirler, Hüseyin Rasim Gülerin arşivinden]


		Şehir misali gemilerimiz
		Balık gibi suları yarar.
		Çelik kanatlı kuşlarımız
		Maviliklerden maviliklere dalar
		Yapay uydularımız
		Döner mi döner
		Uzay gemimiz.
		Gökleri deler
		Akın var akın
		Demek ki bu gün değilse yarın
		Biz misafiriyiz
		Mars’ın, Ay’ın.

    1959 Ocak, Razgrat



BİZ İNSANLAR


		Biz insanlar
		Kurucusuysak bugün yeryüzünün
		Yarın yelkenler açacağız
		Evren yolculuğuna

		Doluşacağız uzay yolcusu gemiye
		Otobüse biner gibi …
		Ve konacağız gezeğenden gezeğene
		Uçacağız koşacağız, yıldızlar aleminde
		Bir sözle uzayı fethedeceğiz kardeşim
		Yüzeceğiz uzay gemisiyle uzay denizinde
		İnan buna.
		Güç bizde, fen bizde
		İnanç denen kudret dümeni
		Sağlam irademizle
		Döndükçe elimizde …

    Mart – 1965, Bosna Köyü Silistre





SEN MİSİN, ARDA?


		“Ben sana demedim mi canlarım
		Yusuf’um, kayıklar batacak…”

    Rumeli Türküsü

		Sen misin bre, Arda
		Sen misin bre çılgın nehir
		O Yusuf’u alıp giden?
		Getir Yusuf’u
		Getir Yusuf’u.

		Bakıyorum da doludizgin atlar gibi
		Coşuyor suları Arda’nın
		Hiçbir şeyden habersiz
		Her şeyden bihaber …
		Ötelerde
		Kayıklar beliriyor
		Sonra bir yat
		Kıyak mı kıyak
		Küçümencik
		Derken
		Bir türkü karışıyor
		Akışına dalgaların :
		“Çıkar abanı poturunu Yusuf’um
		Dalgalar alacak…”

		Eyvaah!
		Dalgalar dehşetle çarpıyor
		Sahilde kayalara
		Bakışlarım bir başka oluyor
		Düşüncelerim karışıyor
		Bir başka oluyorum
		Bir canavar misali
		Atlayıp da sulara
		Boğmak istiyorum Arda’yı
		Tüm hırçınlığımla
		Yitirdi diye
		O civanım Yusuf’u …
		Amma şu
		İyilikleri de olmasa
		Toprağa ve insanlara
		Faydası dokunmasa!

    Temmuz 1965, Kırcali



BAKU – VARNA


		Şöyle bir
		Baku’nun deniz sahiline
		Şu neftçiler denen yere
		İndim mi bir kere
		Varna’ yı düşünürüm
		Burası her şeyiyle
		Erliğin destanıdır.
		Her manzara her şey her satır
		Neonlu limanı bu şehrin
		Ve mavisi yeşili alı
		Varna’yı hatırlatır,
		İki can kan kardeşidir
		Varna – Baku
		Onlar ki bu toprakların
		Ela gözüdür kalem kaşıdır
		Onlar ki sancılı dünyamızın
		Birer can kardeşidir.

    Temmuz 1974, Baku



DOST BAKU


		Ben sizi dost bilerek geldim Baku’ya
		Her anımda dost ilde dost ellerde bildim kendimi.
		Gönlüm burada öylesine hoş ki
		Bir kuş olup uçacak.
		Aranızda dolaşarak mutluluk dağıtacak!

    Temmuz 1974, Baku



NO: 83 AYŞE HÜSEYİN BİLAL – ŞİŞMANOVA (1941 – 2012)







(Ayşe Hüseyinova Bilalova Şişmanova)

Ayşe H.Bilal Şişmanova 1941 yılında Razgrat iline bağlı Kalova (Dyankovo) köyünde aydın bir ailede doğdu. İlk ve orta okulu doğduğu köyde okudu. Devamla Razgrat Türk Pedagoji okulundan mezun oldu. Dört yıl Huma ile Mumcular (Sveştari) köylerinde öğretmenlik yaptı.O yıllarda Gençlik teşkliatında çalışan Salih Hakkıev ile evlendi. Ayşe H.Bilal Şişmanova Razgratta tam 38 yıl öğrencilere ve velilere öğretmenlik görevini bıkmadan fedakarca icra etti.

Ayşe H.Bilal Şişmanova şiire Razgrat Türk Pedagoji okulunda öğrenci iken sevdalandı.Bir daha şiirden hiç ayrılmadı. Şiir onıun sırdaşı ve dert ortağı oldu.Şiirin siyasi ve sosyal gücünü çok erken sezdi. Şiirlerinde evlatlarına, eşine olan sonsuz sevgisini, halkın sevincini, kederini ve asimilasyona tepkisini mısralarında cesurca terennüm etti.

17 Aralık 2000 yılında kurucusu ve kaşkanı olduğu “Razgrat Güzelleri” adlı folklor grubunu kurdu. Bu grup Deliorman’da ve Türkiye Cumhuriyetinnin çeşitli şehirlerinde Bulgaristan Türklerinin folklor zenginliğini ve dans kültürünü başarıyla temsil etti. Bu gün de büyük bir özveriyle çalışmalarına devam etmektrdir. Ayşe Şişmanova şiirlerinde Bulgaristan Türklerinin asimilasyon trajedisini kadın duyarlılığı ile geniş kapsamlı ele alan önde gelen şairlerimizdendir.

Razgrat şehrinde oturuyor. Evli ve iki çocuk annesi ve bir torun sahibidir.

Eserleri:

“Mevsimler Yine Dönecek” Şiirler Razgrat 2006

“Güneşe Kar Düştü” Şiirler, Razgrat, 2008




DELİ-DOLU DELİORMAN


(Sülbiye ve Habil GÖÇGELDİ ailesine)


		Deli dolu demişler
		Çılgın demişler sana…
		Varsın desinler deli
		Canım Deliorman’a…

		Havasına, suyuna
		Mücevher toprağına
		Can feda olsun
		Hayranım ormanına…

		Razgrat denen beldesi
		Deliorman incisi
		Lom suyu ezgisinin
		Kim değildir delisi…

		Deli desinler deli
		Ver dünyaya elini
		Barış, kardeşlik seli
		Deliormanın emeli.

    2 Ağustos 1965 Demir Baba Tekkesi



KIŞ – 1985


		Korkunç bir kış
		Ve bekleyiş….
		Yüreklerde dertler
		Gözlerde keder
		Umutsuz bir bahar
		Kalpler duracak kadar…
		Hayır duramaz.

		Obüyük yürekte
		Küçük bir pencere bırakıyorum…
		Hissediyorum,
		Oraya biri girmek istiyor
		Sanki bu toprakşlarda nöbet tutuyor
		Cesaret kardeşim
		Cesaret diyor kalbim…

    Şubat 1985 Razgrat





KÖYÜMDE 1989 ISSIZLIĞI


(Ağabeyim Hasan Bilal ile eşim Salih Hakkıev’in gece konuşmalarından sonra yazılan şiir.)


		Yeşil tarlalar umutsuz, mutsuz
		Evlerin çoğu kimsesiz.
		İnsan izi kalmamış yamaçlarda
		Türkmen beyin torunları
		Tek, tek göçmüş başka diyarlara…

		Batıyor batıdan güneş
		Parlıyor çoban yıldızı
		Bir kaç insan, dönüyor yorgun, sessiz
		Dağılmış, perişan yuvaları sinsi, sinsi…
		Vatan dediğin şey İnsandır elbet
		Meleyen kuzu, ağlayan bebek
		Eş, dost kalmadı yanıbaşımda…
		Ağlarım bakıp, bakıp sana
		Hayat ırmağında yıkanan
		Altın gibi ebediyyen parlıyarak.
		Koruduğum sürece bu diyarı
		Parlayacak yine çoban yıldızı....
		Ay bir çiçek gibi açacak adeta
		Gökyüzünde ki çardakta
		Kavuştuğu an
		Çalışkan insanlarına.

    20 Ağustos 1989 Kalova



DELİORMAN


		Deliorman asırların gür sesi
		İnsanıyla sarmaş dolaş yaşayan…
		Ağıt yazar Demir Baba çeşmesi
		Aşık gibi sevgiliye dert yakan…

		Ormanında güvermiş meşeleri
		Toprağına ter döker efeleri
		Gündüz sıcak, serindir geceleri
		Deiorman sevgiliye dert yakan.

    20 Mayıs 1991 Balabanlar Razgrat



BU AKŞAM


		Kızım Sevda’ya
		Bu akşam yüzüyor gecelerde düşüncelerim
		Yüreğimin gizli derinliklerinde
		Günlerimi değerleştiren
		Gecenin geçmeyen saatleri
		Mahvetti beni
		Düşünürken seni…

		Bu akşam
		Yuvarlak dolunayın altında
		Yine arayacağım uykumu.
		Yüreğime inecek bitmeyen acı
		Gözlerim arayacak
		Günün doğacak gölgesini…
		Kendi derdimle kaldım burada
		Yalnızlığı kokladım o anda
		Sonbaharda kurumuş yapraklarda.
		Bugün de akşam oldu.
		Bu akşam
		Yine yüzecek gecelerde
		Düşüncelerim.

    Aralık 1995 Razgrat



BENİM ŞEHRİM


		Deliorman’da Razgrad’ın olduğu semtte
		Eşsiz Lom nehrinin aktığı yerde
		Tüm sokalklarını geziyorum….
		Karşılaştığım insan yüzlerinde
		Zaaftan, acıdan izler görüyorum.

		Bu insanların haykırışlarında
		Çaresizliğnde gençliğin
		Bütün seslerde,bütün yasaklarda
		Beyinlerine vurulan zinciri görüyorum…

		Nasıl ağlıyorlar içten sessizce
		Karartılmış günlerini gördükçe
		İşsizlik çökmüş içlerine
		Bir umut bekliyorlar elbette….

		Ama nerede, yeryüzünün tanrısı
		Umutmuş onları doğrusu…
		Merhemet denen duygu kalmamış
		Hayat bir arayış beyhude
		Çünkü herşey insanın beyninde.

    Nisan 1995 Razgrat



VEFATNAME


Ağabeyim Hasan Bilal’a


		Bir Eylül sabahı getirdi
		Senin kara haberini
		İçime bir ateş düştü ki sorma
		Rüzgarın asvurdu, güneşin kavurdu…
		Ölüm haberin
		Yaktı,tutuşturdu beni.
		Oysa ben, Eylüllü severdim
		Güz çiçeklerinin açışını
		Yaprakların sararışını....
		Bu defa bir açış açtı ki, sorma
		Şimdi yaklaşınca sarı yapraklara

		Hala titrerim.
		Demek, zaman Eylüldür derim
		O zaman o ateş yine yanmaya başlar
		Paramparça olur dünyam benim…
		Seni arıyuorum, sözde yaşıyorum
		Yaklaşınca her Eylül
		Bu böyle olacak…
		Seni unutmak
		Asla mümkün olmayacak.

    30 Eylül 1998 Razgrat



BENİM ODAM


		Saat sinirli, sinirli tik taklıyor
		Çiçekler gülerek soluyor
		Müzik ve şarkı sesleeri
		Ellerim birşeylşer yazıyor…

		Odam yine yaşıyor
		Kendi tuhaf özel hayallariyle
		Rüzgar şiddetle savrularak
		Sıcak endamlı vücu kavrularak
		Yaşıyor odam gökyüzü maviliğini
		Bekçisi olarak.
		İçimde bir elem
		Yüreğimde burukluk.

		Yaşıyor odam tik taklayarak
		Sinemi yakarak.

    2 Ocak 2000 Razgrat



GÖKKUŞAĞI


		Bir demet çiçek yapmak isterdim
		Aşkım sana
		O yağmur sonrası semada ki gök kuşağından
		Ve nazik ismini ıtıt saçan menekşelerle
		Yazmak isterdim zaman tuneline....
		Şimdi bir mlek gibi sakin, ışıldyarak

		Bazı zaman bana şiirler yazdırarak
		Devam ediyorum yoluma
		Seni hatırlayarak.....
		Evet, bir demet çiçek yapmak isterdim
		Aşkım sana.
		O yağmur sonrası
		Semada ki gök kuşağından
		Sonra, sevgiyle dolu aşk ocağından
		Yangınlarla dolu yüreğimle
		Seni anısayarak
		Selam gönderirdim sana
		Aşk diyarından…

    2000 Sofya



UYKUSUZ GECELERDE


Salih Şişmanov’a


		Geceler ağır,
		Geceler sağır,
		Geceler uykusuz
		Bağır, bağır, bağır....
		Uykusuz geceler burada
		Onu düşündüğüm anda
		İçime bir hüzün çöker…
		Gözlerim ümit dolu yollarda.
		Beni benimle bıraktın giderken
		Gözlerimin feerinde kaldı caziben.
		Uykusuzum, bilirmisin nedenini
		Gönlüme oturdum
		Ben yalnızlıkla kaldım,
		Hep uykusuz gecelere darıldım

    24 Ocak 2006 Razgrat



NO: 84 CEMAL KEMAL (1941)







(Cemal Kemalov)

Cemal Kemal 1941 yılında Kırcali ilinin Söğüt Kesiği (Mleçino) köyünde fakir bir köylü ailesinde doğdu. İlk ve orta okulu doğduğu köyde okudu. Daha sonra Koşukavak şehrinde Makine-Traktör Meslek Lisesinden mezun oldu. Uzun yıllar araba tamircisi, şoför ve Emek Ziraat Kooperatifinde yönetici olarak görev yaptı. Bu çalışmaları esnasında bölgenin etnik, sosyal ve ekonomi durumunu çok iyi tanıma fırsatı buldu. Aldığı çeşitli görev ve sorumlulukları vicdanı ile yerine getirdi. Şiiri hiçbir zaman ihmal etmedi.

Cemal Kemal 1989 yılında zorunlu göçe tabi tutuldu. Türkiye’ye iltica etti. İstanbul’a yerleşti. Özel bir şirkette kıdemli şoför olarak çalışıyor. Halen İstanbul’da oturuyor. Evli ve iki çocuk babasıdır. Bulgarca biliyor.

Cemal Kemal şiir yazmaya çocukluk yaşlarında başladı. Onun diğer şairlerden farklı bir tarafı var, o şiirlerinde siyasi ve sosyal konulara dokunmamaya özen gösterdi. Şiirlerinde hep aşk konularını işledi. Kadın dünyasının ruhsal çalkantılarını orijinal bir dille terennüm etti. Şiirleri genç kuşaklar tarafından çok sevildi ve okundu. Kırcali’ de neşredilen “Nov Jivot” adlı il gazetesinin “Yeni Hayat” adı ile yayımlanan Türkçe sayfasının “Esintiler“ köşesinde bir çok şiiri yayımlandı. Bunun dışında Türkçe merkez ve diğer il gazetelerinin sanat sayfalarında şiirleri sık, sık yer aldı.

Totaliter rejimin Türkçe’yi yasak kapsamına alması şairin şiirlerini bir kitapta toplayıp yayımlamasına engel oldu.




SEVGİ[55 - “Yeni Hayat”, Gazete, Kırcali “Esintiler” Şiir köşesi 1976]


		Yılların geçip gidişiyle
		Gözlerim her gün yar yollarında…
		Yumak, yumak duman soluyan baca
		Alıp götürüyor beni uzaklara…
		Etrafımdaki oksijen kıvılcımları
		Çiçek, çiçek kayboluyor.
		Karşımda duran güzellerin gözleri
		“Yarana tuz koy da
		Acısı ciğerini yaksın” diyor.

    1976



DİNLE[56 - “Çağdaş Rodop Türk Şiiri Antolojisi”, Antoloji, Niyazi H. Bahtiyar,İstanbul 1998]


		İçim bomboş bir oda…
		Kalabalık bir cadde ortasında
		Ürkek ve korkak
		Uçacakmış gibi bakarak
		Kaçacakmış gibi
		Titresin yaprak, yaprak…

		Şimdi
		Aylarca, senelerce yolunu izlesem
		Bir üzüntü alıp ta gider seni,
		Yolu tükenmez bir dağ ardında…
		Dur, sabret biraz
		Dinle, gül dalım
		Güzel bahçelerin de çiçeği sensin.
		Ne yazık ki
		Her zamanki gibi
		Yüreğim
		Dayanmaz
		Af ettirmezsen bana ettiklerini.

    1977, Söğüt Kesiği – Kırcali



DÜNE KADAR[57 - “Çağdaş Rodop Türk Şiiri Antolojisi”, Antoloji, Niyazi H. Bahtiyar, İstanbul 1998]


		Düne gelince
		İkimiz de yeşil bir fidandık
		Zaman oldu budandık.
		Zaman oldu tomurcuk bağladık
		Baharda sarmaş dolaş umutlarla…
		Bazen da bak
		Şu giden kışın
		Beyazlığına inandık.

    1977



GENÇLİK ÇAĞI[58 - “Yeni Hayat”, Gazete, Kırcali “Esintiler” Şiir köşesi 1977]


		Beni en çok sevdiğini sandığım
		En dar günlerimde bazen
		Seni dile getirmek de
		Zor sanatmış meğer…

		Dönüp de seni görebilirsem
		Yeniden Aşk Bağı’nda
		Dünyaları bağışlarım
		Hiç tereddüt etmeden
		Sırlarımı bile söylerim
		Anlayabilesin diye…

		Düşüncelerimin aydınlığında ışıyan
		Dümdüz bir çığır
		Sen gerçekte o, değilsin
		Hayatsın, çiçeğim
		O gelmez gitti artık
		Bir daha dönülmez yollara.




DENİZE DÖNÜŞÜMDE[59 - “Çağdaş Rodop Türk Şiiri Antolojisi”, Antoloji, Niyazi H.Bahtiyar, İstanbul 1998]


		Her gelişimde bir başka görürüm seni
		Bilmem aylardan Mayıs olduğundan mı?
		On sekiz çağlarında bir kız kesti yolumu …
		Hissediyorum seviyi, ellerim dümende
		Ne yazık ki anlayamadım yine
		Öğle olmuş, ortalık yeşil, yeşil.

		Dayanıp kalıverdim sahilde
		Kafamda çeşitli düşünceler kıvranırken
		Hep eskisi gibi nöbette
		Ufkun kaybolduğu yere kadar.
		Belki turna gözü gibi berrak
		Semanın tesirinden olmalı…

		Şimdi bende sahildeyim
		Bir nazik güzelle
		Kim bilir hangi sahilde yıkandı
		Gülüşüyle eritti kalbimi.
		Bana yalvarış düştü ne çare
		Yeter açma pencereyi
		Seni duyan olur
		Sana göz koyan olur
		Çek perdeyi.

    1978



AYRILIK[60 - “Çağdaş Rodop Türk Şiiri Antolojisi”, Antoloji, Niyazi H.Bahtiyar, İstanbul 1998]


		Ürkek geyikler misali
		Günlerce benden kaçıyorsun
		San ki bir daha hiç dönmeyecekmişsin.
		İtersen dönme.
		Ne söylesem benim için
		Bir de senin için
		Hepsi boşuna.
		Biliyorum
		Bir gün olacak da
		Sen de anlayacaksın
		Yanardağlar gibi hiç aralıksız
		Yanıp kül olduğunu…
		Merhemini ben de değil
		Başka birisinde arayacaksın.
		Zannımca anlayacaksın
		Ki mesut olsan da
		İlk sevginin ateşi ile ısınacaksın.
		Ama ne ettinse bana ettin
		Bırakıp beni gittin
		Kanadı kırık bir güvercin gibi sokaklarda…
		Yoksa kalbinden O da silmişti beni artık
		Her nasılsa.
		Yine sana götürdü beni tüm yollar
		Tomurcuklar çatlarken dal ucunda.

    1978



ELVERİR BUNCA YIL[61 - “Çağdaş Rodop Türk Şiiri Antolojisi”, Antoloji, Niyazi H. Bahtiyar, İstanbul 1998]


		Elverir bunca yıl ayrılığın elemi
		Sensiz rengi solan bir bahar içimde
		Ne yapsam bu sevda gitmiyor senden öte
		Artık dayanamam kapını çalmaktır niyetim önce.

		Işıl, ışıl bir geceyi kovalarken gündüzler gene
		Yıldızlar da düşmüş o an bekleyişten yere
		Seni candan sevmiştim kıymetini bilmedim, niye?
		Sevmeyenlerin yürek nesine…?

    1978



SÖYLE NİYE?[62 - “Çağdaş Rodop Türk Şiiri Antolojisi” Antoloji, Niyazi H.Bahtiyar, İstanbul 1998]


		Söyle niye?
		Söz verirsin o saatte varacağım diye
		Hala da gelirsin, incir gibi Vildan’ ım
		N’oldu haberini alamadım?
		İçime dinmeyen bir sancı indirdin
		Karlı sokaklarda gözlerken yolunu
		Islak ayaklarım soğuklamış
		Şimdi merhemini bile bulamaz doktorlar..
		Merhamet umuyorum
		Yol boyunda ki taşlardan, ağaçlardan
		İster inan, ister inanma…
		Bir iki değil bu aşk dansını oynadığın…
		Elbet bir gün gelir de
		Anlarsın suçun sende olduğunu
		Baharda akasyalar açarken…
		Ben sana söylemiştim ya
		Kazanlık diyarından
		Al, sarı, kırmızı güller getireceğimi
		Ne yazık ki, elimde soldu koklamadan güller.

    1978



NO: 85 ALİ MUSTAFA BONCUK (1941)







(Ali Mustafov Boncukov)

Ali Mustafa Boncuk Razgrat iline bağlı Kalova (Dyankova) köyünde fakir bir çiftçi ailesinde doğdu. İlk ve orta okulu doğduğu köyde okudu. Liseyi Razgrat’ta bitirdi. Birkaç yıl otobüslerde şoför muavinliği yaptıktan sonra Sofya Devlet Üniversitesi’nin Türkoloji Bölümünü kazandı. Oradan mezun oldu. Uzun yıllar Razgrat köylerinde Türkçe öğretmeni, Türkçe yasak kapsamına alınınca eğitmen olarak görev yaptı.

Rejimin baskılarına baş eğmedi, isminin değiştirilmesine karşı koydu. Görevinden uzaklaştırıldı. Mesleğine uygun olmayan bir çok işte çalıştı. Ailece sürekli baskı altında tutuldu. Şiirlerinin Türkçe yayınlanması yasak edildi. Bütün bu sindirme çabalarına rağmen Ali Boncuk Türkçe şiir yazmaktan vazgeçmedi.

11 Kasım 1989 yılında Jivkov rejimi iktidardan indirildi, ülkede demokratik rüzgarlar esmeye başladı. Bu değişim sonucu Ali Mustafa Boncuk sevdiği öğretmenlik mesleğine döndü. Şimdi köyünde Türkçe öğretmeni olarak çalışmaktadır. Ali Mustafa Boncuk evli ve üç çocuk babasıdır. Bulgarca ve Rusça biliyor.

