Çağdaş Azerbaycan Şiir Antolojisi
 Anonim






Çağdaş Azerbaycan Şiir Antolojisi





Takdim


Azerbaycan son yıllarda pek çok sahada kalkınmakta ve uluslararası arenada hak ettiği yeri almak için hızla ilerlemektedir. Bunlardan kültür ve sanat alanına giren her türlü takdirin üzerindeki bazı uygulamaları sizlerle paylaşmalıyım.

Bunlardan ilki Azerbaycan’ın Latin alfabesine geçiş sürecidir. Açıkça ifade edelim ki, Azerbaycan Latin Alfabesi, Türk dilinin yapısına en uygun alfabedir. Latin alfabesine geçmiş veya geçecek diğer Türk halkları Azerbaycan Latin Alfabesini örnek almalıdırlar. Bu durum başlı başına övgüye layık olmakla birlikte Azerbaycan’ın bu süreçteki örnek davranışı dilin yapısına en uygun alfabeyi seçmekten ibaret değildir. Azerbaycan Devleti Sayın Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in talimatıyla, alfabe değişiminden sonra Azerbaycan edebiyatının seçkin eserlerini ve dünya edebiyatından Azerbaycan Türkçesine çevrilen önemli eserleri yeni alfabe ile yüksek tirajlarla bastırarak halka dağıttı. Tarih boyunca pek çok halk ve devlet kullandığı alfabeyi değiştirmiştir ama ilk kez Azerbaycan, kendi dilinin önemli eserlerini yeni alfabe ile yayınlama basiretini göstermiştir.

Yine bu kalkınma sürecinde Azerbaycan Çeviri Merkezi’nin kurulmasını ve çalışmaları için gerekli kaynakların aktarılmasını sağlayan akıl ve iradeyi de alkışlamak gerekir. Azerbaycan edebiyatının dünyaya, dünya edebiyatının seçkin örneklerinin ise Azerbaycan’a tanıtılması konusunda çalışmalar yapan bu merkez, pek çok ülkenin düşünüp de yapamadığı önemli bir kurumdur. Nitekim elinizde bulunan iki ayrı ciltte çağdaş Azerbaycan hikaye ve şiirinin güzel örneklerini bir araya getiren kitaplar da Azerbaycan Çeviri Merkezi’nin çalışmaları sonucu Türkiye’de yayınlanmaktadır.

Azerbaycan hikaye ve şiirini Türk okuyucusuna ulaştıracak bu antolojilerin, Türkiye’de Türkiye Türkçesinde yayınlanan ilk Azerbaycan edebî antolojileri olduğu düşünülürse, Azerbaycan Çeviri Merkezi’nin ne kadar büyük bir boşluğu doldurduğu ve onun çalışmalarına yıllardır ne kadar çok ihtiyaç duyulduğu da kendiliğinden anlaşılmış olur. “Bir millet iki devlet” dediğimiz Türkiye’de durum böyle ise varın dünyanın geri kalanını siz düşünün. Bu yüzden Avrasya Yazarlar Birliği olarak, Azerbaycan Çeviri Merkezi’nin faaliyetlerini çok önemsiyoruz ve çağdaş Azerbaycan hikaye ve şiirini Türkiye’de tanıtacak olan bu eserlerin yayınlanmasında birlikte çalışmaktan son derece memnunuz.

Değerli Okuyucu;

Azerbaycan için “odlar yurdu” metaforu çok sık kullanılır. Bu benzetmeyi kullananların pek çoğu hatta tümü Azerbaycan’da Ateşgahta, yüzyıllardır kendiliğinden yeryüzüne ulaşarak yayan doğalgazın alevlerini, Azerbaycan toprağının hemen altında, ayağınızla küçük bir çukur kazsanız doluverecekmiş kadar yakın duran dünyanın en kaliteli petrolünü dikkate alırlar. Doğrudur, Azerbaycan toprağının bu zenginlikleri, bu güzel ülkenin kaderine derin etkiler yapmışlardır.

Ama ben tüm bunların yanında odlar yurdunu, kardeş ülkemizde yanan edebiyat ve sanat ateşi olarak da anlıyorum.