Ali Boncuk şiiri lise yıllarında sevdi ve ilk şiirlerini de o yıllarda yazdı. O, kısa, ölçülü ve serbest vezinli şiirler yazdı. Şiirleri sıcak ve duygu yüklüdür, ruhları okşar ve düşündürür. Şiirlerinde Deliorman insanın sevincini ve kederini dile getirir. İsim değiştirme ve göç ile ilgili olan şiirleri Türkçe okul kitaplarında da yer almaktadır.

Şiirlerini baskı ve yasaklar yüzünden kitaplaştıramadı. Gazete ve dergi sayfalarında dağınık bir şekilde yer almaktadırlar.




ADIM[63 - Şiirler, Ali Boncuk’un arşivinden, 02 Ekim 1999 tarihinde alınmıştır.]


		Lekesiydi utancıydı yüzümün
		Bana silahla verilen adım
		Gizli bir kurt gibi üzüntü
		Her gün emerdi ömrümü hayatımın.

		O dehşet gün perişandı halim
		Tükendi, kesildi tüm hislerim
		İleri değil, döndü geri, geri
		Açık denizde yol alan yelkenlerim.

		O dehşet gün birden bire üstüme
		Sanki asırlık dağlar yıkıldı
		Kurşunlanan ezanlı adım
		Kalbime gömülüp Ali kaldı.

    1992 Kalova – Razgzat



YURDUM


		Doğan günün eşiğinde
		Umut dolu bir evrensin
		Seni seven gönüllerde
		Tükenmeyen bir güvensin.

		Ünlü çoban kavalında
		Çalınan bir içli ezgi
		Yaz yağmuru ovalarda
		Tanrımızdan gelen sevgi.

		Yurdum bizim ön sokakta
		Söylenen bir özlü türkü
		Sayfa, sayfa betiklerde
		Okuduğum şanlı öykü.




ISSIZ EV


		Bu evin sahibi nerede?
		Cıvıl cıvıldı bu ev mutlu seslerle
		Şimdi yerde tozlu yırtık perdeler
		Ses selamet yok, yok burada kimse.

		Damında yuvalanmış nice baykuşlar
		Geceleri korkunç türkü söylerler
		Her yanda dalgın üzgün komşular
		Göçte kalanları candan özlerler.




NE GÜZEL


		Ne güzel bürünüşün
		Akşamları allara
		Telli uzun uçkurun
		Yaraşır şalvarına.

		Kül eden bir özlemle
		Düşmüşüm yollarına
		Tanrı nasip ederse
		Varacağım yanına.

		Nişan durağım benim
		Allı pullu gelinim
		Mutluluk bizim olsa
		Ulaşınca kapına.




DELİORMAN


		Gelin gibi süslü hür Deliorman
		Sensiz gönlüm gözüm sensiz olamam
		N’olur ayrılmasın evlat anadan
		Huzur dirlik sen de ey güzel yuvam!

		Soyum sopum sana ezelden hayran
		Toprağın verimli, güneş sımsıcak (sıcacık).
		Erden ormanların dillere destan
		Ben sana vurgunum ey güzel bucak.

		Burada yaşamıma olamasın engel
		Kutsal bir varlıksın baba ocağım.
		Sen yaşam gücümsün en güzel emel
		Sarmaş dolaş olsam ana kucağım.




İNSANLIK NERDE?


		Yılların kıyımcı, baskı kırbacı
		Şakladı çılgınca, yandı üstümde
		Sızarken gönlüme derin bir acı
		Sessizdim, çaresiz insanlık nerede?

		İnsaf merhamet yok, yok bu düzende
		Tekme yumruk kırbaç bedava işte
		Bu da az gelirse silahlar elde
		Çiğnendi onurum, insanlık nerede?

		Çökünce karanlık köyün üstüne
		Milisler gelirdi konuk yerine
		Evim dönüşürken bir cenk çölüne
		Tanrı’ ma sığındım, insanlık nerede?

    1994 Kalova Razgrat



YEŞİL GÖZLER ÜSTÜNE[64 - Şiir, özel olarak Şaban Kalkan’a, 7 Kasım 2000 tarihinde gönderildi.]


		Yeşil gözlerinde büyü mü ne var
		Devrildi üstüme yeşil bir nazar
		Ortalıkta kuru soğuk, yerde kar
		Yazılacak tarihe aşk öykümüz.

		Bu ilk aşkım değil, ne de ilk şarkım
		Ama kış mevsimi bahar oldu
		Ben yeşil gözlerin içinde yanarken
		Dünya sınırsız bir sevgiyle doldu.

    2000, Kalova Razgrat



NO: 86 MEHMET HAMİT ÖZGÜR (1941-1996)







(Mehmet Hamidov)

Mehmet Hamit 1941 yılında Razgrat ilinin Yerci Köy’ ünde (Gradina) orta halli bir çiftçi ailesinde dünyaya geldi. İlk ve orta okulu kendi köyünde okudu. Daha sonra Razgrat Türk Pedagoji okuluna yazıldı ve orasını bitirdi. İki yıl Razgrat bölgesinde öğretmenlik yaptıktan sonra askere alındı. Askerliğini topograf olarak yaptı. Terhis olunca kendi köyüne öğretmen tayin edildi. Uzun yıllar köyündeki Türk çocuklarına sınıf öğretmenliği yaptı. Bu zaman zarfında dışarıdan verdiği sınavlarla Sofya Devlet Üniversitesinin Türk Dili ve Edebiyat bölümünden mezun oldu. Türkçe’nin yasak kapsamına alınmasından sonra aynı okulda mürebbi olarak görevini sürdürdü.

1985 başlatılan Bulgarlaştırma kampanyasına karşı çıktı. Vidin dolaylarına sürgün edildi. Sürgünden döndükten sonra öğretmenliği elinden alındı. Köy Kooperatifinde vasıfsız işçi statüsünde çalıştı.

1989 yılında zorunlu göçe tabi tutularak Türkiye’ye gönderildi. İstanbul’a yerleşti. Birkaç yıl öğretmen olarak çalıştı. 1996 yılında İstanbul’da vefat etti.

Evli ve iki çocuk babasıydı. Bulgarca ve Rusça biliyordu.

Şiirlerinde çocukluğunu, aşkını, diyar sevgisini ve yarına olan inancını dile getirmektedir. Şiirleri yıllıklarda, merkez ve yerel Türkçe basında dağınık bir halde bulunmaktadır. Şiirlerinin çoğu Razgrat’ ta yayımlanan “Dostluk“ gazetesinde yayımlandı. Mehmet Hamit’ in makaleleri, deneme yazıları ve mizahi öyküleri de vardır.




SEVDİĞİME[65 - “1965 Bıraktığı Şiirler”, Derleme,Sofya, Narodna Prosveta Yayınevi, 1966]


		Şu dağlarda yel olsam.
		Bahçelerde dal olsam
		Toprağına sel olsam
		Nede iyi hoş olur.

		Çayırlarda çil olsam
		Sevdiğime kul olsam
		Yanıp, yanıp kül olsam
		Nede iyi hoş olur.

    1965 Gradina – Razgrat



SANA[66 - “Yeni Işık”, Sanat eki”, Çağdaş “ – Sofya, 1966, Sayı N : 17 (35)]


		Elbet döneceksin bir gün bana sen
		Kuzeyin baharını yazını özleyip’ de
		Yuvalarına dönen göçebe kuşlar misali
		Süzüleceksin önüme, hala
		Koklamaya doyamadığım küçümencik
		Erguvan dalcığı ile…
		Hatırlarsın,
		Hatırlamamak olur mu?
		Erguvan rengine benzetirdim gözlerini
		Şakrak, şakrak gülerdin sevincinden
		Neşe saçardın ölü sessizliğe
		İçime dolardı gülüşün.
		Gönlüm bir hoş oluyordu…
		Belki yine kıracaksın
		Günahsız erguvan dalcığını…
		Bende günahsızdım
		Belki onun için kırılmışım.
		Bırak!
		Zahmet etme !
		Ko bu defa erguvan dalcığını
		Başkası kırsın.
		O zaman belki ben kırılmam.




HEPİMİZ[67 - “ Yeni Işık”, Gazete, Sanat eki “Çağdaş”, Sofya, 1966, N : 15 (33)]


		Bir pecer var,
		Karanlıkları kovar
		Aydınlıklarıyla,
		Gecenin geç vakitlerinde bile.
		Bir insan var pencerenin ötesindeTam karşısında
		Yazı masasının….
		Kovalar durur uykusunu,
		Kalemiyle cedveiliyle….
		Belki ben
		Bir öğretmen
		Belki sen ya da senin kardeşin
		Belki projeler çizen mühendis….
		Belki hepimiz
		Günlerin yapısını kuran
		Belki değil….
		Belki hepimiz biziz……

    1966 Grgdina Razgrat



KÖYÜMDE SABAH[68 - “Yeni Işık”, Sanat eki”, “Çağdaş”, Sofya, 1967, Sayı N : 6 (48)]


		Tanyeri,
		Koyu mavi bir sis sarmış ortalığı
		Etraf püfür, püfür çiçek kokusu
		Çiyle yüklü bahçede tomurcuklar
		Güneş ışımasını bekliyorlar sabırsızlıkla…
		Az sonra gene
		Pek çabuk özlenen
		Güneşli bir güne açılacaklar
		Köylü kardeşlerimle beraber …
		Tabiata, aydınlığa vurgun
		Köyüm sabaha uyanıyor, çiçek kokusuna
		Sesler duyuluyor komşu avlularda şarkılarla beraber.

		Bir gün başlıyor köyümde bu sabah
		Köydeşlerim bu sabah gene zümrüt ovaların yolcusu..
		Yürüyorlar, kadını, erkeği bir arada
		Yürüyorlar duyulan sevincin sonsuzluğu ile.

		Bir gün başlıyor sevdiğim insanlara bu sabah
		Bir gün ki, yarınların mutluluğunu şarkılarla getirecek.




SENSİZ[69 - “Yeni Işık”, Sanat eki”, “Çağdaş”, Sofya, 1967, N : 15 (57)]


		Sensiz de yelken açarım
		Deli dalgalı denizlere....
		Ve her şey gazaba gelirken
		Ve ben hiçbir şeyden korkusuz
		Savaşmasını da bilirim.
		Bir martı gibi hırçın dalgalarla
		Geride bırakacaklarımın
		Onlarla beraber
		Seninde hasretini çeke, çeke
		Yalnızca yürüyebilirim…
		Masallar ülkesinde
		Küçük kayığımın güvertesinde
		Makamı bilinmeyen
		Bir şarkı söyleyerek.
		Nihayet yeni dünyaları
		Görme özencinde olan arzum
		Belki de orada yitirilir.
		Yaşama kavgam belki de bitmez
		Ve rüyalarım beni çok uzaklara götürebilir
		Çok uzaklara götürebilir.
		Ne çare ki yolun ötesini
		Yürüyemem sensiz.

    1966 Razgrat



BEKLEMEK VE UMUT[70 - “Dostluk”, Gazetesi Razgrat, 1967, N : 16 Baş yazar: Rafi Kadirov. Şiir, Osman Can’ın arşivinden]


		Gözlerim hep yollarda
		Gelmeni bekliyorum bu akşam
		Veyahut bir sabah vakti…
		Merhamet dolu gözlerle
		Çıkıp gelivermeni…
		Ne uzun sürdü ayrılık
		Bahçemdeki fidanlar birkaç dal
		Birkaç dal daha büyüdü.
		Yenileri türedi renk, renk
		Sen hala yoksun yollarda
		Yine beklemek düştü bana..
		Yazın sıcağında serinliği
		Kışın soğuğunda meltemi
		Özlediğim gibi…
		Beklemek bir umut değil mi?
		Bazen bir ömrün mutluluğunu yitiren
		Bazen ise bir dal ucunda
		Çatlamasını bekleyen tomurcuk gibi…
		Umutsuz yaşanır mı dersin?

		Gözlerim hep yollarda
		Gelmeyeceğini bilsem de.

    1967 Gradina – Razgrat



NO: 87 HÜSEYİN ALİOSMAN KOCAMAN (1941-1997)







(Hüseyin Aliosmanov Hüseyinov)

Hüseyin Aliosman Kocaman 1941 yılında Razgrat ilinin Nasraden köyünde fakir bir köylü ailesinde doğdu. İlk ve orta okulu doğduğu köyde okudu. 1954 yılında Kubrat şehrinde yeni açılan Türk lisesine yazıldı lakin fakirlik yüzünden lise masraflarını karşılayamadığı için yarıda bırakmak zorunda kaldı. Köyüne döndü, kooperatifte vasıfsız işçi olarak çalıştı. Okuma arzusu güçlü olan şair lise sınavlarını dışardan vererek liseyi bitirdi. Razgrat’ta kalorifer sınavlarına girdi, başarıyla bitirerek diploma aldı. Kubrat şehrindeki “Elprom” adlı fabrikaya kalorifer ustası olarak tayin oldu. Orada uzun yıllar usta gibi çalıştı.

Evli ve bir çocuk babasıdır. Bulgarca biliyordu. 1997 köyünde vefat etti.

Şiiri çocuk yaşlarında sevdi. Saz çalmayı babasından, nefes söylemeyi de annesinden öğrenen Hüseyin Kocaman; Yunus Emre, Pir Sultan, Kul Ümmet, Şah Atai, Karacaoğlan ve Erzurumlu Emrah’tan, yüzlerce şiiri ezbere okur ve sazı ile eşlik ederdi. Klasik Türk şiirine özel bir sevgisi vardı. Bulgaristan Türk şairlerinin vezinle yazdıkları şiirlerin çoğunu ezbere bilir ve sazıyla okuyordu. Bilhassa Mehmet Müzekka Con, Hasan Karahüseyin, Niyazi Hüseyin ve şiir hocası saydığı Şaban Mahmut Kalkan’ ın hece vezni ile yazdığı şiirleri besteleyip sazı ile okuyordu.

Hüseyin Aliosman Kocamanın şiirlerinde temiz bir doğa, yaşanmış olaylar, sıcak bir lirizm buluruz. Şiirlerinde saz şairlerinin ve tekke şiirinin güçlü etkisi görülmektedir.




SEN YİNE ÖĞRETMENSİN[71 - “Yeni Işık – Nova Svetlina”, Gazete, Sofya, Sanat eki “Gönül Sesleri”, 1973, N:3]


		Duvarcısın, öğretmen olamadım diye üzülme
		Dostlar karşısında öyle boş yere ezilme
		Zanaatını kıskanma öğret her isteyene
		Başarırsan bu işi öğretmensin sen yine.

		Senin dizdiğin duvarlar başkalardan ayrılır.
		İşini görenler hep imrenip kalır
		Göster ustalığını her isteyen öğrensin
		Başarırsan bu işin öğretmenisin sen yine.

		Bilirsin her yapıda güçlük nasıl yenilir
		Sıkı tutarsa insan elinde iş erir.
		Bir haftada yükselir koca bir yapı
		Ve açılır bir yuvaya yeni bir kapı.

		Zanaatını kıskanmak yakışmaz günümüzde
		Yakası açılmadık işler çok önümüzde.
		Gelip alem yapmayacak o işleri bize
		İnsanın karşısında her güçlük gelir dize.




ŞİİR OKUYUNCA[72 - Şiirler, “ Kınalı Keklik”, Sofya, 1995, adlı şiir kitabından alınmıştır.]


		Bir şiir okuyunca, sarhoş olurum en az
		O beytler şarkı olur, çalarsa elimde saz.

		Bir şiir okuyunca, başkalaşırım haktan
		Kuvvetlenir bedenim bakarım kurnaz.

		Bir şiir okuyunca yarim gelir aklıma
		Yalnızları dolaşıp dostu bırakmak olmaz.

		Bir şiir okuyunca, dünyayı dolaşırım
		Ağlayanlar gülenler var, güzellerse eder naz.

		Bir şiir okuyunca Kocaman gelir aklına
		Şiirler dünyasına mekan tutmuş ayrılmaz.




KINALI KEKLİK


		Kınalı kekliğim sen neden ürkek?
		Çok mudur düşmanın kınalı keklik?
		Seni kimler vurdu, ağlıyor yürek
		Dertlidir yüreğim, kınalı keklik.

		Acep eşin nerede, öter mi yalnız?
		Ne güneş güneştir, yıldızlar cansız
		Ay bile gökte parlıyor halsiz
		Bizde hal mi kaldı, kınalı keklik?

		Kanadın benlidir, tellidir başın
		Silsem de bitmiyor şu göz yaşın
		Genç yaşında kurban düştü kardeşin
		Ben de yarsız biriyim, kınalı keklik.

		Keklik bu diyarın en güzel kuşu
		Baş başa vermişler ötüyor eşi
		Hayır’a yorsunlar gördüğün düşü
		Sabahlar hayrola, kınalı keklik.

    27. 11. 1994 Bisertsi



BÜLBÜLÜN VATANI


		Kafeste bülbülüm ah edip ağlar,
		Bülbülün vatanı gülün dalıdır.
		Mahkumları bilin, kahırlar bağlar
		Mahkumun dünyası hüzün halidir.

		Dinle bülbülleri gülün dalında
		İster genç ol ister yaşlı çağında
		Baharı duyarsın kendi bağrında
		Bu güzel eğlence, gönül ağıdır.

		Bizim bahçemizin en güzel kuşu
		Bülbülün yoktur dünyada eşi
		Söndürür kalbinde yanan ateşi
		Ötüşleri bize meltem yağıdır.

		Ozan ilham alır, öterse bülbül
		Güzellere ceylan der, çiçeklere gül
		Şairin elinde en büyük ödül
		Aşılmaz dağların güller bağıdır.




NE DERSİN?


		Şu bahçemde bir gül olsan
		Dallarına kuşlar konsa
		Ben delişmen çocuk olsam
		Kırıp kırsam, ya ne dersin?

		Sen delişmen çocuk olsan
		Dallarımı kırıp kırsan
		Ben bir aklıselim olsam
		Akıl versem, ya ne dersin?

		Sen bir aklıselim olsan
		Bana akıl bilgi versen
		Edindiğin bilgilere
		Boyun eğsem, ya ne dersin?

		Edindiğin bilgilere
		Başını eğsen, ben okşasam,
		Aşık olup seni sevsem
		Öpsem, koksam, ya ne dersin?

		Aşık olup beni sevsen
		Öpsen, koksan, şöyle sarsan?
		Kocaman’la hep beraber
		Mesut olsak ya ne dersin?

    25. 04. 1994



TAVSİYE


		Ne derlerse desinler
		Deliorman desinler.

		Bu güzelim ülkede
		Yari dilber desinler.

		Çiçekleri bahçede
		Her bir renkten desinler.

		Babaları oğullar
		Dinliyorlar desinler.

		Erginleşmiş kızları
		Günahsızdır desinler.

		Nasihatler tutanlar
		Yücelere desinler.

    1994 Bisertsi



NO: 88 GALİP MEHMET SERTEL (1942)







(Galip Mehmedov Süleymanov)

Galip Mehmet Sertel 1942 yılında Silistrenin Akpınar (Bist ra) köyünde bir çiftçi ailesinde doğdu. İlk ve orta okulu doğdu ğu köyde okudu. Daha sonra Hacıoğlu Pazarcığında (Tolbuhin) açılan Türk Pedagoji okulundan mezun oldu. On yıldan fazla doğduğu köyde ve aynı ilin diğer köylerinde ilk okul öğretmen liği yaptı. Daha sonra Silistre’de Türkçe yayımlanan “Ziya“ adlı il gazetesinde beş-altı yıl editör olarak görevde bulundu. Ga zetenin kapanmasından sonra Bulgar Çiftçi Birliği Partisinin il teşkilatında Şube sorumlusu olarak çalıştı.

1985 yılında Bulgar Hükümetinin Bulgarlaştırma kampanyasına karşı çıktı. Tutuklandı ve sürgüne gönderildi. Üç yıl işsiz kaldı. 1989 yılınnın 11 Kasımda Jivkov grubu iktidardan düşürüldü.Yeni bir dönem başladı.Galip Mehmet köyünde “Hak ve Özgürlük”, partisinin kuruşlmasında önemli görevler aldı. 1992 yılında Türkiye’ye geldi. İstanbul’a yerleşti. Halen İstanbul’da bir ilk okulda sınıf öğretmeni olarak görevini sürdürmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır. Bulgarca biliyor.

Galip Mehmet Sertel şiirle orta okul yıllarında tanıştı. Önce çocuk şiirleri yazdı daha sonra doğup büyüdüğü ve vatan bildiği Dobruca’nın uçsuz bucaksız buğday tarlalarında çalışan Türk köylüsünün Bulgaristan ile Romanya’nın Dobruca için sınır kavgalarından çektiği acı dolu kaderini ve her on beş yılda bir gelen göç trajedisini dile getirdi. Şiirlerinde arı bir Türkçe kullandı.

Şiirleri merkez ve yerel gazetelerin sanat sayfalarında dağınık bir şekildedir.

“Toz Toprak Dobruca”, Şiirler, Prizren, Kosova, 2007




DOBRUCA[73 - Şiir Hikmet Şan’ın arşivinden]


		Dobruca’ mı anlatayım sana
		Gözümü açtığım ilk göz ağrısı
		Gönül ocağım
		Sosuz kırlarda
		Sabırsız koşan çocukluğum.

		Ayrı düşmeye gör
		Sol yanımda acım sızım
		Ekilecek tarlam
		Geçilecek yolum
		Bir tane evim bağrım.

		Mutluluğa uzanan el
		Ben bu toprağın oğluyum
		Baba yurdu burası
		Burası sevilir ömre bedel.

    1965 Silistre



MANZARA[74 - “Halk Gençliği”, Gazete, Sofya, 1967 Sayı N: 45I]


		Yıldızlar okşuyor beyaz elleriyle
		Kar yüklü dağların tepelerini
		Tabiat gülüyor sihirli sesiyle
		Yırtarak gecenin siyah matemini.

		Ay çalkalanıyor sema deryasında
		Ceviz dallarının dökülmüş ak nuru
		Geceler tutulmuş sükut rüyasında
		Etrafta geziyor gecenin soğuk ruhu.

    1967



BEKLEYİŞ[75 - “Yeni Hayat”, Dergi, Sofya, 1969, Sayı N: 2]


		Bir kız
		Bir deniz
		Deniz yıkıyor göz yaşları ile
		Kızın beyaz ayaklarını
		Martıların kahkahaları
		Öpüyor dalgaları..
		Kız gülüyor güneş gibi
		Hasretli bakışı sahilde
		Çıplak ayakları
		Gamlı sahilde.

    1968, Balçık



ŞİİR DEDİĞİN[76 - “Yeni Hayat – Nov Jivot”, Dergi, Sofya, 1973, Sayı N: 9]


		Şiir dediğin,
		Müjde kuşu bütün iyiliklerin
		Ana toprağa düşen tohum
		Özgürlüğe, güzelliğe adanmış
		Ha doğdu
		Ha doğacak…

		Şiir dediğin
		Şu bizim Koca Balkan haydut şarkıları ile
		Oturmuş memleketler güzeline
		Düşmanla düşmüş amansız cenge,
		Ha yendi
		Ha yenecek…

		Şiir dediğin,
		Rakovski’ nin[77 - Şair, çete başı ve isyancı] kından çıkmış kılıcı
		Veya kız bakışlı dağ çiçeği
		Diz çöküp kaynaktan içtiğim su
		Veya bir iki dilim ekmek Dobruca’ da
		İhtiyar babamın gönülsüz sofrasında.

    1973



BİZİM MEMLEKET[78 - “Yeni Işık – Nova Svetlina”, Gazete, Sanat eki, “Gönül Sesler”, Sofya, 1974 Sayı N:6]


		Bu yollar ip gibi uzun
		Tuna’ dan Rodoplar’a
		Bu bereketli toprak
		Talihinde bin bir acı yara
		Tarihinde bin bir şanlı dava.

		Denize akan o küçük ırmak
		Bu Koca Balkan haydut şarkıları ile
		Bu gül vadisi oylum, oylum
		Bizim memleket oğlum

		Bu abideler
		Dağ başında yol kavşağında
		Acı geçmişte, yiğitliği hikaye eder.
		Gördüğün o harabeler ki
		Sıvasız duvarları kurşun yarası
		Kulak kabart oğlum
		Sönmemiş ocak başlarında gece yarısı
		Paisiy’ in[79 - İlk Bulgar tarihçisi] tarihinde anlatılan yerler
		Bizim evler
		Bizim memleket.

    1974, Silistre



ZAMANLA BEŞ GERÇEK[80 - Şiir, Hikmet Şan’nın arşivinden]


		“Soykırımı günleri temerküz kamplarının cetvellerinde
		babasının adını bulamayan çocuk Zaman’ın mezar
		taşına şu beş gerçeği gözyaşlarıyla yazmış…”




BİRİNCİ GERÇEK: SUÇ


		Tuna yalısında gecelerin boyu kısa
		Babaları kaybolanların öyküsü uzun…
		Ölüm dedikleri şey kapı, kapı gezmiyor
		Kol gezmiyor köyden köye, bağıra çağıra
		Zamanla Türklük öldürülüyor usul, usul…




İKİNCİ GERÇEK: İHANET


		Diyelim ki bir akşam vakti
		Günlerden Salı aylardan Ocak
		Çocuğun mavi gözlerinde
		Mavi rüyalar hasreti
		Zaman duracak....
		Diyelim ki, bir akşam vakti
		Yıllardan bin dokuz yüz seksen beş
		Akşam yemeğinden evvel
		Sofrada “Bismillah” bile demeden
		Seni evsiz edecekler evinden....




ÜÇÜNCÜ GERÇEK: İSYAN


		“Mecit Tabya’da yıldız yok bu akşam
		Ne kızların gülüşü var Silistre’ de
		Deliorman’ı boğmuş kıyım selinde
		Çarmıha gerilmiş ağlamakta Zaman
		Mezar taşları kırılmış gömütlükte
		Feryat ediyor sükut içinde yatan....
		Kıyamet günleri henüz gelmiş değil
		Çocuğun kutsal isyanı bitmiş değil…




DÖRDÜNCÜ GERÇEK: İBRET


		Önce çocuklar kalacak Silistre’de
		Sonra deli divane olmuş bir öksüz Zaman
		Bir yol var
		Gidelim mi dostlar?
		Bir yol güneye, güneşe…
		Bir yolculuk yalınayak, çırılçıplak…
		Size değil, çocuklara sözüm
		Çocuklar aldanmasın
		Aldanmasınlar
		Olsunlar birbirlerine el ayak.




BEŞİNCİ GERÇEK: ÜMİT


		Zamana sarılıyorum Zamana
		Yolum varıyor Asya bozkırlarına
		Aşıkların türkülerini dinliyorum düğünlerde
		Atalarımın öyküsü

		Üç kıtada koşan atların nal sesleri
		Seyrana çıkmış kızları görüyorum, gelinleri
		At üstünde yiğitleri
		Atlarıyla geliyor Türk illeri…
		Seni düşünüyorum, Seni
		Nerene gizledin bunca derdi?
		Yüreğin nasıl çatlamadı kahrından
		Tuna yalısında çırpınırken Zaman?
		Ve ümidim sendedir.
		Sen ümitsin ey çocuk
		Gözlerin demet, demet çiçek
		Gözlerin ışıl, ışıl bin bir dilek.

    Haziran 1989 Silistre





NO: 89 HASAN M. HASAN ÖZKAN (1941-2002)







(Hasan M. Hasanov)

Hasan M. Hasan Özkan 1941 yılında Kırcali iline bağlı Aşağı Tozçalı (Dolno Prahova) köyünde doğdu. İlkokulu doğduğu köyde, orta ve liseyi Eğri Dere (Ardino) şehrinde okudu. Daha sonra Sofya Devlet Üniversitesi’nin Türkoloji Bölümüne yazıldı ve oradan mezun oldu. Birkaç yıl kendi köyünde okul müdürlüğü yaptı. Gayretli çalışmalarına rağmen totaliter rejimin yöneticilerine bir türlü yaranamadı. Türkçe’yi sevmesi ve Türkçe şiirler yazması idarecileri uzun zaman rahatsız etti. En sonunda Hasan M. Hasan Özkan kendi köyünden uzaklaştırıldı. Yıllarca etraf köylerde, önce öğretmen, Türkçe’nin yasaklanmasından sonra da eğitmen olarak zor şartlar altında görev yaptı.

Hasan M. Hasan Özkan 1989 yılında zorunlu göç kapsamına alınarak sınır dışı edildi. Türkiye’ye iltica etti. Bursa’ya yerleşti. Osman Gazi, Hürriyet Lisesinde Edebiyat öğretmeni olarak görev yaptı. 2002 yılında Bursa’da vefat etti. Evliydi ve iki çocuğu vardı. Bulgarca ve Rusça biliyordu.

Hasan M. Hasan Özkan lise yıllarında şiiri tanıdı,şiir hocası Şahin Mustafa’dan ders aldı ve bir daha şiirden ayrılmamak şartı ile ona bağlandı. İlk şiiri 1964 yılında yayımlandı, daha sonra yerel ve merkez basında adına sık, sık rastladık. Onun şiiri akıcı, sıcak ve düşündürücüdür, sanki kolay söylenmiş gibi görünse de ölçülüdür, pürüzlerden ustaca arındırılmıştır.

Şiirlerini Bulgaristan’da yasaklar yüzünden kitaplaştırmadı. Türkiye’de yayınladığı eserler:

“İnsan”, Şiirler, Bursa, 1994

“Yardım Eli”, Şiirler Bursa 1996

“Tan Gülcüğü”, Şiirler, Bursa 1997

“Yeni Şiirler”, Şiirler, Bursa 2000 (Yayınlanmadı)[81 - “Yeni şiirler”, 31 Ağustos 2002 tarihinde, Hasan Özkan tarafından Şaban Kalkan’a gönderildi. Şiirler arşivimde mevcuttur.]




BAHAR OLSUN DA[82 - “Yeni Hayat”, Gazete, Kırcali, “Esintiler”, Şiir Köşesi. 1967]


		Mevsim olsun, dal olsun, yeşil olsun,
		Akan ırmak akar, akar denizi bulur
		Yeşil çimen püfür, püfür kabarır durur
		Yeşil olsun, güneş olsun, su olsun da…

		Leylek uçar, kırlangıç uçar, gök olsun da
		Yüzler güler, gönül hazla dolsun da
		İnsan yorgunluğunu unutur, nağmeler alsın da
		Bahar olsun, yeşil olsun, çiçek açsın da…

		Mutluluğundan yüz güler, hayat gülsün de
		Gönül coşar, kederi neşe silsin de
		Bahar olsun, güneş olsun, ışık saçsın da
		Mutluluk bahçesinde çiçekler açılır.




UMMAK[83 - “Çağdaş Rodop Türk Şiiri Antolojisi”, Niyazi H. Bahtiyar, İstanbul 1998]


		Elime bir damla su aldımsa
		Koskoca bir deniz umarım…
		Elime bir avuç toprak aldımsa
		Bir bütün toprak umarım
		Elime bir gül aldımsa
		Bir dünya, bahçe umarım
		Baharın bir gününden bile
		Bir bütün yaz umarım…
		Umudun elleri yok, ister
		Umudun ömrü uzun, yaşar
		Umudun gözleri yok, görür
		Umudun ayakları yok, koşar
		Elin aldım, gözün umarım.
		Gözün aldım, dudağın umarım....
		Bal gibi bulaştın ağzıma,
		Bahçemde her çiçekte seni ararım.
		1967, Söğütkesiği Kırcali




UNUTTUN MU?[84 - “Çağdaş Rodop Türk Şiiri Antolojisi”,NiyaziH.Bahtiyar, İstanbul 1998]


		Çocukluğunu unuttun mu
		Tütün dizmeyi öğretirdim sana
		ellerini tuta, tuta…
		Boynunu eğip dururdun
		Büyük gibi dinlerdin beni
		Gözlerime baka, baka…

		Sen o zaman iyiydin
		Aldanırdık her güne…
		Nasıl alıştıydı ellerin
		İğneli, tütüne…

		Dikiliverdi gözlerin, yüzüme bir gün,
		Püfür, püfür bakışın
		doldu içime…
		Çocukluğunu unuttun mu?
		Elin tütünde
		Bakışın içimde kaldı.




ÇALIŞMAK İNSANIN TANRISIDIR[85 - “Rodoplar’dan Yankılar” Derleme, Sofya, Narodna Prosveta Yayınevi, 1968]


		Bazen umutla vardığın
		Kapılar kapanacak sana
		Çalışmanın kapısını çalacaksın o zaman
		Açılacak
		İsteyeceksin
		İstediklerini uzatacak bir el.
		Bu veren eli çok beğeneceksin

		Bir dost kapısı belleyeceksin onu
		Dön dolaş yolun orayı boylayacak.
		Sakın ihanet etme,kapama bu kapıyı.
		Alnındaki terin namusun olsun
		Nasırlı ellerinle tıklat onu
		Duyduğun derin iniltiler varsa
		Bu kapıya varmamanın sancısıdır
		Anla ki, çalışmak insanın Tanrısıdır.




PENCEREMDE BU SABAH


		Gündüzü arayanlar penceremde bu sabah
		Bir kuş, bir erik dalı, bir de çiçek,
		Hasreti içinde köpüren bir yürek var
		Güneşi bir kerede içecek!

		Sabahı bekleyenler penceremde bu sabah
		Sabahla Koca Çayır’ da gölgeler uzanacak
		Uğursuz kargalar bağırsa da sabahtan biraz önce
		Penceremde gibi yanacak ufuk yine.

		Odama girmek isteyenler penceremde bu sabah
		Penceremi açtım misafirlerime
		Komşu evlerden sonra geldi bana güneş
		Sonra rüzgar, erik dalı, kuşlar…

		Beni uyur bulmak isteyenler penceremde bu sabah
		Yine beni uykusu başında buldunuz değil mi?
		Bu bahar sabahlarında uyumak çok güç bir şey
		Uyur diye bir nice sessiz durdunuz değil mi?

		Pencereme her zaman gelenler yine penceremde bu sabah
		Sevinçlerime karışan sabahla erir gam
		Yalnızlığı seviveren şu kalbim yok mu?
		Gelin hey, siz gelmezseniz boş kalır odam.




SENİ SEVİYORUM[86 - Şiir, Hasan M. Özkan’nın 31. Ağustos 2002 tarihinde Şaban Kalkan’a gönderdiği “Yeni Şiirler”, adlı şiir demetinden alınmıştır]


		Ben seviyorum diyorum, sen sevgilim de bana
		Yolum volkan alev olsa, yanar gelirim
		Ateşinle iç içeyim özlem çekerim yana, yana
		Dağlar arkasında ağrını anlar gelirim…

		Gözüm gece gündüz gözüne baksın da doymasın
		Öyle sev, öyle konuş ki, sözün gönül oymasın
		Neden gönlün aşkı çok saymasın
		Kemanına “Tın” de, Şahinime konar gelirim…

		Sana vurulan aşık sensiz aymazım
		Sözümü anlamadınsa öleyim, kimse duymasın
		Sana vurulan aşık benim,anla benim
		Özlem “Tak” der, gün ve saat sayar gelirim.

		Sevmek ne ki, gel yanarken gör beni
		Eğer gelemdimse, kuşlara sor beni
		Otlardan, çiçeklerden parça, parça der beni
		Su başında bir derin “Ah” çek, duyar gelirim…




FATMA’YA SORULAR[87 - Şiir, Hasan M. Özkan’nın 31. Ağustos 2002 tarihinde Şaban Kalkan’a gönderdiği “Yeni Şiirler” adlı şiir demetinden alınmıştır]


		Biliyorum yat desem yatmazsın gece yarısı da olsa
		Biliyorum yatmazsın benden önce…
		Hiç bir şey yapmazsın benden önce
		Oturmazsın yemek masasına bile…
		Belki de bir tabakları yıkarsın benden önce
		Benden önce bakmazsın aynaya
		Dışarı güneşe çıkmazsın benden önce
		Ve soyunmazsın benden önce güneşte
		Ter su içinde kalsan da…
		Suya düşsen de, yağmurda ıslansan da
		Güneşte kurunursun soyunmadan…
		Bir şey yapmazsın, benim yanımda benden önce
		Yoruldum bile demezsin benden önce…

		Susadım, acıktım da demezsin…
		Kokluyorum aşkı ıtırını
		Melekler benden önce alıp aşırmasın seni
		Tutun bana derim, tutunmazsın yine
		Gidersen, ağlarım arkandan
		Yanarım arkandan
		Haykırırım…
		Bir kez geri dönüp bakar mısın?




NO: 90 MEHMET ABDURRAHMAN ULUCAN (1941)







(Mehmet Abdurrahmanov Mehmedov)

Mehmet Abdurrahman Ulucan 1941 yılında Şumnu ilinin Razvigorovo köyünde orta halli bir çiftçi ailesinde doğdu. İlk ve orta okulu kendi köyünde okudu. Şumnu’da Türk lisesinden mezun oldu. Daha sonra Sofya Tıp Fakültesini bitirdi ve Genel Cerrahlık dalında uzman oldu. Şumnu’ya döndü ve Sosyal Sigortalar Hastanesinde uzun yıllar cerrah olarak çalıştı. Deliorman Türkleri arasında sünnetin yasak olduğu yıllarda Türk çocuklarını cesurca ve tıbbi kaidelere uygun olarak sünnet ettiği için geniş bir üne sahip oldu. Yıllarca yerli yöneticiler tarafından takip edildi, sorgulandı. Lakin genç şair yılmadan milli görevini yerine getirdi. 1978 yılında baskılara dayanamayarak Şumnu’dan ayrılmak zorunda kaldı ve Varna şehrine ailesiyle beraber yerleşti. On yıl Varna Devlet Hastanesinin Genel Cerrahi Servisinde çalıştı.

Asimilasyon kampanyasına karşı çıktı. Gözaltına alındı sorgulandı. 1989 yılında zorunlu göç kapsamına alınarak Türkiye’ye gönderildi. Halen İstanbul’da oturmakta ve Devlet Hastanesinin Genel Cerrahi bölümünde görev yapmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır. Bulgarca ve Rusca biliyor.

Mehmet Abdurrahman Ulucan, çağdaşlarının iç dünyasındaki sıcak duyguları ve sevginin gücünü dile getiren şairlerimizdendir. Şiirlerini bir kitapta toplayıp kitaplaştıramadı.




GÜZ GÜNLERİ[88 - “Yeni Işık” Gazete Sanat eki “Çağdaş” Sayı 22 (40) 1966 – Sofya]


		Boldur, derler, güz günleri gözyaşına
		Yaprak dalına ağlar
		Bahçe gülüne
		Ayrılık yarine,
		Güz günleri ulu dağlar
		Bağlar belini rüzgara
		ağlar… ağlar…
		Ey, güz günleri, güz günleri.
		Eh, gözyaşları, gözyaşları…

		Aktı avuçlarımdan bir güz günü
		Güz günleri gibi sarı
		Göz yaşları gibi duru
		Yarimin kınalı saçları.




GECE[89 - “Ziya”, Gazete, Şumen, 1967, Yıl: 3 Sayı N: 18 (01 Ekim 1967), Baş yazar: Niyazi Ahmedov]


		Gece yumuşacık salınıyor üstümüze
		İçimiz rahatsa
		Yoksa bir ezikliğimiz
		Geceye yumuşacık gömülüyoruz
		Sevdiklerimizden uzak da olsak
		Eminsek sevildiğimize…
		Geceye kuşkusuz
		Bırakıyoruz hayatımızı
		Geceye güveniyoruz
		Anamız gibi…

    1967 Şumen



GECE NÖBETİ[90 - “1967 – Bıraktığı Şiirler”, Derleme, Sofya, Narodna Prosveta, Yayın evi 1968]


(Asistanım Dr. Tokin’ e ithaf)


		Bu saatlerde dünyamızın yüzü
		Bu saatlerde insanlar
		Bu saatlerde diriler ve ölüler
		Ne haldeler?
		Karşıda
		karanlığın çukurunda bir ışık,
		Bir ev olmalı.
		Niye yanar bu vakit
		Belki iki sevdalı
		Belki bir anne yavrusunu emzirir
		Belki sarhoş koca şimdi döner evine
		Belki bir hasta…
		Belki bir ölü
		Işık kapadı gözünü
		Döndü beynime saplanan sarı oklar.
		Bu saatlerde bizim doğum evi
		Bu saatlerde nöbetçi asistanım
		Bebekler
		Anneler
		Bu saatler, bu saatler…
		Bu saatlerde uyuyor şehir
		Ve tramvaylar durakta
		ağaçlar ayakta.
		bulutlar gökte.
		Yar uyuyor
		kar gibi bir yatakta
		Annem uyuyor uzaklarda
		rüyalarında ben
		Kuşlar uyuyor
		kanatları altında yavruları.
		Sesler uyuyor, renkler uyuyor
		Uyuyor şehir bir bebek gibi.
		Böyle sakin
		Böylesine korkusuz
		uykular ne iyi!
		Uyuyor şehir
		uykusuzluklardan bihaber.
		Uyuyor şehir,
		dertleriyle, ümitleriyle
		ölecekleri doğacakları ile beraber.
		Uyuyor şehir.




İSTEK[91 - 1967 – Bıraktığı Şiirler”, Derleme, Sofya, Nardodna Prosiveta Yayınevi, 1968]


		Çıldıracağım, çatlayacağım
		bir şey yapmamaktan
		Kuru bir yaprak gibi günlerce
		yeşil bir dalda sallanıp durmaktan.
		Bulut olmalıyım, bulut
		yağmalıyım iri, iri, bol, bol
		tohumlu topraklar üstüne
		Ve yerimi güneşli bir maviliğe terketmeliyim.




GÜLÜŞÜN[92 - “Ziya” Gazete, Şumen, 1968, yıl: 3, Sayı N: 18, (01 Ekim 1968), Baş yazar: Niyazi A. Mehmedov. Şiir, Osman Can’ı arşivinden]


		Bir eşil yaprak gibi
		Kopup düştü içime
		Anıların arasından…
		Niye sararmamış
		Güz olmasına rağmen çoktan..
		Şaştım
		Sevindim
		Kederlendim
		Meğer oymuş yaşayan
		Bir günkü aşkımızdan
		Ruhumda solmadan.

    1968, Şumen



HAYAT[93 - “Yeni Hayat” Dergi, Sofya, 1969, N : 3]


		Belki gencim
		Bel ki ihtiyar
		Belki baharındayım ömrün
		Belki güzünde
		Belki gülmekten çok
		Ağlamayı öğretti bana yıllar....
		Belki geçtiğim yollarda
		Pişman da olurum yaşadığıma
		Belki yeşermeyecek umudum gibi

		Hayat dalım hiç bir gün
		Belki hiç bir şey bırakmayacağım
		Sana layık
		Ama yaşadım
		Yaşıyorum
		Sevdim seni hayat
		Tepeden tırnağa kadar.

    1969, Sofya



SEVGİ ÜSTÜNE [94 - “Yeni Işık – Nova Svetlina”, Gazete, Sofya, Sanat eki “Gönül Sesleri”, Mayıs -1972]


		Seviyorum demek
		ne güzel
		Belki bir çocuk
		ne canından ne kanından kopma,
		Belki bir kadın
		belki senden hiç habersiz
		ama Anjela[95 - 8 Amerika’da zenci asıllı özürlük savaşçısı] gibi aydınlık saçan.
		Belki bir ağaç
		kışta kederli
		baharda ışıl, ışıl.
		Belki bir türkü
		yıllanmış şarap gibi
		içe işleyen.
		Belki her gün biraz daha güzelleşen Yurdum
		Belki bir küçücük
		bu kocaman evren…
		Alnın bıçak, bıçak bölünmüş
		Kat, kat nasırlı ellerin
		Seviyorum diyerek
		yaşamak ne iyi…

    1972, Şumen



BİR MELODİ[96 - “Yeni Hayat”, Dergi, Sofya, 1979, N: 5]


		Nereden geldi bu yumuşacık ses
		Hangi kuşun kanadı çarptı ruhuma
		Hangi çocuk elini almışım avucuma
		Gözlerim kime güldü böyle ansızın…
		Anne, bu kuşluk vakti sen mi beni andın
		Yavrularım mı yoksa oynaşır sokakta
		Yoksa bahar mı yaklaşıyor
		ve eriyen karların şırıltısı
		dağlardan yankılanıp
		kulağıma ulaşıyor?…
		Nereden geldi bu yumuşacık ses
		sanki özlemini çektiğim iki tatlı söz
		sanki oturmuşuz dostlarla bir yerlere
		gençlikte geçtiğimiz yollardan geçiyoruz…
		Sanki babamla gece yarısı baş başa
		kahve içiyoruz
		sanki batıyorum derinlere, ama korkusuz
		sanki bir rüyaya dalıyorum
		ve rüyada her şey güzel..
		Ve işte rüyadan uyanıyorum.
		Ve o sesi arıyorum.
		İnanamıyorum.
		Bir melodi gibi mi
		geçiveriyor ömrümüz?…

    1979, Sofya



NO: 91 MESTAN MUSTAFA ADALI (1941)







(Mestan Mustafov)

Mestan Mustafa Adalı 1941 yılında Haskovo ilinin Kirkovo Belediyesine bağlı Ada (Ostrovets) köyünde fakir bir çiftçi ailesinde doğdu. İlk ve orta okulu köyünde okudu. Liseyi Momçilgrat (Mastanlı) da bitirdi. Köyünde bir kaç yıl memurluk yaptıktan sonra öğrenimine devam eden Mestan Mustafa Adalı Kırcali’deki “Lüben Kararvelov” adlı Yüksek Öğretmen Enstitüsünün Bulgar–Rus Dili ve Beden Eğitimi Bölümünden mezun oldu. Doğduğu bölgenin çeşitli köylerinde orta okul öğretmeni olarak görev yaptı. İki dönem belediye başkanı oldu, birkaç yıl il gazetesinde editör olarak çalıştı.