Odlar yurdu ifadesinden, Hazar Denizi’nin kenarından esen rüzgarlarla tutuşup yanan Azerbaycan insanının sıcak yüreklerini de anlamak istiyorum.

Bu yüreklerde yanan yüksek sanat ateşini de odlar yurdunun içinde görüyorum.

Hatta odlar yurdu haricen bakanlar için gaz ve petrol, dahilen bakanlar içinse Azerbaycan insanının içinde yanan sanat ve edebiyat ateşinin vatanı olarak anlaşılmalı diye düşünüyorum.

Bu ifadeler, Azerbaycan ve onun kor yürekli insanları için övgü sözleri olarak değerlendirilmesin. Elbette Azerbaycan her türlü övgüyü hak eder ancak ben bu ifadeleri o maksatla söylemiyorum.

Bu sözlerimde büyük ölçüde hakikat payı olduğu kanaatindeyim.

Azerbaycan Türkçesinin edebî dil olarak işlenip Türklüğün boynuna bir gerdanlık gibi asılması Fuzulî’nin şiirleri ile başlamıştır. Bu ifade bile tek başına biraz önce söylediklerimizi haklı çıkarmaya yeter aslında. Fuzulî’nin şiirlerinin genel Türk edebiyatı içindeki yerini hatırlatmaya bilmem gerek var mı? Fuzulî, pek çok yönü ile Türk edebiyatının dünya şiirinde, hiçbir başka dilin şairinden geride kalmadan temsilciliğini yapacak bir zirvemizdir.

Fuzulî’nin Azerbaycan Türkçesinin edebî dilinin kuruluşundaki bu hali, pek çok sanat dalında da gözlenir. Örneğin şarkın ilk opera bestecisi dahî Üzeyir Hacıbeyli’nin sanat hayatına girişi de benzer tarzdadır. İlk kez opera bestelenen topraklarda Üzeyir Hacıbeyli öyle eserlerle girer ki sahneye, onu ancak şaşkınlıkla ve hayranlıkla izlemekten başka elinizden bir şey gelmez.

Edebiyata sanata dahiler hediye etmekte en mahir halktır Azerbaycan halkı, en mümbit topraktır Azerbaycan toprağı. Bir sahada birden fazla dahîyi yetiştirip dünyaya hediye etmek ancak Azerbaycan’ın başaracağı bir iştir.

Dahî yetiştirmekle halkın nüfusunun çokluğu arasındaki ilişkiyi, Kazak kardeşlerimiz “yüzden yürik, binden tulpar çıkar” atasözü ile anlatır. Tulpar, Köroğlu’nun kıratı gibi gerektiğinde uçabilen atlardır. Azerbaycan, insanlık ailesi içindeki nispetine göre pek çok tulparı, sanat dahîsini dünyaya kazandırmıştır. Belki dünyada halkının nüfusuna göre dahî sanatçı yetiştirme oranı en yüksek toplumlardan birisi, hatta en başta geleni Azerbaycan’dır diye düşünüyorum.

İşte bu yüzden Azerbaycan haricen bakanlar için gaz ve petrolden gelen alevli ateşlerin yurdu, batınen bakanlar içinse dahi sanatçıların korlu yüreklerinden oluşan odlar yurdudur.

İki ayrı cilt halinde yayınlanan Çağdaş Azerbaycan Şiir ve Hikaye Antolojisi kitapları bu korlu yüreklerin eserlerini, Türkiye Türkçesinde okuyucuya ulaştırıyor.

Edebî eserler, bir ülkeyi ve toplumu tanımak ve tanıtmak için, çoğu kere, o topraklara yapılacak seyahatlerden daha etkili olabilirler. Türk okuyucusu bu eserleri okudukça kardeş Azerbaycan’ı ve halkını daha yakından tanıyacak, tanıdıkça daha çok sevecektir.