Totaliter rejimin çökmesinden sonra yeni ufuklara kavuşan şair 1993 yılında Kırcali’deki Yüksek Öğretmen Enstitüsünün Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü dışarıdan verdiği sınavlarla bitirerek üçüncü ihtisasını da aldı. Aynı yıl Kırcalii ilinin Çorbaciysko köyündeki orta okulda Türkçe öğretmeni olarak göreve başladı ve uzun yıllar orada çalıştı. Halen Kırcali ilinin Çorbaciysko köyünde oturuyor. Evli ve iki çocuk babasıdır. Bulgarca ve Rusça biliyor.

Mestan Adalı orta okul çocuklarına şiiri sevdirdi ve yeni Demokrasi döneminde Bulgaristan okullarında 1993 ilk “Türkçe Edebiyat” derneğini kurdu. Derneğin Folklor grubu ile efsaneler, maniler, türküler ve tekerlemeler toplamaya başladı.

Mestan Adalı şiire ve türkülere annesinin söylediği türkülerle sevdalandı. Şiirlerinde Doğu Rodopların güzelliğini, göçlerin getirdiği acıları anadilinin yüceliğini ve insan onurunun değerini dile getirdi. Bir çok şiirini besteleyerek sazı ile bölge insanın kalbine taşıdı.

Eserleri: “Şarkılarımda Sen”, Şiirler, Kırcali 1998




TÜRKAN[97 - “Şarkılarımda Sen”, Şiirler, Kırcali 1998]


Aralık 1984 yılında Bulgarlaştırma sürecine karşı direnişte Benkovski yakınlarında şehit düşen 17 aylık Türkan’a.


		Aylardan Aralıktı o zaman
		Yıllardan bin dokuz yüz seksen dört
		Dili olsa, söylese o orman
		Nasıl can verdi Türkan.

		Hazin, hazin dere çağladı
		Çığlıklar her kalbi dağladı
		Yer gök doya, doya ağladı
		Milletim karalar bağladı.

		Bu yıl gene vardım mezarın başına
		Adını yakıştıramadım soğuk mezar taşına.

		Türkan, Türkan, Türkan
		Sana olsun ebedi şan
		Uğruna döktüğün kan
		Yazdı ölümsüz bir destan.

		İşte yine Aralık ayı,
		Kalplerde yenilendi eski sızı
		Ana kucağında şehit düştün
		Oldun özgürlüğün sönmez yıldızı.




İSTERİM[98 - “Şarkılarımda Sen”, Şiirler Kırcali 1998]


		Binlerce ana verseler
		Hepsi senin deseler
		Kendi anamı isterim.

		Binlerce servet verseler
		Bunlar senin deseler
		Kazandığımı isterim.

		Binlere vatan verseler
		Birini ayır deseler
		Ben vatanımı seçerim.

    1970, Ada köy



İNSANOĞLU[99 - “Şarkılarımda Sen”, Şiirler Kırcali 1998]


		Yüzüne her güleni
		Dostun sanma
		Ben hepsini gördüm
		Kimi dost bildirir kendini
		Kimi…
		İnsanoğlu karpuz değil ki..
		Göresin içini.
		Yüzüne güler
		Arkandan gölgeni döver.

    Ada köy



GARİP MİLLETİM[100 - “Ümit “ Dergi, Sofya, 1998, N : 18]


		Tarih boyu yüzün gülmedi
		Ne de berbatmış talihin milletim
		Yoksulluk sana
		Gurbetlik sana
		Hasretlik ona göre
		Açlıkla yüz yüze kalmak da sana …
		Tüm bunlar yetmezmiş gibi
		Dede yadigarı topraklardan
		Kovulmak da sana …
		Neyin var ise şu yer yüzünde
		Bağrından koparıp aldılar:
		Adını, dilini, dinini
		Mezarını dahi eşeleyip kazdılar
		Taşından ezanlı adını aldılar …
		Sana bıraktıkları
		Tek acı gözyaşları oldu.
		Gözyaşlarının üstüne bastıkça
		Zümrüt bahçeler değil
		Taşlar bile kendinden geçti, soldu
		Ama seni yıldırmadı zulüm
		Yaşattı şah damarımızda ki benliğimiz
		Sarsılmayan inancımız
		Kendimizi koruma amacımız.

    Ostrovets – Kırcali





TÜRKÇEM[101 - “Filiz”, Gazete, Sofya 1998, Sayı N : 6 (30 Mart 1998)]


		Türkçe’m
		Anadilim benim
		Yıllardır hasrettik sana.
		Türkçe’m
		Anadilim benim
		Kavuştuk yine sana
		Cefalardan sefaya yolumuz.
		Seninleyiz sonsuza kadar
		Kırılmaz kolumuz, kanadımız.
		Türkçe’m
		Anadilim benim.




AK DÜŞTÜ SAÇLARIMA[102 - “Filiz” Gazete, Sofya, Sayı, 1998, N: 6 (30 Mart 1998)]


		Kimi kere çok ucuzdan
		Oyuncak ettiler beni
		Kin girdi araya, gam girdi
		Haset denen adam girdi
		Sırt çevirdi dost bildiklerim
		Kimileri alıp başını gittiler
		Unutuldu hep iyilikler.
		Tutuldu dilim, söyleyemedim
		Boğazımda kaldı lokmam
		Yatağa düştüm, kimin umurunda
		Hastayım deyemedim.
		Zalimin yoktu işi
		Etti ortalığı sınır dışı.
		Gözlerimde kaldı yollar
		Ve zalimin alkışı
		Şimdi bir kardeşim tarlada
		Biri de Bursa’da.

		Ak düştü saçlarıma
		Alnımda kırışıklar bir nice
		Ama bitmedim çoğaldım
		Vakit saat gelince
		Ve eridi öfkesinden
		O kapkara gece.




VER ELİNİ ÖĞRETMENİM[103 - “Filiz” Gazete, Sofya, 1998, Sayı N : 6 (30 Mart 1998)]


		Üç şey var belleğimde
		Üç öğüt:
		Okumak
		İnanmak
		Savaşmak
		Benim olmuştu bu üç şey
		Kanunum olmuştu.
		Okudum sürekli
		Kafam bilgiyle doldu
		İnanıyorum Tanrıya.
		İsyanım savaş
		Savaşım isyan oldu.
		Ben de öğretmenim şimdi
		Gidiyorum ardından
		Cesaretle adım, adım…
		Bilgi kanatmış yükselmek için
		İnanç hayatmış bölüşmek için
		Şimdi anladım.
		Ver elini öğretmenim ver de öpeyim.
		Gönlüm çiçek, çiçek
		Öğrencilerim arasında.

    1998



NO: 92 BAKİ ALİ MEHMET (1941)







(Baki Aliev Mehmedov)

Baki Ali Mehmet 30 Ocak 1941 tarihinde Şumnu (Şumen) ilinin Yeni Pazar (Novi Pazar) belediyesine bağlı Kilisecik (Tsırkovitsa) köyünde fakir bir çiftçi ailesinde doğdu. İlk ve orta okulu köyünde okuduktan sonra Yeni Pazar şehrindeki Türk lisesinden mezun oldu. O yıllarda ailesinin maddi durumu elvermediği için öğrenimine devam etme imkanı bulamadı. Askerden döndükten sonra köyünde birkaç yıl sınıf öğretmenliği yaptı ve belediyede uzun yıllar memur olarak çalıştı. Yerel yöneticiler şairin milli duygularının icra ettiği görevle bağdaşmadığını bahane ederek görevinden aldılar. Geçimini sağlamak için önce inşaatlarda daha sonra da şoför olarak çalıştı.

1985 yılında Bulgar Hükümetinin ad değiştirme kampanyasına karşı çıktı. Bir kaç hafta sorgu ve takipten sonra sürgüne gönderildi. Orada aylarca kaldı. Yılmadı benlik savaşına devam etti. 1989 yılındaki büyük göçle Türkiye’ye iltica etti. İstanbul’a yerleşti lakin aynı yılın Kasım ayında Bulgaristan’da başlayan Demokratik Devrim’den sonra doğduğu topraklara döndü. “Hak ve Özgürlük Hareketi”nin ve bölgesinin yeniden yapılanmasında önemli rol oynadı. Halen doğduğu köyde oturuyor. Evli ve iki çocuk babasıdır. Bulgarca biliyor.

Baki Ali Mehmet şiiri lise yıllarında tanıdı. Şiirin sosyal ve ideolojik rolünü gençlik yıllarında anladı. Daha o yıllarda işçinin ağır hayat şartlarını, yaşam savaşını, ümidini ve küçük sevinçlerini dile getirdi. O şiiri daima ciddiye aldı, daha sonraki şiirlerinde Bulgaristan Türklerinin haklı isteklerinin tercümanı oldu. Hayatının en zor anlarında bile şiiri silah olarak kullandı. Bulgaristan Türkünün emek severliğini, doğduğu topraklara olan bağlılığını anlatan ve milli bilince mesajlar veren şiirler kaleme aldı.

Totaliter rejimin baskıları ve Türkçe’nin yasak kapsamına alınması şairin şiirlerini bir kitapta toplayıp yayımlamasına engel oldu. Şiirleri Bulgaristan’da yayımlanan Türkçe merkez ve yerel gazete sayfalarında dağınık bir haldedir.




İŞÇİ ELLERİ[104 - “Halk Gençliği”, Gazete, Sofya, 1964]


		Deli sevdaya tutuldu şu çapkın gönlüm gene
		Açmışım bağrımı ılık yellere.
		Avuçlarım ben size vurgunum
		Sizinle paylaşırım hürmeti takdiri
		Dakikalara sığdırırken günleri.

		Ben sizinleyim
		Payımı nasıl hak ederim bilmem
		Ve siz bensiz
		Bir işe mi yararsınız?
		Ummam....
		Deli sevdaya tutuldum gene
		Bastığım yer sıcak, gönlüm kanatlanmış uçacak…
		Etrafım bağ, bahçe çiçekler kucak, kucak.
		Ellerimi sokmuşum yeşil çimenlerin arasına
		Dinliyorum toprak ananın nabzını.
		İşçi ellerine kan yürürken beton armalardan
		Kıvancın senfonisi ulaşır antenlerden…
		Size değer vermek kolay olmuyor işçi elleri
		Şiire de sığmazsınız şu kadarsınız ama…
		Aşığı oldum nasırlı avuçların
		Deli dolu dolaşırken emelimin peşinde
		Ocağı tüter kutsal yaşantının can evimde
		Değil mi ki gün ışığında dolaşmak var geceleri.

		Henüz nasır tutan avuçlarıma bakıyorum da
		Söyleyemediğim şarkılara gıda etmeye çalışıyorum.
		Siz işçi elleri
		Yıllardır övgünüze ölçü bulamadım
		Koca eller, altın eller,
		Ko sizinle yankılansın müjde roketleri
		Matemsiz kapıları açarken levent nesilleri..

    1964 Tsırkvitsa –Kolarovgrat (Şumnu)



PALAMAR SÜİTİ[105 - “Kolarovgrat Savaşı”, Gazete, Şumen, 1965 Sayı N: 7, Baş yazar: Niyazi Ahmedov]


		İki sabah şafaktan önce
		Allı, morlu renklerle yıkandı Palamar[106 - Palamar, Deliorman’da bir bölgenin adı]
		Doğa ve güneş bu harikuladeliği görünce
		Bir başka ısıttı gönülleri damar, damar.

		İki sabah, tarihi ananeleriyle
		Gerine, gerine uyandı Deliorman.
		Dile gelen özgürlüğün
		Parolasıyla canlandı ulu orman.

		İki sabah türküler yankılanırken
		Bülbüller duysaydı sesimizi eğer
		Susup uzaklaşırdı bu yelerden
		Bülbüller duysaydı sesimizi eğer.

    Ağustos – 1965



HATIRALARIM[107 - “Yeni Hayat”, Dergi, Sofya, 1966 Sayı N: 6]


		Bir ses duyarım
		Bir ıtır alırım uzaklardan
		Bir şarkı dökülür dudaklarımdan.
		Ahengi yarım
		Bu şiiri de tamamlayamadım
		Boğdu beni hatıralarım.




BİR ÖMÜR[108 - “Yeni Işık” Gazete, Sofya, Sanat eki “Çağdaş”, 1967 Sayı N: 6 (48)]


		Sabah, sabah katmer açan çiçeklerim
		Baharda severim tümünü
		Çiy damlacıklarında yanan renklerin
		Büyüsü mest eder sarhoş gönlümü.
		Oraya…
		Bahçemin bir köşesine
		Yaslanırım yeşil çimenler üstüne
		Isınarak kuşların yumuşacık sesiyle
		Saatlerce seyrederim son tomurcuğunun da
		Sihirli çatlayışını çiçeklerin…
		Nasıl avunursak geceler boyu tatlı rüyalarda
		Ben renkler içinde öylesine rahatım.

		Hani şafak uzun sürse
		Güneş tez doğmasa
		Ve yavrum yatağından kalkıp koşmasa bahçeye
		Ve çocuksu kahkahasını basmasa başım ucunda
		V e beni bu avuntu deryasında ürkütmese
		Belki gün boyu seyredeceğim
		Talazlanan ıtırı çiçeklerin burcunda…




SACAYAĞI[109 - “Yeni Işık” Gazete, Sofya, Sanat eki “Çağdaş” 1969 Sayı N: 26 (91)]


		Üçgende bir sen varsın
		Bir de ben
		Bir de onur…
		Bu kez parmaklarım
		Sarı saçlarına değil
		Mesuliyet gitarının
		Yaşam tellerine dokunur…
		Üçgende sen
		Ben
		Ve Onur.




AĞLAYAN ŞİİR[110 - Şiir, Şaban Kalkan’ın arşivinden]


		Bizim köyden de geçti turnalar
		Turnaları sesinden tanırım
		Bizim köyde de çaldı zurnalar
		Yanarım ben özüme yanarım.

		Onda sen varsın, ben varım
		Onda o var, biz varız, siz varsınız
		Onlar var
		Milyonlar var
		Her şey yarım, yarım…

		Düşündüğümü konuşamam
		Turnalara kulak verin
		Turnaların sesinde depreşir yaram
		Yaralarım derinde derin
		Bir şiir ağlar içimde bir şiir.

		Sonra bir yağmur gibi
		Serin olur dünya.

    12 Ekim – 1970 Kilisecik Köyü Şumen



İSTANBUL[111 - Şiir, Baki Ali Mehmet’in arşivinden]


		Bizim dağlar kayın meşe, kokusu ıhlamur
		Gene de genizlerimde taze yosun tütersin İstanbul
		Günahsız böceklerim, minnacık kuşlarım var
		Kimileri ağıt söyler, kimileri haşarat avlar.
		Çürüyen kemiklerim bir gün dönüşsün fosfora
		Ay karanlıklarında farın olsun Bosfora.[112 - Bosfor: İstanbul boğazı]
		Bizim ormanlar harman, harman menekşe sümbül
		Burnuma gene, gene erguvan dalı tutarsın, İstanbul.

    14. 01 2000 İsatanbul



NO: 93 KADİR MÜMÜN DERVİŞ (1941-1996)







(Kadir Mümünov Dervişev)

Kadir Mümün Derviş 1941 yılında Razgrat ilinin Mumcular (Sveştari) köyünde orta halli bir çiftçi ailesinde doğdu. İlk ve orta okulu köyünde okudu. Daha sonra Razgart Türk Pedagoji okulundan ilk okul öğretmeni olarak mezun oldu. İki yıl kendi köyünde öğretmenlikten sonra askere gitti. Terhis olunca Sofya Devlet Üniversitesinin Veterinerlik Fakültesine girdi. Oradan veteriner hekim olarak diploma aldı. Daha çocukluk yılarında gazeteciliğe meraklı olan Kadir Derviş önüne çıkan bir fırsatı değerlendirerek Sofya’da Türkçe yayımlanan “Yeni Işık” gazetesinin “İktisat” bölümünde çalışmaya başladı. Orada birkaç yıl çalıştı lakin genç şair umduğunu bulamadı ve doğduğu köyüne ve bölgesine dönmek mecburiyetinde kaldı. Uzun yıllar köyündeki Ziraat Kooperatifinde veteriner hekim olarak görev yaptı.

Bulgar hükümetinin Bulgarlaştırma kampanyasında baskılara dayanamadı ve Parti mevzilerini savundu. Yerel ve merkez basında Bulgar asıllı olduğunu ispat etme çabaları ile dolu yazılar yayımladı. Köyünde ve çalıştığı bölgede Türk ve Bulgar ahalisi tarafından dışlandı. Yalnızlığa itildi. Bu olayları ağır yaşayan Kadir Derviş 1996 yılının son baharında bir kalp krizi geçirerek vefat etti. Evli ve iki çocuk babasıydı. Bulgarca ve Rusça biliyordu.

Şiire Razgrat Türk Pedagoji okulunda gönül verdi. Mustafa Mutkov ve Latif Ali tarafından teşvik ve destek aldı. Şair rejimi öven şiirlerle beraber köy hayatını anlatan başarılı şiirler de yazdı. Şiirlerinde serbest nazım şeklini kullandı. Siyasi şiirlerinde deklarasyondan kurtulamadı.

Şiirlerini bir kitapta toplayıp yayımlama imkanı bulamadı. Sanat çevrelerinde daha fazla köy hayatı ile ilgili yazdığı röportajlarla ün yaptı.




BU BANA YETER[113 - “Yeni Işık” Gazete, Sofya, Sanat eki, “Çağdaş”, 1966, N. 13 (31)]


		Bu güne dek ihanet etmedim ben vicdanıma
		Ufuklar açtım sayende …
		Yarı çıplak gezen çocukları bağrıma bastım
		Aslanları kelepçeli ülkeleri dolaştım.
		Seninle haykırdım kudurmuş sırtlanlara
		Ve bir gün hürriyete kelepçe vuranlar
		İşitmezden gelir sesimi…
		Gitmem icap ederse oralara
		Adaletin gürzünü omuzlayıp gideceğim.
		Savaş yolarında ölürsem eğer
		Tek sen bilirsin kişiliğimi
		Vicdanım benim.
		Evlatlarıma bırakıyorum seni
		Anlarsın insanlara olan sevgimi.
		Düştüğüm yeşil zeytin dalları altında
		Mezarımı bulursan eğer
		Küçük harflerle yaz :
		“Milyonlar içinde
		İnsan olana aşık
		Küçük bir insandı” diye.
		Bana yeter.




ÖZLEM[114 - “Halk Gençliği” Gazete, Sofya, 1967, Sayı N : 26 30 Haziran 1967]


		Yastığa dağılsın saçların
		Her telini öpmeye kısadır
		Ömrü gecelerin.
		Cicim senin saçların başkadır
		Özledim perişan saçlarını.

		Sabahları yataktan kalkar
		Bir yay gibi gerilir kaşların
		Uzanır kirpiklerin
		Mahmurlu gözlerin üstüne.

		Cicim senin gözlerin başkadır
		Özledim yeşilimsi gözlerini
		Aşkı fısıldayan dudaklardır bize
		Dudaklardan geçer sevgi yüreklere.

		Cicim senin buselerin bir başka sihirli
		Özledim dudaklarını senin.
		Sıra gelir fırtına kopar içimizde
		Taşar yatağından sular
		Cicim, senin darıltan sözlerin başkadır
		Özledin enin dargın halini bile…




KARIMA[115 - “1966 – Bıraktığı Şiirler” Derleme, Sofya, Narodna Prosveta 1967]


		“Bir defa daha gelsek dünyaya
		ister asırlar sonra olsun…
		Ah.
		İnsan ömrü o kadar kısa ki…”

		Her ölümden sonra tekrar geleceğiz dünyaya…
		Belki de, isimlerimiz başka
		Çehrelerimiz başka
		Günümüzün kaygıları başka olur
		Nikah defterine imza atan çiftlerin
		Titrek ellerinde, bir demet çiçek oluruz.
		Veya yıldızlı geceleri bekleyen şahinler
		Veyahut bahçelerin birinde iki gül
		Biri kırmızı
		Biri beyaz.
		Etrafımızda cıvıl, cıvıl dolaşan çocuklar
		Dokunur çiyli yapraklarımıza …
		Belki akan ırmağın aynasında saçlarımızı tararız.
		Sonra hafif bir rüzgar eser

		Örülür saçlarımız, sarmaş dolaş.
		Kesilir rüzgar ayrılık çatar
		Bekleriz tekrar kavuşmak için esmesini rüzgarın.
		Belki de beklediğimiz ılık rüzgar yerine
		Müthiş boralar kopar, kırılır dallarımız
		Etrafımızda kır çiçekleri yerine
		Dikenli çalılıklar büyür
		Hayat bu sana…
		Cicim kısa da olsa ömür
		Biz çok defa geleceğiz dünyaya
		Fakat her defasında
		İsimlerimiz başka
		Çehrelerimiz başka
		Günümüzün kaygıları başka olacak.
		Her gelişimiz de
		Öncekinden farklı olacak hayat.




YILLARDAN SONRA[116 - “Yeni Işık”, Gazete, Sofya, Sanat eki, “Çağdaş” 1968,Sayı N: 10 (78), (28 Mayıs 1968)]


Öğretmenim S. O – ya


		Öğretmenim
		Elimde beraber çektirdiğimiz fototograf
		Bakıyorum her geçen yıl
		Kaybolup gitmiş izler bırakarak…
		Oysa bir sabah
		Güneşli baharın son sabahıydı
		Siyah, mavi, kahverengi
		Biçimsiz giyimlerle
		Gözyaşı döktük yazılmadık kalan yapraklara.
		Sevinç ve keder göz yaşları
		Öğretmenim, susuyorsun
		Buğulu gözlerin bir kayıp arıyor uzaklarda
		Göz yaşların tekerlenip kayboluyor.
		Yitik geminin gövdesini yalayan
		Çılgın sularda
		Ama o yıllar geçti artık.
		Ve ben kahverengi rahlede oturan çocuk değilim
		Bak, şu iskelede demir çubuk büken
		Fırın başında gülümseyen dökmeci
		Zavotları[117 - Zavot: Büyük fabrika anlamında kullanılmıştır] proje eden
		Her birimiz rengini kaybeden saçlarına teselli.
		Öğretmenim, sen setler yıkarak
		Duru denizlere akan coşkun bir ırmaksın içimizde
		En hafif rüzgarda kabaran duygulu deniz.
		Saçlarının ağaran tellerine üzülme öğretmenim.
		Biz yokuşlu yollarda
		Seninle yürümekteyiz.




KADERLE KONUŞMA[118 - “1967 – Bıraktığı Şiirler” Derleme,Sofya, Naraodna Prosveta yayınevi, 1968]


		Bu gece ev, ev gezerek
		Kapıları çaldığını söylediler bana.
		Kara kader.
		Tutumlarında bu ürperti niye
		Telaş etme
		Hoş geldin.
		Geç. Otur. Sıkılma.
		Birbirimizi zerre kadar sevmesek bile
		Beraber yürüdüğümüz yılların hatırı var.

		Kara kader
		Hatırında mı?
		Toprağımı çiğneyerek
		Haçları gamalı çizmeliler gidiyordu doğuya.
		İlk çığlığı basmıştım
		Yarı yıkık evimizde
		Büyük annem ismimi haykırmıştı henüz.
		O an, beni okşamaya gelen
		Rüzgarla girdin kapı aralığından
		“Kadir olsan da bir, olmasın da” dedin.
		Vurdun alnıma yoksulluk damgasını
		Bense tomurcuktum henüz
		Baharın rüzgarına, yağmuruna sevinen
		Renklerin türlüsüne kapılıp

		Açıyordum gözlerimi güneşi zaptetmek istercesine.
		Her renkten şefkat bekleyerek
		Varıp geliyordum aldanış salıncağında.
		Köy sokaklarında göbeklerini iterek gezen
		Burma bıyıklılar gördüm.
		Çocuk değil miyim
		Hasta yatan anamı sevindirmek için
		Sallanan göbeğin altına durup
		el açardım “Bonbon” diyerek.
		Sonra baston acısıyla kaçardım.
		Sen kahkahayla gülerdin her ağlayışıma
		“Stavay malçik”[119 - . Rusça, “Kalk çocuk”, anlamında] diyen sesle uyandım sabahın birinde…
		Alnımdaki damganın yerinde bir yıldız parlıyordu
		Gökyüzüne uzandı bir kemer ışık
		Yıldızlar yandı
		Kızardı akar sular.
		Sözümü söyleyemedim.
		Ne sana
		Ne de alnıma yıldızı takan insana.
		Sen yıldızların ışığında kaçıyordun
		Yıldızlar taşıyan
		başka çocukları sevindirmeye gidiyordun.
		Bir daha görüşemedik.
		Bu gece yine kapıları çalıyorsun fakat boşuna
		Ben karanlıklarla çoktan vedalaştım
		Kaderim değişti
		Ve hükümdar benim
		Kara kader
		Kapıları çalsan da çalmasan da.




NO: 94 YAŞAR GAFUR AKİF (1941)







(Yaşar Gafurov Akifov)

Yaşar Gafur Akif 1941 yılında Silistre ilinin Türk Kosusu (Kosara) köyünde fakir bir çiftçi ailesinde doğdu. İlk okulu köyünde, ortayı Arabacılar (Kolarovo) da okudu. Daha sonra Razgrat Türk Pedagoji okuluna devam etti, ve oradan ilkokul sınıf öğretmeni olarak mezun oldu. Önce iki yıl kendi köyünde öğretmenlik görevinden sonra askere gitti. Vatani görevini emek eri olarak yaptı. Terhis olduktan sonra Silistre ilinin Suhodol köyüne ilk okul öğretmeni olarak tayini çıktı. Orada otuz yıla yakın öğretmenlik yaptı. Köyün kültür problemleri ile yakından ilgilendi. Uzun yıllar köydeki Okuma Yurdu’ nun (kütüphane) başkanlığını yaptı. Bu dönemde kitap tanıtımları yaptı, yazarlarla karşılaşmalar düzenledi ve folklar araştırmalarına aktif iştirak etti. Halen Silistre ilinin Suhodol köyünde oturuyor. Evli ve iki çocuk babasıdır. Bulgarca biliyor.

Şiirle daha ilk okul yıllarında tanışan Yaşar Gafur Akif bütün güçlüklere rağmen şiirden ayrılmadı. Şiiri kendine bir sır dostu bildi. Doğduğu topraklara olan sevgisini anlatmak için bir liman bildi şiiri. Şiirlerinde Dobruca insanının lirik duygularını, baskılı yıllarda ki sıkıntılarını ve göçlerle gelen acıyı ve çalkantıları dile getirdi.

Şiirleri “Tuna Gerçeği” Ruse, “Ziya” Silistre, “Halk Gençliği” Sofya “Yeni Işık” ve onun sanat eki “Çağdaş” gibi gazetelerde yayımladı. Totaliter rejimin baskılarından dolayı şiirlerini bir kitapta toplayıp yayımlama imkanı bulamadı.




HATIRLIYOR MUSUN[120 - “Yeni Işık”, Gazete, Sofya, sanat eki, “Çağdaş” 1968 Sayı N: 18]


		Hatırlıyor musun hani
		Karanlıkta yıldızlar kadar bahtiyar
		Delicesine dalgalarla savaştık.
		Hani gece kayığımız yelken oldu
		Yıldızlar ışık
		Bize sürpriz mi yapmak istedi.
		O nazik tebessümüyle ay
		Yoksa
		Sana henüz açıklayamadığım
		Arzumun teklifini mi sundu?




ANMAMAK ELDE DEĞİL[121 - “Hak ve Özgürlük”, Sofya, 1995, Sayı N:29, (21 Temmuz 1995)]


		Bir daha beni anma demiştin hani
		Aşkın hasreti kalbimde kanarken
		Olmuyor unutmak elde değil güzelim
		Sen hala gönlümün tahtında yaşarken.




ENDİŞE[122 - “Hak ve Özgürlük”, Gazete, Sofya, 1995, Sayı N: 29, (21 Temmuz 1995)]


		Gece serdi kara saçlarını
		Renklere gölgeler düştü
		Çiçekler solgun …
		Kalbim çağıran bakışını
		Kumral saçlarını özlemekten yorgun.
		Hasretli gözlerim
		Bahtımın ufuklarında arıyor seni
		Sensiz mi geçireceğim yine gecemi?




HATIRALAR[123 - “Hak ve Özgürlük” Gazete Sofya : 21 Temmuz 1995 Sayı N:.29]


		Kimi usandırıcı, kimi okşayıcı
		Hepsi bir başka derin..
		Diziliyor aklıma
		İki nazik el dolanıyor boynuma.
		O güler yüzlü, sarışın kızın
		Belki bir üzüntü gizliyordu
		Suyun ayansında
		İlk buseyi aldığım an.
		Hep bunu düşünüyorum Tuna
		Her seyrine daldığım zaman.




NO: 95 AHMET MEHMET (1941)







(Ahmet Mehmedov)

Ahmet Mehmet 1941 yılında Kırcali’nin Koşukavak (Kru movgrat) Belediyesine bağlı Kıyılar köyünde tütüncülükle ge çimini sağlayan fakir bir ailede doğdu. İlk ve orta öğrenimini Koşukavak’ta tamamladıktan sonra Kırcali Türk Pedagoji oku lundan mezun oldu. Uzun yıllar Rodop köylerinde Türk çocuk larına Türkçe’yi öğretti.

Bulgarlaştırma kampanyasında iktidarın ilk hedeflerinden biri oldu. Benliğini korumak isteyen yazar bu olaya şiddetle karşı koydu. Tutuklandı, aylarca göz altında tutuldu, sorgulandı, dövüldü ve sürgüne gönderildi. Daha 1970 yılında çok sevdiği öğretmenlikten atıldı. Yirmi yıla yakın vasıfsız işçi olarak Rodoplar’da, Sofya’da ve kendi köyünün kooperatifinde çalıştırıldı. Jivkov diktatörlüğünün çökmesinden sonra 1989 yılında ülkedeki demokratikleşme sürecinden istifade ederek tekrar öğretmenliğe döndü. Halen köyünde oturuyor, Türkçe öğretmeni olarak hayatını kazanıyor şiirlerini ve öykülerini yazmaya devam ediyor. Evli ve bir çocuk babasıdır. Bulgarca biliyor.

Gönlünü daha öğrenciyken edebiyata kaptıran Ahmet Mehmet yaratıcılığa lirik şiirle başladı. Rodop Türklerinin acı kaderini anlatan öyküler yazdı. Konularını hep çevresindeki olaylardan aldı. Onun tipik kahramanları hep tanıdığı insanlar oldu. Şiirlerinde aşkı ve işsizliğin getirdiği buruk hayalleri işledi. Öykülerinde Rodop insanın acısını, huzursuzluğunu, ekmek kavgasını ve mutlu günlerin geleceğine olan inancını dile getirdi.

Eserleri :

“Kır Çiçekleri”, Öyküler, Kırcali, 1997

“Ve Varız”, Şiirler, Kırcali, 1999




BENİ RAHATSIZ EDEN[124 - “Hak ve Özgürlük” Gazete Sofya, 1992, (21 Ağustos 1992), Sayı N: 34]


		Beni rahatsız eden sokaklar
		Sokaklardaki evler
		Ölen saksılar
		Tütmeyen bacalar.

		Beni rahatsız eden evler
		Sokakların heykeli
		Nürtonu sarmış alevler
		Yitirilmiş insan emeli.

		Beni rahatsız eden saksılar
		Ağlar benim bacılarım ağlar
		Bursa’da mı İzmir’de mi
		Yoksa İstanbul’da, sığınak arar.

		Beni rahatsız eden bacalar
		Tütmüyorsunuz
		Her şey sönmüş soğumuş
		Ağlar kanım, ulusum ağlar.

    Temmuz 1992, Koşukavak



BENİ ANARSAN[125 - “Hak ve Özgürlük” Gazete, Sofya, 1992, (19 Mayıs 1995) Sayı N:20]


		Beni anarsan
		Sakın arka kapıdan gelme
		Gizler, şüpheler girer oradan
		Beni anarsan
		Arka kapıdan gelme.

		Beni anarsan
		Karı, buzu
		Taşı, toprağı delen
		Baharı müjdeleyen
		Akçabardak gibi gel.

		Ve
		Sakın arka kapıdan gelme.
		Toprağımdan gel.
		Kardelen gibi…




İŞSİZLİK[126 - “Hak ve Özgürlük”, Gazete, Sofya, 1995, (19 Mayıs 1995) Sayı N: 20]


		İşsizlik de iyi bir şeymiş meğer
		Günleri saymaktan kurtuluyorsun bir kez…
		Delik deşik olacak ceplerin
		İkide bir derin, derin
		Çekeceksin içini.
		Vakitli vakitsiz
		Miden usare salacak
		Gözlerin sönük
		Yüzün ayva sarısı olacak.
		Karında üstelemeyecek
		Şunu alalım bunu alalım
		Çocuğunun gözünü yaşartacak
		Vitrindeki bisiklet …
		Ve sen
		Umurunda olmasın
		Şişmanlık derttir
		Olacaksın bir iskelet.




İNSAN OLUŞUMU UNUTTUM[127 - “Hak ve Özgürlük”, Sofya, 1995, Sayı N:20, (19 Mayıs 1995)]


		Yıprattılar beni
		Dilimi yıprattılar
		Gözümü kaşımı
		Ayaklarımı yıprattılar
		Kollarımı

		Birer, birer ağarttılar
		Saçlarımı.

		Unuttum sağı solu
		Ekmeği unuttum
		Kaşığı, çatalı
		Tuzu, şekeri, biberi
		Ağlayışı, gülüşü
		Bulutu unuttum
		Yağmuru
		Suyu kumu…

		Vesselam
		İnsan oluşumu unuttum.




SİGARA[128 - “Hak ve Özgürlük”, Gazete, Sofya, 1995, Sayı N: 20, (19 Mayıs 1995)]


		Gıpta ediyorum doğrusu sana
		Senin gibi olmadığıma
		Varsın vurmasın benim de sol yanım …
		Etim kemiğim
		Gözüm kaşım olmasın
		Damarlarımda akmasın kanım.
		Özleyiş de bilmesin bu gönül
		Bilmesin.

		Ama senin gibi ben de
		Yalnızlığın gecelerine eş olayım
		Ve dudağında titreyip bir kişinin
		Her sızısını, her kederini
		Saçlarını ağartan düşüncelerini
		Avutabileyim kana, kana.

		O zaman
		İstersen ben de kül olayım
		Senin gibi
		Yana, yana.




YİTİRİLEN UMUTLAR[129 - “Hak ve Özgürlük” Gazete, Sofya, 19 Mayıs 1995 Sayı N : 20]


		Güz oturmuş her şeyin üzerine
		Güneş ışığını kaybetmiş
		Rüzgarın elinden sarı, sarı
		Düşen yapraklar mı?

		Örümcek ağı gibi önünde yollar
		Birinin çıkışını bilmiyorum
		Çocukluğumun yeşilliği solmuş
		Ayrılan dostlar mı?

		Ne gündüz, ne gece, ne yaz
		İçimde her şey yapayalnız
		Göz görmez, dil konuşmaz
		Yitirilen umutlar mı?




NO: 96 HASAN NURİ AYDIN (1941)







(Hasan Nuriev)

Hasan Nuri 1941 yılında Razgrat ilinin Ada (Ostrovo) köyünde orta halli bir çiftçi ailesinde doğdu. İlk ve orta okulu köyünde okudu. Daha sonra Razgrat “Nikola Yonkov Vaptsarov“ adlı Türk Lisesine yazıldı, lakin bir yıl sonra Türk okulları Bulgar okulları ile birleştirilince genç şair öğrenimine devam ederek oradan mezun oldu. Aynı yıl Sofya Devlet Üniversitesinin Zooteknik Bölümünü kazandı ve dört yıl sonra oradan Zooteknoloji uzmanı olarak diploma aldı. Uzun yıllar doğduğu köydeki Ziraat Emek Kooperatifinde Zooteknoloji uzmanı olarak görev yaptı. Bu zaman zarfında birkaç yıl köydeki Okuma Yurdunun başkanlığını üslendi. Dram ve folklor gruplarında aktif rol aldı. Köydeşi şair İdriz Hasan Ömer ile şiir geceleri düzenleyerek köyünün ve bölgenin kültür çalışmalarına önemli katkı sağladı.

Bulgar Devletinin Türkleri eritme politikasına şiddetle karşı çıkınca, sürgüne gönderildi ve işsiz kaldı. 1989 yılında zorunlu göçe tabi tutuldu. Ailesiyle birlikte Türkiye’ye iltica etti. Çorlu’ya yerleşti. Çorlu Ziraat Bankasında göreve başladı ve 2002 yılında yaş haddinden emekliye ayrıldı. Halen Çorlu’da oturuyor. Evli ve iki çocuk babasıdır. Bulgarca ve Rusça biliyor.

Hasan Nuri şiirle çocukluk yılarında tanıştı. Yunus Emre ile, Pir Sultan Abdalın nefesleri ile büyüdü. Lise yıllarında ilk şiir denemelerini yaptı. Şiirlerinde neslinin aşk duygularını, beklentilerini ve endişelerini dile getirdi. Daha sonraki yıllarda onun şiirinde mantık ve sosyal konular ön plana çıtı. Şiirlerinde sade ve akıcı bir dil kullandı.

Hasan Nuri şiirlerini bir kitapta toplayıp yayımlama imkanı bulamadı. Eserleri Bulgaristan’da Türkçe yayımlanan merkez ve yerel basın sayfalarında ve dostlarının dosyalarında dağınık bir halde yer almaktadır.




DOYABİLİR MİYİM[130 - “Yeni Işık”, Gazete, Sofya, Sanat eki, “Çağdaş”, 1965, N:1]


		Şöyle bir coşsam
		Doyasıya haykırsam
		Gönül, gönül…
		Nehir olup yatağımdan taşsam
		Çağlasam gürül, gürül..
		Sarı bereket denizlerinde dalgalanan başak
		Bulutlar delen neft kulelerinde
		Parlayan ışık olsam
		Enginleri öpen gözlerde fer
		Dağları devirenlerin saflarında er olsam.
		Ak güvercin olup uçsam
		Kızıl ufuklara, dünyayı dolaşsam…
		Bağrı yanık anaların göz yaşlarını
		Kanadımla silsem
		Soğuktan titreyen gavroşları (Sokak çocukları)
		Koynumda ısıtsam
		Şehit mezarlarına
		Al, mavi çiçeklerden çelenk örsem…
		Bir de bütün dünyayı bahtiyar görsem
		Yaşamaya doyabilir miyim dersin?

    1965 Sofya



HAYRAN[131 - “Yeni Işık”, Gazete, Sanat eki, “Çağdaş”, Sofya, 1966 N:13 (31)]


		Bağır
		Bağır
		Bağırıyor
		İçimde bir ses
		Bu tevekkel değil.

		Toprak bağırıyor
		Taş bağırıyor
		Ot bağırıyor
		Bahardan güzel
		Baharı çağırıyor.

		Güneş bile batarken
		Geri bakıyor
		Bize hayran.

    1966 Sofya.



İZ[132 - “Yeni Işık”, Gazete, Sanat eki, “Çağdaş”,Sofya, 1966 N:13 (31)]


		Durma, kur, biç
		Karala, çiz.
		Belki kalır
		Senden bir iz.

    1966 Sofya



BİR DAKİKA OLSUN[133 - “Yeni Işık” Gazete, Sanat eki “Çağdaş” Sofya, 1966 N: 10]


		Ana kucağında,
		Ana koynunda uyuyan bebek gibi
		Çiçeklerin kucağında
		Ufuktan ufka uçan kelebek gibi
		Duymak tatmak bahtiyarlığı.
		Sabah çiyinde sürünen salyangoz gibi sürünmeden
		Maviliklerde görmek kendini
		Bir dakika olsun…
		Sahili görüp de bırakmamak kürekleri elden
		Göğüsle korumak yanan yürekleri kara yelden
		İncitmeden vicdanını, esirgemeden kanını
		Ardında nikbinlik dolu bir yol bırakmak nesillere
		Sonunda duymak, tatmak bahtiyarlığı
		İsterse bir dakika olsun.




YÜCE ŞAİR[134 - “Yeni Işık”, Gazete, Sanat eki “Çağdaş” Sofya, 1966 N:.10]


		Şiir yazmak istemiştim
		Telleyip pullamadan
		Satırlar gül koksun demiştim
		Kafiyelerinde bülbül ötsün
		Her hecesinde şiirimin.
		Kalbimin ateşi tütsün demiştim
		Meğer hayatmış yüce şair…




ANIT DİK[135 - “Dostluk”, Gazete, Razgrat, 1968, (16 Şubat 1968), N:6 Baş yazar: Rafi Kadirov]


		Bir sigara yaktım
		Yanıyor sigaram
		Ve duman…
		Yaz yağmuru gibi sırtımdan geçen
		Gençliğim geliyor aklıma
		Yaz yağmuru kadar
		Temiz ve sıcak…
		O zaman bir keder
		Sarıyor beni boğarak…
		Üzülmeyi bırak
		Keder arama zamanı değil
		Çekici al
		Kuleler kurarak
		Gençliğin anıtını dik bu gün.

		Bir gün gelir esef etmezsin
		Geçtiğine örünün.

    1968 Ada köy – Razgrat



NO: 97 RAFET SEYDALİ CAMCI (1942)







(Rafet Seydaliyev Camcıev)

Rafet Seydali 1942 yılında Kırcali iline bağlı (Çenooçene) Karagözler Beledeyesinin (Patitsa) Ördekler köyünde fakir bir çiftçi ailesinde doğdu. Çocukluk yıllarında babasını kaybetti. İlk okulu doğduğu köyde, ortayı Karagözler’de liseyi Kırcali’de okudu. Daha sonra Haskova’daki Yüksek Öğretmen Enstitüsünün Türkçe–Fransızca Bölümünden mezun oldu. Hemen askere alındı. Terhis olduktan sonra Kırcali ilinin Svobodinevo köyündeki orta okula müdür olarak tayini çıktı. Orada birkaç yıl görev yaptıktan sonra, Kırcalideki il Gençlik Örgütüne enstrüktör olarak atandı. Orada ki başarılı çalışmalarından dolayı kısa bir zamandan sonra İl Örgütünün Basın Yayın Şubesinin sorumlusu oldu. Moskova’daki Yüksek Parti Okuluna gönderildi. Okulu yüksek başarıyla bitirdi. Yurda dönünce Kırcali il Gençlik Örgütünün Birinci sekreterliğine getirildi. Daha sonra merkeze alınarak uzun yıllar Tarım Bakanlığında Bakan yardımcısı olarak çalıştı.

Totaliter rejimin çökmesinden sonra yeni demokrasi döneminde üç yıl Haskovo’da vali yardımcısı oldu. 1994 yılında emekliye ayrıldı. Halen Kırcali’de oturuyor. Evli ve iki çocuk babasıdır. Bulgarca ve Rusça biliyor.

Rafet Seydali şiiri lise yıllarında sevdi. Şiirlerinde lirik duygularını, yurt sevgisinin kutsallığını ve insan emeğinin yüceliğini dile getirdi. Onun, neslinin diğer şairlerinden farkı, şiirlerini siyasi hayatına kurban etmemesidir.

Şiirlerini bir kitapta toplatıp yayımlamadı. Şiirlerini daha fazla yıllık antolojilerde, merkez ve yerel basın sayfalarında dağınık bir şekilde görüyoruz.




SENDEN AYRILIRKEN[136 - “Şiirler – 1961”, Derleme, Sofya Narodna Prosveta Yayınevi, 1962]


		Ayrılırken senden
		Koskoca bir köy bıraktım ardımda
		Sokaklar bıraktım
		Her köşesi hatırlar dolu …
		Ağaçlar bıraktım dalları yeşil
		Kervanlardan hatırlayasın beni diye
		Uzun, uzun uzayan yollar bıraktım.
		Hasretliğin yarısını san a bıraktım
		Yarısı bende kaldı
		Ve benim için düşünmeyi bıraktım sana.
		Birde köy kenarında bir ferma bıraktım
		Yolladığım çiçeklerden hatırlayasın beni
		Dostlarımı ve annemi bıraktım.

		Bir ay bıraktım geceleri kıra çıkarsın
		Bir çeşme bıraktım köy ortasında
		Akşamları suya inersin diye
		Üstelik bir de, “Adacığı”, bıraktım
		Yolumu gözlersin diye.




YÜRÜDÜM[137 - “Şiirler – 1961”, Derleme, Sofya Narodna Prosveta Yayınevi, 1962]


		Yürüdüm,
		Üzüm tadında türküler aktı içime
		Baktım yurdun sıradağlarına
		Sarı sürme yakınmış
		ağaçlarda yapraklar.
		Ellerime baktım, ellerim istekli işe
		Ve aldım torbayı, çıktım dağlara…
		Sonra Rodoplar’ da tütün uçladım. (tepe koparmak)
		Kervanlar yettim Küstendil yollarında
		Dobruca’ da bloklar kesti yolumu;
		Pamuk toplamaya koyuldum sonra
		Sevgi ile sevinçle…
		Ama bir dilber:
		Toplayamazsın. Dedi.
		Ellerin yakışmaz. Dedi.
		Ve koyuldu işine, kırdı elimi kolumu
		Sonra yine baktı kaş altından
		“Toplayamazsın” diyen bakışlarıyla
		Ve bir de gülümsedi hafiften
		İçime bir sıcaklık aktı
		bu gülümseyişten
		hele işi, akıldan çıkaracak adamı
		Toplayamam m ı?
		Hey kız.
		Etme bana.
		İşte sıram.
		Al da kat istersen sırana…

		Yürüdüm,
		Üzüm tadında türküler aktı içime…




KENDİME HESAP[138 - “Rodoplar’dan Yankılar”, Derleme, Sofya, Narodna Prosveta, Yayınevi, 1968]


		Türlü çiçek sularım – açılır mis kokar
		Fidanlar dikerim – yüklenir dallar
		Bir çeşme kurdum – buz gibi akar
		Bir bina kurdum – rengi bembeyaz
		Arkamda kaldı – on dokuz bahar
		Önümde meyvesini tadacağım yıllar.