Çağdaş Azerbaycan Şiir ve Hikaye Antolojisi eserlerinin Türkiye’de yayınlanmasını sağlayan Azerbaycan Çeviri Merkezi’ne ve onun değerli başkanı yazar, dramaturg sayın Afak Mesud’a ve tüm emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

Bu iki güzel eserin yayınlanması için Avrasya Yazarlar Birliği ve Azerbaycan Çeviri Merkezi arasında başlayan verimli işbirliğinin gelecekte de devam edeceği ümidiyle, okuyacağınız eserlerin iki halkın dostluk ve kardeşliğinin pekişmesine katkı sağlaması dileklerimi sunuyorum.



    Yakup Ömeroğlu
    Avrasya Yazarlar Birliği Başkanı




HÜSEYIN ARIF

(1924-1992)








Halk Şairi, 1949 yılında Azerbaycan Yazarlar Birliği üyeliğine seçilmiştir. Yeni Hayat Yollarında, Aşk Nağmeleri, Dostluk Telleri, Yolda, Ömür Çeşmesi, Sibirya Armağanı, Toprak Aşkı, Yollar ve Hatıralar vb. gibi yirmiden fazla şiir kitabı yayımlandı. Eserleri İngiliz, Fransız, Alman, Polonya ve eski Sovyet cumhuriyetlerinin tüm halklarının dillerine çevrildi. Devlet Ödülü aldı. Dağ Köyü uzun şiiri ile1971 yılında Altın Orak ödülünü aldı.




ESKİ GENCE ÇINARLARI


		Birbirine dayanak olur,
		Eski Gence çınarları.
		Akşam sabah uyak olur
		Eski Gence çınarları.

		Yeri öper, göğü sarar,
		Meh[1 - Meltem] dokunur, koku saçar,
		Gölgesini dosta açar,
		Eski Gence çınarları.

		Zaman geçer fasıl fasıl[2 - Burada mevsim],
		Sabırda dağ, ağırlıkta fil,
		Her rüzgârdan kopan değil,
		Eski Gence çınarları.

		Fısıldaşan yaprakları,
		Nağme diyen dudakları,
		Nasıl okşar kulakları
		Eski Gence çınarları.

		Nehir boyu katar katar,
		Asırlardan bir yadigâr,
		Dünya görmüş atalar –
		Eski Gence çınarları.




ANNE


		O anki bebekler gelir dünyaya,
		O günden hep ölçer biçer anneler.
		Şiir de okur, şarkı da söyler,
		Besteci anneler, şair anneler.

		Dayanır her azaba o bile bile,
		Yaşar hep sırrını dökmeden dile.
		Bazen de kaldırıp zehri bile,
		Şerbet yerine içer anneler.

		Unutup yılların yorgunluğunu,
		Hayatta dinçliği, evde uykuyu:
		Sevincin azını, gamın çoğunu,
		Yükün ağırını seçer anneler.

		Hiç kendim de bilmem Hüseyin, niye?
		Başımın dumanı çekilir göğe,
		Toprağım annesiz kalmasın diye
		Toprağın koynuna göçer anneler.




BENİM OYUM BARIŞA


		Benim oyum barışa –
		Milyondan biri tek –
		Bırakın, bir daha ordular
		Yüz yüze dayanmasın.

		Benim oyum barışa –
		Bombaların sesinden
		Beşikteki bebekler
		Haykırıp uyanmasın.

		Benim oyum barışa –
		Büyük köyler, şehirler
		Yıkılıp dağılmasın
		Toz duman içinde.

		Benim oyum barışa –
		Eski abideleri
		Yerle yeksan etmesin
		Toplar bir an içinde.

		Benim oyum barışa –
		Ak saçlı anaların
		Gözleri yaşla dolup
		Kalbi darda kalmasın.

		Benim oyum barışa –
		Gencecik kızlar, gelinler
		Bakıp bakıp yollara
		İntizarda kalmasın.




NEBI HAZRI

(1924-2007)








Halk Şairi, Sanat Adamı. 1945 yılında Azerbaycan Yazarlar Birliği üyeliğine seçilmiştir. Yıllar ve Sahiller (1969), Nesiller – Asrlar (1985), Beyaz Şimşekler (1986), Toprak Sana Yemin Ederim (1989), Ömür Çınarından Yapraklar (1995), Yüzyılın Kanlı Gelinciği (1996), Peygamber (2000) vs. gibi yirmiden fazla kitap yazdı. Şiirleri Rus, İngiliz, Fransız, Alman, Çek, Arap, Türk, Leh, İspanyol, Macar ve eski Sovyetler Birliği cumhuriyetlerindeki tüm halkların dillerine çevrildi. Nebi Hazri bağımsız ülkemizin yüksek devlet ödüllerini – Şöhret ve İstiklal madalyalarını almıştır.