BARIŞ OLSUN[139 - “Rodoplar’dan Yankılar”, Sofya, Narodna Prosveta, Yatınevi, 1968]


Dünya Barış Kongresine


		Dudaklarda kalmasın yalnız öpüşlerin tadı
		Bir açmasında kalmasın güllerin güzelliği
		Bir tecrübe tarlası olmasın atoma dünya
		Kül olmasın hünerli ellerin
		Bir emel peşinde gece gündüz
		verdiğin emeğin....
		Top sesleri alamsın aklını beşiktekilerin
		Yıkılmasın Ay yolumuzdaki köprüler
		Randevular yarıda kalmasın
		Kanla dolmasın sokaktaki çukurlar
		Bahçeler toz duman olmasın.

		Solmasın, sönmesin
		Genç kızların dudaklarında ki ballı emeller.
		Türküler ebediyen tükenmesin
		sazlarından aşıkların
		Yaşamak – yaratmak
		Yaratmak – yaşamak olsun
		En büyük hedefi insanlığın..
		Arzular, özlem kalmasın gönlünde çocuklarımızın
		Güvercin yuvaları bozulmasın saçaklarda
		Kayıp gitmesin bir yandan öbür yana yılanlar
		Sevinirken ümmü cihan bahara.
		Toprağa zehir ile sokulmasın yağmurlar
		Balıyla, tadıyla sulasın beklenen ürünü
		Kapanmasın ebedi yarına açılan kapılar..
		Sepetlerde kalmasın öğütülen buğdaylar,
		Trenler devrilmesin taşırken saadeti
		Biz dünyada barış istiyoruz a dostlar,
		Barış olsun ebedi!




HANİ NERDE[140 - “Rodoplardan Yankılar”, Derleme, Sofya, Narodna Prosveta Yayınevi 1968]


		Şimdi bakışında gözlerinin
		Zehirlenip kalıyor tüm aradıklarım
		Gülüşün ve yürüyüşün başka…
		Evvel sussan da karşımda
		Sırdaşı olur görünürdün dertlerimin.
		Ayrılıktan bıktım diyordun
		Özlem, özlem üstüneydi mektupların
		Her an dönmemi bekliyordun
		Aynı sıcaklık aynı sevecenlik
		Ve aynı sevgi olacaktı dönüşümde
		En büyük hediyen…
		Aynı pencereye atacaktın çiçekleri
		Hani nerede?
		Hani nerede:
		“Varın, yoğun, ayın, güneşin, kuvvetin”?
		Ne tez kısaldı yıllarla geceler
		Dünya ne zaman genişledi?
		Şimdi bakışında gözlerinin
		Parçalanıyor arzularımın en temizi
		En güzeli umutlarımın
		Solup kalıyor saçlarımda.
		Dostları bile ayak altı etmişsin.
		Düşürmüşsün koynundan sevgi aynasını
		Eskisine fırça çekilmiş sözlerinin
		Bir gecede bin bir renge girer saçın ve yanakların
		Aynı baş
		Aynı dudak olacaktı dönüşümde en büyük hediyen
		Aynı dilde konuşacaktın titrerken boynumda
		Hani nerede?
		Şimdi bakışında gözlerinin
		Zehirlenip kalıyor tüm inançlarım.
		Şimdi yürüyüşünde parçalanıyor tüm aradıklarım
		Şimdi bakışında öyle
		Büyük bir sevgiyi boğuyor denizler…
		Şimdi bakışında gözlerinin
		Ayna tutuyor yabancı eller.




YURT GEZİSİ[141 - “Rodoplardan Yankılar” Derleme Sofya Narodna Prosveta Yayınevi 1968]


		Kızanlıkta gül oldum bahçe, bahçe
		OkKa, okka üzüm oldum Trakya’da.
		Koşa bir rüzgar oldum akşam üstü
		Bir yolcu oldum Koca Balkanda.
		Kan gibi karpuzu oldum Dobruca’ nın
		Tozlu ellerle kesildim öğle paydosunda
		Ve buğday oldum, arpa oldum, başak, başak.

		Konbaynla (biçer döver) biçildim Tuna yaylasında
		Sonra iki büyük deniz oldum Arda boyunda
		Sonra kayık, sonra martı, sonra balık oldum sularında.
		Bir de misafir kaldım Rodop köylerinde
		Her hanesinde bir sevinç bir hürmet…
		Sonra bir taş oldum Karadeniz sahilinde
		Tuzlu sular yıkadı başımın yosunlarını
		Ve sevdalı kızlar seyrederken gece yosunları
		Sabrı oldum içlerinde gittikçe tükenen …
		Sonra Rila – Pirin (dağ adları) gezdim sökerken şafak
		Madan – Rudozem (şehir adları) gezdim saçım doldu toprak
		Dedim bir de yoktan deniz yapayım..
		Yolum oldu Vıça – Dospat (baraj adları)
		Derken dikiliverdi önüme Ördekler
		Açarak kollarını bir anne şefkatiyle..
		Gel, dedi, yavrum terini ben sileyim,
		Yorulmuşsun, otur biraz dinlen.




NO: 98 İSA HASAN CEBECİ (1942)







(İsa Hasanov Cebeciev)

İsa Hasan Cebeci 1942 yılında Hacıoğlu Pazarı’na bağlı Pirli köyünde doğdu. İlk ve orta okulu doğduğu köyde okudu. Daha sonra Hacıoğlu Pazarı’ndaki Türk Pedagoji okulundan mezun olarak ilkokul öğretmeni oldu ve üç yıl köyünde öğretmenlikten sonra askere gitti. Askerliğini emek eri olarak yaptı. Şumnu’daki Yüksek öğretmen okulunun Türkçe ve Coğrafya bölümüne yazıldı. Orada üç yıl okuduktan sonra Sofya Devlet Üniversitesinin Türkoloji Bölümüne geçti ve oradan diploma aldı. Köyüne tekrar öğretmen oldu. Köyünde kültür faaliyetlerini canlandırdı. Kütüphanenin başkanı oldu. Dram ve folklor ekibinin çalışmalarını yeni raylara oturttu. Sahneye yeni piyesler koydu. Bölgenin folklor araştırmalarını bilimsel metotlarla yürütmeye başladı. Bütün bunlar yerel yöneticileri rahatsız etti. Genç şair takibe alındı. Gezileri sınırlandırıldı. Ancak 1980 yılında bir grup öğretmen arkadaşı ile Azerbaycan’ın başkenti Baku’ yu ziyaret etme imkanı buldu. Azerbaycanlı şair dostları bu ziyareti iyi değerlendirerek genç şairi okuyucularına takdim etme fırsatını kaçırmadılar.

1985 yılındaki asimilasyon politikasına karşı çıktı ve sürgüne gönderildi. İşsiz kaldı. 1989 yılında zorunlu göçe tabi tutularak sınır dışı edildi. Türkiye’ye iltica etti. İstanbul’a yerleşti. Dört yıl İstanbul Tepecik Lisesinde Türkçe öğretmeni olarak görev yaptı. 1995 yılında Çorlu’ya yerleşti. Halen orada oturmakta ve Çorlu Lisesi Türkçe öğretmenliği yapmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır. Bulgarca ve Rusça biliyor.

İsa Hasan Cebeci şiirin sadık dostudur. Şiirlerinde doğa vatan ve milli duyguları dile getirir. Folklordan esinlenerek hece veznini ustaca kullanan şairlerimizdendir. Çocuk şiirleri ile ünlüdür.

Şiirlerini Bulgaristan’da bir kitaba toplayıp yayımlama imkanı bulamadı.

Eserleri:

“Çocuk ve Fidan”, İstanbul 1998.

“Sen Rüzgara Benzeme”, Çerkezköy – 1998.

“Hoyrat Düşümceler”, Hoyratlar, Çorlu, 2005

“Deliorman Ağzı”, Ankara, 2010




HACET[142 - “Sen Rüzgara Benzeme” Şiirler, Çorlu, 1998]


		Fidan boylum hacete geldim işte kapına
		Yokuşlu yollar geçtim, karşında duruyorum.
		Yıllardır hasret kaldım o beyaz gerdanına
		Dilenmek için gönül kapını vuruyorum.

		Bilmem ne diyeceksin gönlümün dileğine
		Bu, parayla alınan meta değil, mal değil…
		Senden sevda isterim, n’olur sor yüreğine
		Bu bir gönül dileği, şeker değil, bal değil…

		Ne olur boş çevirme beni, evet, deyiver
		Günlerim bayram olsun, bahçemiz seyran olsun!
		Dostça koluma girip evimize geliver,
		Bunlar kavuşmuş deyip, herkesler hayran olsun....

    1963, Pirli Köy



SEN RÜZGARA BENZEME[143 - “Sen Rüzgara Benzeme”, Şiirler, Çorlu 1998]


		Sen sakın
		Rüzgar gibi değişken olma
		Esme kah soğuk, kah sıcak
		Soğuk tipi olup içime dolma
		Dolunay gibi doğ her geceme
		Ama sakın rüzgara benzeme!

		Sen sevdanı
		Gel de işle nakış, nakış
		Bitsin artık kalbimde kara kış!
		Aşk ışıklarıyla okşa bağrımı
		Aç kulağını da duy çağrımı
		Sen ömrümün kadını
		Sevgi balı doldur her deme
		Sen gönlümün kadını
		Sakın rüzgara benzeme…

    1965, Pirli Köy



VATAN KUCAĞI[144 - “Yeni Hayat”, Dergi, Sanat eki, “Şafak”, Sofya, 1966, N: 1]


		Vatanım var ana dedim adına
		Toprağından kuvvet aldım her zaman
		Ekmeğinin doyum olmaz tadına
		Her ayrılık müşküldür bu topraktan.

		Mavi libas giyinmiş yüksek dağları
		Tepeleri bulutlara eriyor
		Meyve yüklü bahçeleri bağları
		İnsanlara sonsuz ferah veriyor.

		Nice derde deva olur havası
		Bahar kokar her yanı her bucağı
		Yurt sevgisi sevgilerin en hası
		Uy ne sıcak olur vatan kucağı.




GÖNÜL[145 - “Yeni Işık” Gazete, Sanat eki, “Çağdaş”, Sofya 1968, N:1 (66) (16 Ocak – 1968)]


		Kırılmak istemezsin elbet
		kırmak isteseler de seni.
		Kırılmak manasız artık.
		Sen bir sırça bardaksın
		Kül ufak olma sakın
		Kırılırsan bir daha yapılmazsın.
		Gün olur,
		hedef olursun iftira mermilerine
		Gün olur,
		liman olursun sevinç gemilerine.
		Ben artık saçı ak bir kişi
		Belleyemez oldum gördüğüm düşü
		Yaş dolmadan ihtiyarlık mı var, ne
		Sen genç kal, gönül,
		Hep öyle dinç karşıla dostu, eşi…




ORAK GÜNLERİ[146 - “Sen Rüzgara Benzeme” Şiirler, Çorlu, 1998]


		Temmuz sabahlarında
		Kırlara dökülürdü köylüler
		Erkek – oğlan, karı – kızan
		Konarlardı tarla başına
		Hasadı toplamak için
		Kararlılık vardı herkeste…

		Bir elde ellik bir elde orak
		Gönüllerde sonsuz bir merak
		Geçerdi çarşaflı kadınlar
		Çıkımların [147 - Çıkım: Orak biçerken belli bir bölge] arkasına
		Devrilirdi buğday sapları
		Tutam, tutam, deste, deste.

		Çavdar sapından bağları
		Sererdi yere erkek çocuklar
		Sonra deste toplarlardı.
		Çıplak ayakları anızda çizilerek

		Kıllı kollu güçlü erkekler
		Demetler sıkardı bir nefeste.

		Açıldıkça ak pak anızlar
		Dokurcunlar yükselirdi tarlada
		Terledikçe bedenler,
		Kurudukça dudaklar sıcakta
		Yatıkla su gelirdi imdada
		Pestil eritilirdi kalaylı tasta.

		Gün kavuşurken köylüler
		Eve dönüyorlardı aheste, aheste
		Arabalar dolusu yorgunluk
		Atılıyorken yollarda
		Genç kızların gevrek sesinden
		Türküler yayılıyordu beste, beste…

    1968, Tolbuhin



MERHABA AZERBAYCAN[148 - “Sen Rüzgara Benzeme”, Şiirler, Çorlu, 1998]


		Merhaba Azerbaycan!
		Merhaba güneşin oğlu!
		Ayakların Hazar’da
		Başın Kafkaslar’ da
		Duruyorsun hep bu yerde
		Çağlar, yüzyıllar boyu.

		Hazar’ın ninnileriyle
		Büyümüşsün tarihin beşiğinde
		Kanla, terle yoğrulmuşsun
		Kah yıkılmış, kah doğrulmuşsun
		Harıl, harıl yaşıyorsun…
		Mutlu günlerin eşiğinde
		Seni sevenlere merhaba!

		Damarlarında deli dolu akar
		Siyah altın denen hazine
		Dinceliş çağına girmişsin
		Yükselirsin yıllardan beri
		Atom hızı katarak hızına.
		Seni yüceltenlere merhaba!

		Merhaba Azerbaycan, Merhaba!
		Toprağında yatanlara
		Anıtlardan bakanlara merhaba!
		Gönülleri ısıtanlara
		Seni yaşatanlara
		Merhaba.

    Temmuz 1980, Baku



KÖY KIZLARI[149 - “Sen Rüzgara Benzeme”, Şiirler, Çorlu, 1998]


		Neşe eksik olmaz güzel yüzünüzde
		Konuklara sofra kuran köy kızları!
		İnsanlık var, merhamet var özünüzde
		Düğünlerde ayak duran köy kızları!

		Kemerle sıkılmış ince belleriniz
		Türlü işe yatkın olur elleriniz
		Gerçekleşsin varsın bütün emelleriniz
		Tarlalarda çapa vuran köy kızları!

		Türküleri dillendirir sesleriniz
		Itır kokar, gül kokar nefesleriniz
		Gerçekleşir inşallah hevesleriniz
		Vefasızdan hesap soran köy kızları!

		Şekerden, baldan tatlıdır dilleriniz
		Yemek yapar, çeyiz dokur elleriniz
		Bir gün size kavuşunca erleriniz
		Eylesinler düğün bayram köy kızları!

		Sizsiniz kırların renkli çiçekleri
		Andırırsınız uçan kelebekleri
		Evlerimizin kanatsız melekleri
		İsa size olsun kurban köy kızları!

    1980



AZERBAYCAN’A GELDİM[150 - “Sen Rüzgara Benzeme” Şiirler Çorlu 1998]


		Yıllarca özlemin yaşadı canda
		Dost diyarı seni görmeye geldim
		Azerbaycan denen bu gülistanda
		Dostluk çiçekleri dermeye geldim.

		Adını andımsa yürekten andım
		Yıllardan beri aşk oduyla yandım
		Nihayet kapına geldim, dayandım
		Önünde saygıya durmaya geldim.

		Yabancı değilim bu dost evinde
		Samimiyet gördüm her bir yerinde
		Türküler dinledim kardeş dilinde
		Kardeşlere selam vermeye geldim.

		Başkentin Hazar’da parlak incidir
		Yüzyılların kocamayan gencidir
		Kızlarını görmek kalp sevincidir
		Koynunda hoş demler sürmeye geldim.

		Nice dostlar buldum sıcak sinende
		Anıları yaşar ölünce bende
		Severim seni can durdukça tende
		Sevgilerden çelenk örmeye geldim.

    17 Temmuz 1980 Baku



İKİ ŞEHİR[151 - “Sen Rüzgara Benzeme”, Şiirler, Çorlu, 1998]


		İki sevgilim var iki denizde
		Biri Varna, biri Baku adında
		Varna bir gelindir Karadeniz’de
		Baku Hazarda kız, yaşar yadımda.

		Varna vatanımın eşsiz güzeli
		Hazar güzeline yazdım gazeli
		İki güzeli de sevdim ezeli
		Sevgileri yaşar sıcak kanımda.

		Baku ile Varna kardeş kızları
		Mavi tül örtülü güler yüzleri
		Yazın yeşil, yeşil bakar gözleri
		Biri uzaktadır, biri yanımda.

		İkisinin şerbet içtim elinden
		Sarhoş oldum çiçeğinden
		Ne kızdan geçerim ne gelinden
		İkisi de yaşar benim canımda.

    18 Temmuz 1980 Baku



NO: 99 HASAN ATASEVER RODOPLU (1942)







(Hasan Aliev Aliev)

Hasan Ali Rodoplu 1942 yılında Kırcali ilinin Şterna köyünde fakir bir tütüncü ailesinde doğdu. İlk ve orta okulu kendi köyünde okudu. Daha sonra Sofya ilinin Borovetos şehrindeki Teknik Meslek Lisesinin Orman Ekonomisi Bölümünden mezun oldu. Bir kaç yıl Doğu Rodoplarda orman memuru olarak görev yaptı. 1968 yılında Şumnu Devlet Türk Tiyatrosunun ses ve saz yarışmasında birinci olarak tiyatronun kadrosuna alındı. Uzun yıllar tiyatroda saz sanatçısı olarak görev yaptı. Deliorman’ın köylerini ve şehirlerini tiyatro ekibi ile gece gündüz demeden dolaştı. Halkın sevincini ve kederini yakından tanıma imkanı buldu. 1976 yılında Türk Tiyatrosu yasak kapsamına alınınca işsiz kalan şair doğduğu bölgeye döndü. İki yıl orman memuru olarak Paşmaklı (Smolyan) köylerinde görev yaptıktan sonra Madan şehrindeki Maden Ocakları İşletmesine ayniyet memuru olarak atandı.

Asimilasyona karşı çıktığı için işten atıldı. Üç yıl inşaatlarda çalışarak yaşamını sağladı. 1989 yılında zorunlu göçe tabi tutulunca ailesiyle birlikte Türkiye’ye iltica etti. İzmir’e yerleşti. Orman memuru olarak Bornova dolaylarında görev yaptı. 2003 yılında yaş haddinden emekli oldu. Halen Bornova İzmir’de oturuyor. Evli ve iki çocuk babasıdır. Bulgarca biliyor.

Hasan Rodoplu genç yaşta şiiri ve sazı sevdi. Gençlik yıllarında eski saz şairlerinin şiirlerini okudu daha sonra doğduğu topraklara olan sevgisini kendi şiirleri ile dile getirdi ve onları besteleyip sazı ile dillendirdi. Şiirlerinde, 1989 göçünün getirdiği acıları, Türk halkının deprem trajedisini sazı ve sözü ile terennüm etti.

Şiirlerini bir kitapta toplayıp yayımlama imkanı bulamadı. Şiirleri kendi arşivinde ve dostlarının dosyalarında dağınık bir şekilde yer almaktadır. Şiirlerinin bir çoğunu besteleyip Deliorman, Dobruca ve Kırcali köylerinde sazı ile düğünlerde, bayramlarda ve halk konserlerinde başarıyla okudu. Bulgaristan Türklerinin çok sevdiği bir saz şairidir.

Eserleri :

“Ah Şu Rumeli”, Kaset, Kırcali, 2000




DELİORMAN, DOLUORMAN[152 - Şiir, 21 Mayıs 2000 tarihinde Hasan Rodoplu’nun arşivinden alındı.]


		Deliorman, Doluorman
		Sendedir din, sende iman…
		Sen ecele bile derman
		Olursun ey Deliorman.

		Kızların var asma gibi
		Ovaların var basma gibi
		Ormanların var yosma gibi
		Sen güzelsin Deliorman.

		Sularını içen bilir
		Yollarını geçen bilir
		İnsanını seçen bilir
		Eşin yoktur Deliorman.

		Rodoplu der:Sen tatlısın
		İnan ki mert kıratlısın
		Varlığınla çok bahtlısın
		Cennetsin sen Deliorman.

    1967, Şumnu



KOŞMA[153 - Şiir, 21 Mayıs 2000 tarihinde Hasan Rodoplu’nun arşivinden alındı.]


		Yeşil orman, Deliorman
		Çok güzel olur kızların
		Deli gönlüm sana hayran
		Pek sıcak olur yazların.

		Deliorman’ın pirinci
		Bak inci gibidir inci
		Servi boyludur kızları
		Tuna boyunda birinci…

		Bir yanında şanlı Tuna
		Diğer yanında Dobruca
		Deliorman ovaları
		Cevher, bir uçtan bir uca.

		Rodoplu der: Deliorman
		Cömertsin, büyüktür şanın
		Suyundan mı bilmem neden
		Dürüsttür senin insanın.

    1970, Razgrat



RODOPLAR[154 - Şiir, 26 Kasım 2002 tarihinde Hasan Rodoplu’nu arşivinden alındı.]


		Kış günü karın güzeldir
		Cennet gibidir baharın…
		Bak dünyalara bedeldir
		Güzelliği Rodopların.

		Durmaz çağlar ırmakların
		Saray gibi konakların
		Şu dünyada eşi yoktur
		Madeni bol Rodopların..

		Çiçek dolu ormanların
		Üzüm yüklüdür bağların
		Ceylan yurdudur dağların
		Başı sisli Rodopların.

		Rodoplu der: İsmin bende
		İnan her an gönlüm sende
		Hasretini çekeceğim
		Bu can durdukça bedende.

    1984, Madan



ERENLER ÇEŞMESİ[155 - Şiir, 26 Kasım 2002 tarihinde Hasan Rodoplu’nu arşivinden alındı.]


		Erenlerin çeşmesinden
		Su içtim de öyle geldim
		Dost dolaşıp dost görmeyi
		Ben erenlerden öğrendim.

		Erenlerin sohbetine
		Katıldım da öyle geldim
		Dostla sohbet eylemeyi
		Ben Erenlerden öğrendim.

		Rodoplu der: Aşka büründüm.
		Hoş görünüze imrendim
		Sevip de sevilmeyi
		Ben erenlerden öğrendim.

    5 Ocak 1989 Şterna – Kırcali



MARMARA DESTANI[156 - Şiir, 26 Kasım 2002 tarihinde Hasan Rodoplu’nu arşivinden alındı.]


		Kardeş, gece uyurken
		Yer oynadı yerinden
		Cennet gibi Marmara
		Cehennem oldu birden.

		Nedir Allah’ım nedir
		Bu afetin öfkesi
		Harabeye döndü bak
		Şu Marmara bölgesi.

		Yaşlı genç ve ihtiyar
		Enkaz altında kaldı
		Nice bebe yavrular
		Anasız babasız kaldı.

		Deniz salıncak oldu
		Dalgalandı da durdu
		Şirin güzel Marmara
		Bir anda harap oldu.

		Zümrüt gibi Marmara
		Afete boyun eğdi
		Marmaralı kardeşler
		Ateşten gömlek giydi.

		Neydi o gece, o an
		Şehit oldu bunca can
		Su yerine kan aktı
		Sakarya ırmağından.

		Yüzyılın felaketi
		Marmara’yı yer seçti
		O Marmara’dan sonra
		Bolu, Düzce’ye geçti.

		Depremzede kardeşim
		Düşünme kara, kara
		Cennet olur bak yine
		Bolu, Düzce ve Marmara.

		Türk cömerttir, büyüktür
		Bundan eminiz emin,
		Türk yiğittir, özgürdür
		Bundan eminiz emin.

    01 Kasım 1998 Kırcali.



NO: 100 ADİL AHMET REŞİT (1943)




(Adil Ahmedov Reşidov)






Adil Ahmet Reşit 1943 yılında Razgrat iline bağlı Kemal-lar, (İsperih) belediyesinin Büyük Kokarca (Golyam Porovets) köyünde doğdu.İlk ve orta öğrenimini köyünde okudu.Daha sonra liseyi Kemallar’da (İsperiht) bitirdi.Devamla Sofya Devlet Üniversitesinin Pedagoji Bölümünden mezun oldu.Uzun yıllar İsperih belediyesine bağlı köylerde öğretmenlik yaptı.Bir kaç yıl Belediye de eğitim şubesi şefi olarak çalıştı.İki dönem belediye başkanı olarak başarılı işlere imza attı. Üçüncü dönem İsperih Belediye başkanı olarak görev yapmaktadır.

Adil Ahmet Reşit’in şiir sevgisi lise yıllarında şekillendi. Edebi makaleleri ve tanıtım yazıları ile adını duyurdu.Onun diğer şairlerden farklı tarafı o az yazdı, çok okudu. Şiirlerinin konusunu, yaşadığı ortamdan aldı.Kendi iç duygularını sıcak bir dille şiirleştirdi.Türkçe’yi doğal hali ile kullandı.

Doğduğu Büyük Kokarca köyünde ikamet etmektedir.. “Deliorman”, Türk Yazarlar Birliği üyesidir. Belediye başkanı olarak ilde ki edebiyat çalışmalarını destekleyerek kendi de aktif olarak iştirak eder

Bekardır. Bulgarca ve Rusça biliyor.

Şiirleri merkez ve yerel basında dağınık olarak mevcuttur.




YARIN BELKİ[157 - “Yeni Işık”, gazete, Sanat eki, “Çağdaş” Sofya, 1966]


		Hep gülermişim, diyorsun
		Gülerim elbet.
		İşittiğin yok mu
		Aşk vardır, güldürür
		Aşk vardır, ağlatır.

		Aşkım güldürürken
		Dön bana yeter,
		Yarın ağlarım belki…

    1966 Sofya



MİNİCİK İSTEK[158 - “Gönül Esintileri” antoloji, Ali Piroğlu,Mustafa Çete, Razgrat, 2008]


		Sevgiyle geldim
		Bu akşam kapına
		Tık, tık diye çalıyorum.

		Ne olur, kapını
		Biraz aralayıver.
		Korkma,
		Ben girmeyeceğim,
		Yalnız sevgimi
		Odana alıver.

    1998 Büyük Kokarca



KOMŞU KIZI[159 - “Gönül Esintileri” antoloji, Ali Piroğlu,Mustafa Çete, Razgrat, 2008]


		“…Komşu kızı sevenler
		Demir yürek ister……”
		Diyor bir halk türküsü
		Ama benim yüreğim demir değil.
		Ortak sokağımız küçük
		Toplayamıyor sevgimi….
		Öyle istekli, istekli
		Gülümsemeyeceksin
		Şirin sokağımızda…

		Taramayacaksın
		Şımarık siyah saçlarını
		Pencerenin aynasında…
		Yüreğim demir değil,
		İnce telli bir saz,
		Koparırsın tellerini.

		Kız ayağın denk bas.

    1990 İsperih



BİZİM SOKAĞIN HALLERİ[160 - Şiir, Şaban Kalkan’nın arşivinden alındı]


		Komşu kızı, komşu kızı,
		Öyle vakitli, vakitsiz
		Islak saçlarını rüzgara bırakma
		Onları siyah bulut sanıyorum.

		Yağmur bekliyorum.

		Komşu kızı, komşu kızı,
		Yaz akşamları
		Çay içme sundurmada gülerek
		Sabaha kadar uyuyamıyorum.

		Sabahı bekliyorum.

		Komşu kızı, komşu kızı,
		Erken, erken sokağa çıkıp,
		Kapınızın önünü süpürme
		Türküler söyleyerek.

		İşe geç kalıyorum.

		Komşu kızı, komşu kızı,
		Gülüşün çınlıyor kulaklarımda
		Hayalin dolaşıyor kirpiklerimde
		Bizim sokağı özlüyorum.

		Ve çalışamıyorum.

    1991. İsperih



NO: 101 İDRİZ ÖMER ŞAHİN (1943)







(İdriz Hasanov Ömerov)

İdriz Ömer Şahin 1943 yılında Razgrat ilinin Ada (Ostrovo) köyünde orta halli bir çiftçi ailesinde doğdu. İlk ve orta okulu kendi köyünde okudu. Liseyi Razgart’ta bitirdi. Derhal askere alındı. Terhis olduktan sonra Hacıoğlu Pazarcık’taki Yarı Yüksek Veteriner Enstitüsüne yazıldı ve oradan mezun oldu. Kendi köyünde yirmi dört yıldan fazla Ziraat Kooperatifinde veteriner teknikeri olarak görev yaptı. Bu zaman zarfında köy kütüphanesinin başkanlığını ve dram grubunun yönetmenliğini de yürüttü. Birçok Türk, Bulgar ve Rus dram yazarlarının eserlerini sahneye koydu. Dram festivallerinde köyünü ve ilçeyi başarı ile temsil ederek ödüller aldı.

Asimilasyon kampanyasına karşı çıktı, tutuklandı, sorgulandı. 1989 yılında zorunlu göçe tabi tutularak sınır dışı edildi. Türkiye’ye iltica etti. Halen Çorlu’da oturmaktadır. Bir devlet kurumunda veteriner teknikeri olarak görev yapmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır. Bulgarca ve Rusça biliyor.

Şiire gençlik yıllarında sevdalandı. Şiiri kendine kader bildi. Kısa ve lirik şiir onun günlük dostu oldu. Şiirleri sık, sık yerel ve merkez basında yer aldı. İdriz Ömer Şahin, şiirlerinde vatan sevgisini ve insan ruhunun çalkantılarını kısa ve imgelerle yüklü mısraları ile dile getirmektedir.

Eserleri:

“Kiralık Güneş”, Şiirler, İstanbul, 2005




ARZU[161 - “Halk Gençliği”, Gazete, Sofya, 1965, (24 Eylül 1965), Sayı N 38]



I

		Saksıda çiçek olsam
		Beni sular mısın?
		Bahçende bir gül olsam
		Kalbinde yar olsam
		Beni saklar mısın?




HAYAT



II

		Uzun yokuşludur yolların
		Bir ömür yetmiyor yürümek için
		Hüznün var, sevgin var, sevincin var
		İnsan oğullarına vermek için.




KALP



III

		Kalp dediğin mirastır anamdan
		Kalp dediğin bir parçadır Vatandan.




AŞK[162 - “Yeni Işık”, Gazete, Sanat eki, “Çağdaş”, Sofya, 1969 N:4 (93)]


		Karşımda aynasın, hayale daldığım
		Gönlümde bir kapı gece gündüz çaldığım
		Bilmem bir gün gelip anlayacak mısın
		Açtığın yarayı saracak mısın?

    1969 Razgrat



ŞU VATAN[163 - “Yeni Işık – Nova Svetlina” Gazete, Sanat eki “Gönül Sesleri”, Sofya, 1974 N:6]


		Şu vatanın
		her köşesinde
		bir yatan var
		omuzlamış geçilmeyen yolu.
		Bir avucunda
		acı eylül güneşi,
		bir avuçu
		gelincik çiçekleriyle dolu.
		Şu vatanın,
		her sabah çiy düşen,
		taze otlarında yiğitlerin izi var.
		Siyah başörtülü anaların
		gözlerinde yaş,
		kalplerinde dinmeyen sızı var.
		Şu vatanın,
		şarkı söylenir, türkü çalınır,
		her yerinde,
		Bir erkeklik, bir mertlik var,
		şu vatanın,
		kadınında, erkeğinde

    Ostrovo – Razgart



BİZİM SOKAK[164 - “Yeni Işık – Nova Svetlina” Gazete, Sanat eki “Gönül Sesleri”, Sofya, 1974 N:5]


		Bu sokakta yıllar boyudur
		yaşıyorum
		Yıllar boyu seyrediyorum
		penceremden bu sokağı.
		Dolduruyorum içime kederini,
		yasını,
		ve ümitlerimle yıkıyorum
		emellerin gölgesiz dünyasını…
		Tükenmezliğe götüren adımlarımı
		bu sokakta attım ben,
		İlk busenin sıcaklığını
		bu sokakta tattım ben.
		Kiracısı değilim bu sokağın
		yıllar boyu yaşıyorum bak,
		Yıllar boyu yaşıyor içimde
		bizim sokak…

    1974, Ostrovo – Razgrat



SONBAHAR[165 - Şiir, 2 Nisan 2000 tarihinde İdriz Şahin tarafından Şaban Kalkan’a gönderilmiştir.]


		Sonbahar
		Oğlumun elinde bir salkım üzüm
		Ve sırtında
		Anamın ördüğü fanila
		Sonbahar
		Kehribar sarısı bir ayva
		Arasında dökülen yaprakların
		Ve bir damla göz yaşı
		Kirpiklerinde çiçeklerin
		Sonbahar
		Oğlumu dallarına çağıran kestane
		Bereket
		Büyük sevinç sıcak sevgi
		Ve nasırlı ellerinde babamın
		Bir avuç buğday tanesi
		Hepsi sonbahar.

    1976, Razgrat



TABLO 1985[166 - Şiir, 2 Nisan 2000 tarihinde İdriz Şahin tarafından Şaban Kalkan’a gönderilmiştir.]


		Güzel ve kötü geceleri
		Yıldızlarıyla
		Karanlığıyla
		Sırtında gezdirdik gençliğimizin
		Serenatlarla bazen
		Bazen sessiz.
		Varoluşumuzun uğruna.
		Vefasız çıktı zaman
		Bartholomey[167 - Hristiyanlıkta ihanet gecesi.] gecesinin
		Akşamından döndü
		İhanetin mermisi.

    1985, Adaköy



GELME[168 - Şiir, 2 Nisan 2000 tarihinde İdriz Şahin tarafından Şaban Kalkan’a gönderilmiştir.]


		Bir başkasına vuruldum
		Diye değil
		Sensiz
		Seninle yaşayayım diye
		Gelme!
		Seni unuttum diye değil
		Özleminle yaşayayım diye
		Gelme!
		Biraz daha çekeyim hasretini
		Seve, seve yorulsun
		Şu kalbim diye
		Yorulacak mı
		Bilmiyorum.

    1988 Ada köyü – Razgrat



NOSTALJİ[169 - Şiir, 2 Nisan 2000 tarihinde İdriz Şahin tarafından Şaban Kalkan’a gönderilmiştir.]


		Bahara kadar göz yaşı döktü gece,
		Yitik renkli çatıların
		kırık kiremitlerini yıkadı
		isli duvarlardan süzülerek.
		Açlıktan kamburu çıkmış kargalar
		Anten dallarına tünemiş
		Sigara tüttürüyor bacalar,
		çatılara çömelmiş.
		Çok sesli korosuna kedilerin,
		akord tutuyor rüzgar
		kimsesiz kalmış
		dut ağaçlarında.

    Mayıs 1989, Ada köyü



SEVGİ[170 - Şiir, 2 Nisan 2000 tarihinde İdriz Şahin tarafından Şaban Kalkan’a gönderilmiştir.]


		Bol, bol dağıttım
		Sevgimin çoğunu dostlara
		Bende azı kaldı.

		Dağıttım onu da
		Azar, azar
		Karıma çocuklarıma
		Artık ben sözlerde yaşayan,
		bir sevgiyim.
		Sevgi.

    1989 Razgrat



FRAGMAN[171 - Şiir, 2 Nisan 2000 tarihinde İdriz Şahin tarafından Şaban Kalkan’a gönderilmiştir.]


		Kim acaba
		Kapımı çalan
		Bu saatinde gecenin?
		Tanrı misafiri mi
		Bir dost mu acaba
		Sigarası bitmiş?
		Yoksa Şiir mi
		Kapımı zorlayan?

    1 Nisan 2000 Razgrat



NO: 102 MEHMED ALİ ORUÇ (1943-1987)







(Mehmed Ali Oruçev)

Mehmet Ali Oruç, Hacıoğlu Pazarcık (Tolbuhin) iline bağlı İkizcelK (Benkovski) köyünde bir çiftçi ailesinde doğdu. ilk ve orta okulu doğduğu köyde okudu. Devamla Hacıoğlu Pazarcık’taki İnşaat Meslek Lisesinden muzun oldu. Birkaç yıl köyündeki okulda mürebbi olarak çalıştı. Birkaç yıl da posta şefi görevinde bulundu. Yerel yöneticilerle arası açıldı. Görevinden istifa ederek Hacıoğlu Pazarcık’taki il sosyal sigortalar kurumunda çalışmaya başladı. Orada on yıl kadar hizmette bulunduktan sonra gazeteciliğe atandı. 1976-1987 yılları arasında “Yeni Işık“ gazetesinin il muhabiri olarak görev yaptı. Dobruca’yı köy, köy dolaştı, halkın yaşamını yakından tanıdı.

1985 yılındaki ad değiştirme kampanyasında önce kampanyayı destekleyen yazılar yazdı. Daha sonra genç şair vicdanın sesini duydu. Türk halkının yanında yer aldı. Asimilasyon politikasına karşı çıktı. Kendisine yapılan siyasi ve milli baskıya dayanamadı. 1987 yılının bir güz gecesi Hacıoğlu Pazarcık’taki çalışma odasında kendini astı. Mehmet Ali Oruç evli ve iki çocuk babasıydı. Bulgarca biliyordu.

Şiiri kendine bir dert ortağı bilen Mehmet Ali Oruç şiirlerinde susuz Dobruca toprağının su hasretini ve yalnızlığını dile getirdi. Bulgaristan Türkleri şiirinde sıcak ve buruk bir hava ile ün yaptı.

Şiirlerini bir kitapta toplayıp yayımladı.

“Köprü”, Şiirler, İstanbul 2003. (Derleyip yayımlayan Hüseyin Güler)




MİNYATÜR ŞİİR[172 - “1967 – Bıraktığı Şiirler”, Derlme Sofya Narodna Prasveta Yayınevi 1968]


		Senin aşkın tuzlu denizdi
		Benimse sulara oturmuş gemiydi
		Güneşten ve aydan da temizdi.
		Ve denizden güneşten ırak
		Deniz kadar hoş
		Güneş kadar parlak.
		Saraylar kurduk masal, masal
		Sonra erkekliğimi omuzlayarak
		Para kazanmaya çıktım
		Elimizde köşemizde olsun diye.
		Sen gittin çiçek aramaya
		Hayal- meyal odamıza
		Saksılı bir bahar dolsun diye.

		Ve derken
		Penceresiz çiçeksiz
		Yerimizde mekan kurdu eller
		Altı taş üstü toprak
		Üstelik bir de gülüş çektiler
		Kulübedeki mutluluğa
		Görenler şaşsın diye.




RİCA[173 - “1966 – Bıraktığı Şiirler”, Derleme Sofya Narodna Prosverta Yayınevi 1967]


		Sen bir bulut gibisin şimdi uzaklarda
		Gözelerin sevgi taşır kucak, kucak
		Ben suya hasret toprak örneği yanık
		Ve susuzluktan yanan yaprağım dallarda
		Döneceksen yağmur ol da öyle gel
		Ki, damla, damla yaşam ver bana
		Yağmurlar ki bereket yüklü bir bahar
		Çiçekler örneği solan kalbim

		Yağmurunu bekler
		Yağmurunu bekler.




AĞAÇ DİKTİM[174 - “Yeni Işık – Nova Svetlina”, Gazete, Sanat eki “Gönül Sesleri”, Sofya, 1973, N : 3]


		Ağaç diktim yol boyuna
		Baharda çiçek açınca
		Görmeliydiniz
		Arıların mutluluğunu.

		Ağaç diktim yol boyuna
		Dallarına yuva yapınca
		Görmeliydiniz
		Kuşların mutluluğunu.

		Ağaç diktim yol boyunca
		Kazdığım kuyunun suyundan
		İçince ala geyikler
		Görmeliydiniz onların mutluluğunu..

		Ağaç diktim yol boyuna
		Postu serdim altına
		Dinlenmeğe oturanların
		Görmeliydiniz memnunluğunu.
		1973, Benkovski Tolbuhin




BU ŞEHİRDE[175 - “Yeni Işık – Nova Svetlina”, Gazete, Sanat eki “Gönül Sesleri”, Sofya, 1973, N: 2]


		Bana ilk seviden yadigar
		Bir mavi mendildir
		Gökyüzü bu şehirde
		N’olursunuz şaşmayın dostlar
		Böyledir gökyüzü
		Sevilerin doğduğu yerde.

		Bana ilk seviden yadigar
		Bir altın ırmaktır
		Güneş ışınları bu şehirde

		N’olursunuz şaşmayın kızlar
		Böyledir ışınları güneşin
		Sevilerin olduğu yerde.

		Bana ilk seviden yadigar
		Bir deste çiçektir
		Yıldızlar bu şehirde
		N’olursunuz şaşmayın insanlar
		Yıldızlar böyledir.
		Sevilerin büyüdüğü yerde.

		Sana yüce sevimdir yadigar
		Başına takacağım
		Bir altın taçtır
		Altın ırmaklarda yıkanmış
		Neşesi çocukların,
		Muhabbeti bir de…
		İnsanların bu şehirde
		N’olursunuz şaşmayın dostlar
		Böyledir karşılığı sevilerin
		Mutluluğun güldüğü yerde.

    1973, Tolbuhin



DUYUYOR MUSUN[176 - “Yeni Işık–Nova Svetlina”, Gazete, Sanat eki, “Gönül Sesleri”, Sofya, 1974, N: 5, (Mayıs 1974)]


Sennur’a


		Biliyor musun
		Ben bu dizeleri
		Kıvrak bir türkü örneği
		Sümbüllü, karanfilli
		Bir mayıs sabahı
		yüreğine inerek
		yüreğini yakarak
		yazmalıydım biliyor musun?

		Oysa olmuyor işte
		Yara ağrısa da olmuyor.
		Vefa bilmiyor kader.
		Ve türkülerin hayal döneminde
		Dargınlıklardan ırak
		Neşe içinde
		Raks ederken çiçekler
		Dizelerimi gözlerine bakarak
		Yanıp yanarak
		Yazıyorum duyuyor musun?

    1974, Tobuhin



AÇ HARMANI[177 - “Zaman – Bulgaristan”, Gazete, Sofya 1998, (25 Kasım 1998)]


		Oyuncakların zemereklisini
		ve bilmem
		ve daha nicesini gururla
		kurup koşturmuş değil
		Tek oyuncağın adını duymamış
		Yalınayak bir çocuktum ben …
		Güneşin altında
		Aç harmanın ortasında
		Kel tarlalarda bir değirmenlik
		sıska arpa biçilende…
		Bilmezsiniz, düşünemezsiniz
		Bir aç harmanıdır alır başlardı
		ve gün boyu
		bir inekle dön babam dön, dön
		çoluk çocuk hayalini hepimizin
		talaz talaz bir arpa
		kokusudur okşardı.
		Ah, sormayın, benden öğrenmeyin
		anlatamam o günlerin Dobrucasını …
		Tarihler varya
		hani efsaneler, dinleyin efsaneleri
		kulak verin türkülere ki onlar
		en iyi anlatır aç harmanlarının acısını…
		Oyuncakların yalnız
		Zillisini, zembereklisini değil
		Mini otosundan atlı karıncasına
		değin
		hepsini koşturan konuşturan
		mesut bir çocuğun babasıyım …
		Sormayın anlatamam aç harmanlarını
		Ben onların çoktan kapanmış bir yarasıyım.




TOPRAĞIN OĞLU[178 - “Zaman – Bulgaristan” Gazete, Sofya, 1998, (25 Kasım 1998)]


		Şiirimde yıldızların alevi yok
		Yalnızlıklarım bilinir şeyler.

		Doğmuşum toprakta
		Sevmişim toprağı
		Sulamışım terimle
		Ellerimle değmişim yüreğine
		Utanmamışım bir zaman
		toprak işlediğime.

		Yıldızlar,
		Yanmayacak şiirimde
		Toprağın oğluyum
		Toprağın dilini bildiğime mutluyum!




GÜLMEK[179 - “Zaman – Bulgaristan” Gazete, Sofya, 1998, (25 Kasım 1998]


		Ağaçlar el ediyor
		ağaçlar el ediyor güneşe
		Yeşil üzerinde
		güneş gülüyor.

		Kuşlar kanat açıyor
		kuşlar kanat açıyor ufukta,
		Kanat üzerinde
		Ufuk gülüyor.

		Günler
		dal gibi yeşil
		Günler kuş gibi kanatlı
		Günlerin üzerinde
		anılar gülüyor.

		Sevgi yanıyorken anılarda
		Ateş üzerinde
		Çocuk gülüyor.




SAHİL[180 - “Zaman – Bulgaristan” Gazete, Sofya, 1998 (25 Kasım 1998)]


		Seyrettiğin var mı senin bilmiyorum
		Grubun altında yorgun sular
		Bir acı kırmzıyla görmelisin
		nice buram buram yanar,
		örneğin bir bulut olmak
		geçer aklından o zaman …
		Bilirsin akşamları
		bulutların akışını bekler aynasında
		bir bıçak yarasıymış
		gibi kanayan sular.
		Bir dalga da olabilirsin hani
		sahile erişince
		biteceğini bilsen bile.
		Bir dalga olmak geçer dedik, aklından
		Olabilirsin
		Akşamların denize oturduğu zaman bile olsa
		Ne demektir artık dağılmak.

		Yitirmek kendini
		Yok olmak
		Madem ki ermişsin seni bekleyen sahile?




GÜVEN[181 - “Zaman – Bulgaristan”, Gazete, Sofya, 1998, (25 Kasım 1998)]


		Her zaman misafirin olabilir
		Emellerinden çok ötede
		boyun bükmüş,
		Yalnızlıklar senin de …
		Penceren
		Günlerce ışıksız kalabilir
		kader bu…
		Fakat sen
		mutlu olabilirsin yine
		avuntular yaratabildiğin için
		insanlara sevginle,
		Ve gereğinde
		İnsanı bulabildiğin için
		İnsanlar arasında
		İnsanlar için çarpan yüreğinle.




NO: 103 ALİ ALİ TİRYAKİ (1943-2006)







(Ali Aliev Tiryakiev)

Ali Tiryaki 1943 yılında Razgrat iline bağlı Kubrat Belediyesinin Locva (Glocevo) köyünde fakir bir çiftçi ailesinde doğdu. İlk ve orta okulu doğduğu köyde okudu. Liseyi de Kubrat şehrinde tamamladı. Köyünde birkaç yıl öğretmenlik yaptı, daha sonra köyün Ziraat Kooperatifinde dört yıl maaş mutemedi ve devamla yönetim kurulunda görev aldı. Daha sonra Koopertiften istifa ederek Postaya atandı ve orada yıllarca posta dağıtıcısı olarak çalıştı. Köyünün kültür problemlerinin çözülmesine daima katkıda bulundu. Köy kütüphanesine bağlı olarak faaliyet gösteren dram grubunda ve folklor ekibinde öncü rol oynadı.