İKİ SES


		Seversin…
		“Hayatım” diye seversin
		Seversin… sevinir gözünde cihan.
		– Hadi söyle, sen onu neden sevdin?
		– Sev onu, o senin, sen de onunsun!
		Sevmezsin…
		Uykun çekilir göğe,
		Hayale çevrilir o yıllar, o kız.
		– Hadi söyle, neden sevdin o kızı neden?
		– İyi ki o kızla siz ayrıldınız!

		Yazarsın…
		Alnında ter tane tane…
		Dost gibi eline yapışır ilham!
		– Hadi söyle, neden yazdın, o şiiri neden?
		– İyi ki o şiiri yazdın bu akşam!
		Yazmazsın…
		Kalbinde kalır sözlerin,
		Arzu derin olur, mısralar da sığ.
		– Hadi söyle, neden akşamın boş geçer senin?
		– Günde de yazılmaz…dinlensene biraz

		İki ses…
		Anlamlı bir âlem gibi
		Geçersen böylece dünya yüzünden.
		Bir ses savcı,
		Birisi avukat mı?
		Arada ebedi sanık da sen…

		Bir tek umut kalsın
		İstersen sessizliğe sarılsın cihan,
		Bir şey yok, al benden gülüşlerini…
		Al benden ömrümde ebedi kalan
		O ani, o ani görüşlerini.
		İstersen, bırak da olsun! Ne konuş, ne dinle!
		Al şimdi güzel günleri benden.
		İstersen bir sabah bana verdiğin
		Sadakat andını al geri benden.

		İstersen, al benden düşünce gölge
		Yeşil ormanların fısıltısını.
		Bizi özleyen sahille birlikte,
		Al benden denizin pırıltısını.

		Fakat soğuk bakma bana sen genden[3 - Uzaktan.], güzel!
		Sensiz güneşsizdir bu gök, bu toprak.
		Her şeyi, her şeyi al benden, güzel,
		Bir tek umut kalsın bende de ancak.

		Umut – bir dünyalık sükût içinde,
		Bir dünyaya değen gülüşlerindir.
		Umut – bir şimşeklik bulut içinde,
		O ani, ebedî görüşlerindir…




DENİZ… GÖK… AŞK


		– Denizi hediye veririm sana…
		Ben dedim, sen baktın, sen gülümsedin.
		Göklerin şafağı düştü yüzüne.
		– Ben ise… gökleri veririm – dedin…

		Ayrıldık bu tuhaf hediyelerle,
		Gökler aşkım gibi bana azizdir.
		Ayrıldık denizle, ak dalgalarla,
		Nasıl götürürsün? Deniz denizdir

		Denizi verdim ki sana hediye,
		Geldiğim sahile gelesin bir de.
		Beni görmeyende o benim – diye,
		Benimle konuşup gülesin bir de.

		– Eğer görüşmesek, bize dağ olur,
		Dediydim, kaç defa böyle dediydim ben.
		Deniz sahiline dönebiliriz,
		Göklerin sahili var mı, gideyim ben?!

		Düşündüm, ayrıldık gelenden beri,
		Sen benim aşkıma ışık olasın.
		Bu yüzden verdin mi bana gökleri,
		Benden gökler kadar uzak olasın?!..


II

		Ben bir denizim ki aşkım sabahtır,
		Seni düşünürüm, sevgilim, yine.
		Benim dalgalarım hatıralardır,
		Bırak da yetişsin kalbinin sahillerine.
		Gerçek bir aşk ki büyük bir hüner,
		Coşar umman gibi taze arzular.
		Benim dalgalarım hatıralardır,
		Orada tufan da var, burulgan[4 - Girdap] da var.
		Denizim, aşkımdan kaçmak boşuna,
		Ben ki atlarım çölü, çimeni.
		Benim dalgalarım, hatıralardır,
		Gece de gündüz de bulacak seni.