Asimilasyon politikasına pasif bir direnişle karşı koydu. İşten çıkarıldı. Birkaç yıl işsiz gezdi. 1989 yılında gerçekleştirilen Demokratik Devrim’den sonra “Hak ve Özgürlük Hareketi”ni hararetle destekledi. “Hak ve Özgürlük Hareketi”nin saflarında çok aktif olarak çalıştı. Köyünde iki dönem Belediye başkanı olarak halka hizmet etti. 2001 yılında emekli oldu. Halen doğduğu köyde oturuyor. Evli ve iki çocuk babasıdır. Bulgarca biliyor.

Şiiri çocuk yaşlarında sevdi.,ve onu kendine ömür boyu en sadık dost bildi. Şiirlerinde doğayı ve köylünün yaşantılarını sıcak bir dille terennüm etmektedir. Şiirleri kısa ve içlidir.

Eserleri:

“Akasyalar Açarken”, Şiirler, Sofya, 1997




AKASYALAR AÇARKEN[182 - “Akasyalar Açarken”, Şiirler, Sofya, 1997]


		Akasyalar açarken
		Sevdi aldattı beni
		Gözler neşe saçarken.
		Sevdi, aldattı beni.

		Gönül neşe saçarken
		Uzatmıştım elimi …
		Akasyalar açarken
		Çaldı gitti sevgimi.

		Bu ilk sevgi dedikçe
		Nem alır gözelerimi…
		Aynı mevsim gelince
		Çevir bana sevgimi.

    24. 04. 1965 Locva



KÖYÜMÜN HALİ[183 - “Hak ve Özgürlük”, Gazete Sofya, 1992, (2 Ekim 1992) Sayı N: 40]


		Ağaçlarında bülbüller öterdi
		Kınalı gezerdi kadınların.
		Erkeklerin bıyıklarında ter tükendi
		Yollara düşmezden önce…
		Şimdi tüm sessizlikler
		Burada buluşur.
		Evlerin bacalarında baykuşlar öter
		Dağlarında kurtlar ulur.

    1992 Glocevo – Kubrat



DAKİKALAR[184 - “Hak ve Özgürlük” Gazete Sofya 1993, (15 Ekim 1993) Sayı N:42]


		Bu akşam
		Gökyüzü yine karanlık
		Koca bir bulut örtmüş yıldızları
		Yüreğim hep dertli
		Düşüncelerim yorgun.
		Ağaçlar dimdik duruyor
		Yaprakları solgun.
		Bahçede iğdeler kokmuyor
		Sanki kurumuş dalları
		Irmak çağlamıyor.
		Toprak emmiyor suları
		Köstek vurmuşlar ışıklara.
		Bu gece,
		Nedense sabah gelmiyor
		Çok ağır geçiyor dakikalar
		Dakikalar çağırıyor sabahları.




Конец ознакомительного фрагмента.


Текст предоставлен ООО «Литрес».

Прочитайте эту книгу целиком, купив полную легальную версию (https://www.litres.ru/book/saban-mahmudoglu-kalkan/bulgaristan-turk-siiri-cilt-1-69499969/chitat-onlayn/) на Литрес.

Безопасно оплатить книгу можно банковской картой Visa, MasterCard, Maestro, со счета мобильного телефона, с платежного терминала, в салоне МТС или Связной, через PayPal, WebMoney, Яндекс.Деньги, QIWI Кошелек, бонусными картами или другим удобным Вам способом.



notes



1


“Rodoplardan Yankılar”, Sofya, 1968




2


“Rodoplardan Yankılar”, Sofya, Narodna Prosveta Yayınevi 1968




3


“Rodoplardan Yankılar”, Derleme, Narodna Prosveta, Yayın evi 1968




4


“Rodoplardan Yankılar”, Derleme, Narodna Prosveta, Yayın evi 1968




5


“Yeni Hayat”, Gazete, Kırcali, “Esintiler”, Şiir köşesi 1968




6


“Dağlı ve Deniz”, Sofya, Şiiler, Narodna Prosveta Yayınevi 1966




7


“Yeni Işık – Nova Svetlina”,Sofya, Sanat eki “Gönül Sesleri”, Mayıs 1972




8


“Hak ve Özgürlük”, Gazete, Sofya, Sayı N:21 2 Haziran 1992




9


“Silk Yakamdan Ölümü”, Şiirler, Sofya 1995




10


“Silk Yakamdan Ölümü”, Şiirler, Sofya 1995




11


“Silk Yakamdan Ölümü”, Şiirler, Sofya 1995




12


“Silk Yakamdan Ölümü”, Şiirler, Sofya 1995




13


“1964 Bıraktığı Şiirler”, Derleme, Sofya, Narodna Prosveta Yayınevi 1965




14


“Yeni Hayat”, Dergi, Sofya, 1965, N: 10




15


“1965 Bıraktığı Şiirler”, Derleme, Sofya, Narodna Prosveta, Yayınevi 1966




16


“1966 Bıraktığı Şiirler”, Derleme Sofya, Narodna Prosveta, yayınevi 1967




17


“1967 Bıraktığı Şiirler”, Derleme Sofya, Narodna Prosveya, yayınevi 1968




18


“1967 Bıraktığı Şiirler”, Derleme,Sofya, Narodna Prosveta, Yayınevi 1968




19


Şiir, özel olarak, 1 Nisan 1993 tarihinde, Şaban Kalkan’a gönderilmiştir.




20


“Gerginlik”: Şaban Mahmudov’un şiir kitabını adı




21


Puanta: Işığın aksetmiş şekli




22


“Halk Gençliği” Gazete, Sofya, 21 Şubat 1968, Sayı N: 8




23


“Filiz “ Gazete,Sofya,04 Şubat 1994,Sayı N: 3




24


3. “Filiz” Gazete, Sofya,04 Şubat 1994 Sayı N: 3




25


“Filiz” Gazete Sofya, 04 Şubat 1994,Sayı N:3




26


“Bir Damla Su” Antoloji Sofya 1996




27


Şiir, İsmail İbişoğlu Tunalı’nın arşivinden alındı, Ankara 1989




28


Şiir, İsmail İbişoğlu Tunalı’nın arşivinden alındı, Ankara 1989




29


Şiir, İsmail İbişoğlu Tunalı’nın arşivinden alındı, Ankara 1994




30


Şiirler, Ahmet Şerif Şerefli’nin arşivinden, Bursa 1994




31


Şiir, İsmail İbişoğlu Tunalı’nın arşivinden alındı, Ankara 1994




32


Şiir, Latif Karagöz’ün arşivinden alındı, Çorlu, 01 Eylül 2002




33


Tülübaba: Deliorman’da bir çiçek




34


“Dilek”, Şiirler, Sofya, Narodna Prosveta Yayınevi, 1967




35


“Dilek”, Şiirler, Sofya, Narodna Prosveta, Yayınevi 1967




36


“Dilek”, Şiirler, Sofya, Narodna Prosveta, Yayınevi 1967




37


“Halk Gençliği”, Gazete, Sofya, 30 Haziran 1967, Sayı N: 26




38


Şiir, 1 Nisan 1973 tarihinde, Şaban Kalkan’a gönderilmiştir.




39


Şiir, 1 Nisan 1973 tarihinde, Şaban Kalkan’a gönderilmiştir.




40


Hak ve Özgürlük”, Gazete, Sofya, 20 Kasım 1992 Sayı N:47




41


Hak ve Özgürlük”, Gazete, Sofya, 20 Kasım 1992 Sayı N: 47




42


Hak ve Özgürlük”, Gazete, Sofya, 20 Kasım 1992 Sayı N:47




43


Şiir, 03 Kasım 1998 tarihinde, KKTC Gazimağosa şehrinde İsmail Çavusev’in dosyasından alındı




44


“Yay Burcu”, Şiirler, Sofya 2002




45


“Yay Burcu”, Şiirler, Sofya, 2002




46


Şiir, Mehmet Ali Macar’ın arşivinden




47


“Bizim Anyurt Antolojisi”, Niyazi H.Bahtiyar, İstabul 2001




48


Şiir, Mehmet Ali Macar’ın arşivinden




49


“Bizim Anayurt Antolojisi”, Niyazi H. Bahtiyar, İstanbul 2001




50


“Bizim Anyurt Antolojisi”, Niyazi H. Bahtiyar, İstanbul 2001




51


“Yakın” anlamında kullanılmıştır




52


“Bizim Anyurt Antolojisi”, Niyazi H. Bahtiyar, İstanbul, 2001




53


“Bizim Anyurt Antolojisi”, Niyazi H. Bahtiyar, İstanbul, 2001




54


Şiirler, Hüseyin Rasim Gülerin arşivinden




55


“Yeni Hayat”, Gazete, Kırcali “Esintiler” Şiir köşesi 1976




56


“Çağdaş Rodop Türk Şiiri Antolojisi”, Antoloji, Niyazi H. Bahtiyar,İstanbul 1998




57


“Çağdaş Rodop Türk Şiiri Antolojisi”, Antoloji, Niyazi H. Bahtiyar, İstanbul 1998




58


“Yeni Hayat”, Gazete, Kırcali “Esintiler” Şiir köşesi 1977




59


“Çağdaş Rodop Türk Şiiri Antolojisi”, Antoloji, Niyazi H.Bahtiyar, İstanbul 1998




60


“Çağdaş Rodop Türk Şiiri Antolojisi”, Antoloji, Niyazi H.Bahtiyar, İstanbul 1998




61


“Çağdaş Rodop Türk Şiiri Antolojisi”, Antoloji, Niyazi H. Bahtiyar, İstanbul 1998




62


“Çağdaş Rodop Türk Şiiri Antolojisi” Antoloji, Niyazi H.Bahtiyar, İstanbul 1998




63


Şiirler, Ali Boncuk’un arşivinden, 02 Ekim 1999 tarihinde alınmıştır.




64


Şiir, özel olarak Şaban Kalkan’a, 7 Kasım 2000 tarihinde gönderildi.




65


“1965 Bıraktığı Şiirler”, Derleme,Sofya, Narodna Prosveta Yayınevi, 1966




66


“Yeni Işık”, Sanat eki”, Çağdaş “ – Sofya, 1966, Sayı N : 17 (35)




67


“ Yeni Işık”, Gazete, Sanat eki “Çağdaş”, Sofya, 1966, N : 15 (33)




68


“Yeni Işık”, Sanat eki”, “Çağdaş”, Sofya, 1967, Sayı N : 6 (48)




69


“Yeni Işık”, Sanat eki”, “Çağdaş”, Sofya, 1967, N : 15 (57)




70


“Dostluk”, Gazetesi Razgrat, 1967, N : 16 Baş yazar: Rafi Kadirov. Şiir, Osman Can’ın arşivinden




71


“Yeni Işık – Nova Svetlina”, Gazete, Sofya, Sanat eki “Gönül Sesleri”, 1973, N:3




72


Şiirler, “ Kınalı Keklik”, Sofya, 1995, adlı şiir kitabından alınmıştır.




73


Şiir Hikmet Şan’ın arşivinden




74


“Halk Gençliği”, Gazete, Sofya, 1967 Sayı N: 45I




75


“Yeni Hayat”, Dergi, Sofya, 1969, Sayı N: 2




76


“Yeni Hayat – Nov Jivot”, Dergi, Sofya, 1973, Sayı N: 9




77


Şair, çete başı ve isyancı




78


“Yeni Işık – Nova Svetlina”, Gazete, Sanat eki, “Gönül Sesler”, Sofya, 1974 Sayı N:6




79


İlk Bulgar tarihçisi




80


Şiir, Hikmet Şan’nın arşivinden




81


“Yeni şiirler”, 31 Ağustos 2002 tarihinde, Hasan Özkan tarafından Şaban Kalkan’a gönderildi. Şiirler arşivimde mevcuttur.




82


“Yeni Hayat”, Gazete, Kırcali, “Esintiler”, Şiir Köşesi. 1967




83


“Çağdaş Rodop Türk Şiiri Antolojisi”, Niyazi H. Bahtiyar, İstanbul 1998




84


“Çağdaş Rodop Türk Şiiri Antolojisi”,NiyaziH.Bahtiyar, İstanbul 1998




85


“Rodoplar’dan Yankılar” Derleme, Sofya, Narodna Prosveta Yayınevi, 1968




86


Şiir, Hasan M. Özkan’nın 31. Ağustos 2002 tarihinde Şaban Kalkan’a gönderdiği “Yeni Şiirler”, adlı şiir demetinden alınmıştır




87


Şiir, Hasan M. Özkan’nın 31. Ağustos 2002 tarihinde Şaban Kalkan’a gönderdiği “Yeni Şiirler” adlı şiir demetinden alınmıştır




88


“Yeni Işık” Gazete Sanat eki “Çağdaş” Sayı 22 (40) 1966 – Sofya




89


“Ziya”, Gazete, Şumen, 1967, Yıl: 3 Sayı N: 18 (01 Ekim 1967), Baş yazar: Niyazi Ahmedov




90


“1967 – Bıraktığı Şiirler”, Derleme, Sofya, Narodna Prosveta, Yayın evi 1968




91


1967 – Bıraktığı Şiirler”, Derleme, Sofya, Nardodna Prosiveta Yayınevi, 1968




92


“Ziya” Gazete, Şumen, 1968, yıl: 3, Sayı N: 18, (01 Ekim 1968), Baş yazar: Niyazi A. Mehmedov. Şiir, Osman Can’ı arşivinden




93


“Yeni Hayat” Dergi, Sofya, 1969, N : 3




94


“Yeni Işık – Nova Svetlina”, Gazete, Sofya, Sanat eki “Gönül Sesleri”, Mayıs -1972




95


8 Amerika’da zenci asıllı özürlük savaşçısı




96


“Yeni Hayat”, Dergi, Sofya, 1979, N: 5




97


“Şarkılarımda Sen”, Şiirler, Kırcali 1998




98


“Şarkılarımda Sen”, Şiirler Kırcali 1998




99


“Şarkılarımda Sen”, Şiirler Kırcali 1998




100


“Ümit “ Dergi, Sofya, 1998, N : 18




101


“Filiz”, Gazete, Sofya 1998, Sayı N : 6 (30 Mart 1998)




102


“Filiz” Gazete, Sofya, Sayı, 1998, N: 6 (30 Mart 1998)




103


“Filiz” Gazete, Sofya, 1998, Sayı N : 6 (30 Mart 1998)




104


“Halk Gençliği”, Gazete, Sofya, 1964




105


“Kolarovgrat Savaşı”, Gazete, Şumen, 1965 Sayı N: 7, Baş yazar: Niyazi Ahmedov




106


Palamar, Deliorman’da bir bölgenin adı




107


“Yeni Hayat”, Dergi, Sofya, 1966 Sayı N: 6




108


“Yeni Işık” Gazete, Sofya, Sanat eki “Çağdaş”, 1967 Sayı N: 6 (48)




109


“Yeni Işık” Gazete, Sofya, Sanat eki “Çağdaş” 1969 Sayı N: 26 (91)




110


Şiir, Şaban Kalkan’ın arşivinden




111


Şiir, Baki Ali Mehmet’in arşivinden




112


Bosfor: İstanbul boğazı




113


“Yeni Işık” Gazete, Sofya, Sanat eki, “Çağdaş”, 1966, N. 13 (31)




114


“Halk Gençliği” Gazete, Sofya, 1967, Sayı N : 26 30 Haziran 1967




115


“1966 – Bıraktığı Şiirler” Derleme, Sofya, Narodna Prosveta 1967




116


“Yeni Işık”, Gazete, Sofya, Sanat eki, “Çağdaş” 1968,Sayı N: 10 (78), (28 Mayıs 1968)




117


Zavot: Büyük fabrika anlamında kullanılmıştır




118


“1967 – Bıraktığı Şiirler” Derleme,Sofya, Naraodna Prosveta yayınevi, 1968




119


. Rusça, “Kalk çocuk”, anlamında




120


“Yeni Işık”, Gazete, Sofya, sanat eki, “Çağdaş” 1968 Sayı N: 18




121


“Hak ve Özgürlük”, Sofya, 1995, Sayı N:29, (21 Temmuz 1995)




122


“Hak ve Özgürlük”, Gazete, Sofya, 1995, Sayı N: 29, (21 Temmuz 1995)




123


“Hak ve Özgürlük” Gazete Sofya : 21 Temmuz 1995 Sayı N:.29




124


“Hak ve Özgürlük” Gazete Sofya, 1992, (21 Ağustos 1992), Sayı N: 34




125


“Hak ve Özgürlük” Gazete, Sofya, 1992, (19 Mayıs 1995) Sayı N:20




126


“Hak ve Özgürlük”, Gazete, Sofya, 1995, (19 Mayıs 1995) Sayı N: 20




127


“Hak ve Özgürlük”, Sofya, 1995, Sayı N:20, (19 Mayıs 1995)




128


“Hak ve Özgürlük”, Gazete, Sofya, 1995, Sayı N: 20, (19 Mayıs 1995)




129


“Hak ve Özgürlük” Gazete, Sofya, 19 Mayıs 1995 Sayı N : 20




130


“Yeni Işık”, Gazete, Sofya, Sanat eki, “Çağdaş”, 1965, N:1




131


“Yeni Işık”, Gazete, Sanat eki, “Çağdaş”, Sofya, 1966 N:13 (31)




132


“Yeni Işık”, Gazete, Sanat eki, “Çağdaş”,Sofya, 1966 N:13 (31)




133


“Yeni Işık” Gazete, Sanat eki “Çağdaş” Sofya, 1966 N: 10




134


“Yeni Işık”, Gazete, Sanat eki “Çağdaş” Sofya, 1966 N:.10




135


“Dostluk”, Gazete, Razgrat, 1968, (16 Şubat 1968), N:6 Baş yazar: Rafi Kadirov




136


“Şiirler – 1961”, Derleme, Sofya Narodna Prosveta Yayınevi, 1962




137


“Şiirler – 1961”, Derleme, Sofya Narodna Prosveta Yayınevi, 1962




138


“Rodoplar’dan Yankılar”, Derleme, Sofya, Narodna Prosveta, Yayınevi, 1968




139


“Rodoplar’dan Yankılar”, Sofya, Narodna Prosveta, Yatınevi, 1968




140


“Rodoplardan Yankılar”, Derleme, Sofya, Narodna Prosveta Yayınevi 1968




141


“Rodoplardan Yankılar” Derleme Sofya Narodna Prosveta Yayınevi 1968




142


“Sen Rüzgara Benzeme” Şiirler, Çorlu, 1998




143


“Sen Rüzgara Benzeme”, Şiirler, Çorlu 1998




144


“Yeni Hayat”, Dergi, Sanat eki, “Şafak”, Sofya, 1966, N: 1




145


“Yeni Işık” Gazete, Sanat eki, “Çağdaş”, Sofya 1968, N:1 (66) (16 Ocak – 1968)




146


“Sen Rüzgara Benzeme” Şiirler, Çorlu, 1998




147


Çıkım: Orak biçerken belli bir bölge




148


“Sen Rüzgara Benzeme”, Şiirler, Çorlu, 1998




149


“Sen Rüzgara Benzeme”, Şiirler, Çorlu, 1998




150


“Sen Rüzgara Benzeme” Şiirler Çorlu 1998




151


“Sen Rüzgara Benzeme”, Şiirler, Çorlu, 1998




152


Şiir, 21 Mayıs 2000 tarihinde Hasan Rodoplu’nun arşivinden alındı.




153


Şiir, 21 Mayıs 2000 tarihinde Hasan Rodoplu’nun arşivinden alındı.




154


Şiir, 26 Kasım 2002 tarihinde Hasan Rodoplu’nu arşivinden alındı.




155


Şiir, 26 Kasım 2002 tarihinde Hasan Rodoplu’nu arşivinden alındı.




156


Şiir, 26 Kasım 2002 tarihinde Hasan Rodoplu’nu arşivinden alındı.




157


“Yeni Işık”, gazete, Sanat eki, “Çağdaş” Sofya, 1966




158


“Gönül Esintileri” antoloji, Ali Piroğlu,Mustafa Çete, Razgrat, 2008




159


“Gönül Esintileri” antoloji, Ali Piroğlu,Mustafa Çete, Razgrat, 2008




160


Şiir, Şaban Kalkan’nın arşivinden alındı




161


“Halk Gençliği”, Gazete, Sofya, 1965, (24 Eylül 1965), Sayı N 38




162


“Yeni Işık”, Gazete, Sanat eki, “Çağdaş”, Sofya, 1969 N:4 (93)




163


“Yeni Işık – Nova Svetlina” Gazete, Sanat eki “Gönül Sesleri”, Sofya, 1974 N:6




164


“Yeni Işık – Nova Svetlina” Gazete, Sanat eki “Gönül Sesleri”, Sofya, 1974 N:5




165


Şiir, 2 Nisan 2000 tarihinde İdriz Şahin tarafından Şaban Kalkan’a gönderilmiştir.




166


Şiir, 2 Nisan 2000 tarihinde İdriz Şahin tarafından Şaban Kalkan’a gönderilmiştir.




167


Hristiyanlıkta ihanet gecesi.




168


Şiir, 2 Nisan 2000 tarihinde İdriz Şahin tarafından Şaban Kalkan’a gönderilmiştir.




169


Şiir, 2 Nisan 2000 tarihinde İdriz Şahin tarafından Şaban Kalkan’a gönderilmiştir.




170


Şiir, 2 Nisan 2000 tarihinde İdriz Şahin tarafından Şaban Kalkan’a gönderilmiştir.




171


Şiir, 2 Nisan 2000 tarihinde İdriz Şahin tarafından Şaban Kalkan’a gönderilmiştir.




172


“1967 – Bıraktığı Şiirler”, Derlme Sofya Narodna Prasveta Yayınevi 1968




173


“1966 – Bıraktığı Şiirler”, Derleme Sofya Narodna Prosverta Yayınevi 1967




174


“Yeni Işık – Nova Svetlina”, Gazete, Sanat eki “Gönül Sesleri”, Sofya, 1973, N : 3




175


“Yeni Işık – Nova Svetlina”, Gazete, Sanat eki “Gönül Sesleri”, Sofya, 1973, N: 2




176


“Yeni Işık–Nova Svetlina”, Gazete, Sanat eki, “Gönül Sesleri”, Sofya, 1974, N: 5, (Mayıs 1974)




177


“Zaman – Bulgaristan”, Gazete, Sofya 1998, (25 Kasım 1998)




178


“Zaman – Bulgaristan” Gazete, Sofya, 1998, (25 Kasım 1998)




179


“Zaman – Bulgaristan” Gazete, Sofya, 1998, (25 Kasım 1998




180


“Zaman – Bulgaristan” Gazete, Sofya, 1998 (25 Kasım 1998)




181


“Zaman – Bulgaristan”, Gazete, Sofya, 1998, (25 Kasım 1998)




182


“Akasyalar Açarken”, Şiirler, Sofya, 1997




183


“Hak ve Özgürlük”, Gazete Sofya, 1992, (2 Ekim 1992) Sayı N: 40




184


“Hak ve Özgürlük” Gazete Sofya 1993, (15 Ekim 1993) Sayı N:42