III

		İstersin rüyana gelirim senin,
		gelirim deniz gibi.
		Yüzüne inciler çilerim senin,
		çilerim deniz gibi.
		Yoluna şafaklar serperim bazen
		serperim deniz gibi.
		İstersen yüzünden öperim bazen,
		öperim deniz gibi.
		Adını kalbimin sahillerine
		yazarım deniz gibi,
		Susarım deniz gibi,
		Susarım deniz gibi.


IV

		Dünyada sükûnet aramadım ben,
		Güneş gibi parla,
		Sabah gibi gel.
		Gökler gibi rüyama gelmek istesen,
		Sen aylı yıldızlı gökler gibi gel.

		Atla kucağından gür tufanların,
		Bakayım akşamdan sabaha kadar.
		Atla beyaz yoluyla mehtapların,
		Parlasın her yıldız hatıra gibi.

		Gel, kış gecesinde,
		yaz sabahında,
		Denizi göklerden ayırmak olmaz!
		Sen görüş yerini şimşeklerle yaz!
		Ben gerek nağme gibi seni dinleyeyim,
		Sen benim aşkımla, yüreğimlesin.

		Ne kadar gökler var, ben seninleyim,
		Ne kadar deniz var, sen benimlesin.




BAHTIYAR VAHAPZADE

(1925-2009)








Halk Şairi, tiyatro yazarı, bilim adamı, edebiyatçı ve ünlü toplum adamı. Yetmişten fazla şiir kitabının, iki monografinin, on bir bilimsel kitabın, yüzlerce makalenin, bu bağlamda tarihi ve çağdaş konularda yazılmış yirmiden fazla kapsamlı uzun şiirlerin yazarıdır. Eserleri İngiliz, Fransız, Alman, Fars, Türk, Polonya, İspanyol, Macar, Romanya ve eski Sovyet cumhuriyetlerinin tüm halklarının dillerine çevrildi. 1945 yılından Azerbaycan Yazarlar Birliği üyesi olmuş, profesör doktor unvanı sahibi, Azerbaycan Millî Bilimler Akademisi Üyesi, Azerbaycan Sanat Adamıdır. SSCB Devlet Ödülü, Romanya’nın edebiyat alanında Komandor yüksek ödülünü aldı.




ŞEHİTLER


		Katil kurşununa kurban giderken
		Gözünü yarına dikti şehitler.
		Üç renkli bayrağı öz kanlarıyla
		Vatan toprağına çekti şehitler.

		Zalim övünmesin zulümleriyle
		Bin bir ihtirası, bin bir şerriyle
		Hakikat uğruna ölümleriyle
		Ölümü kâmına çekti şehitler.

		O cumartesi gecesi, o katil günü
		Mümküne çevirdik çok namümkünü
		Halkın kalbindeki korku mülkünü
		O gece yıkıp söktü şehitler.

		Tarihi yaşatıp dileğimizde
		Bir yumruğa dönüştük o gece biz de
		Yıkıp köleliği yüreğimizde
		Cesaret mülkünü yaptı şehitler.

		Onlar susturulan hakkı söyletir
		Karaca toprağı kıymetlendirir
		Donan vicdanları gayretlendirir
		Oysa el gayreti çekti şehitler.

		Biliriz bu bela ne ilkti, ne son
		Ölürken uğruma bu ana yurdun
		Kuzu cildindeki o koca kutrun
		Doğru düz resmini çekti şehitler.

		İnsan insan olur hünerleriyle
		Millet millet olur hayrı şerriyle
		Toprağın bağrına cesetleriyle
		Özgürlük tohumu dikti şehitler.




BİLEBİLDİĞİN KADAR


		Çal dünyadan hoş günü
		Çalabildiğin kadar.
		Vereceksin, unutma,
		Alabildiğin kadar

		Kuzu gibi melersin,
		Bin bin arzu dilersin,
		Sen boşalabilirsin,
		Dolabildiğin kadar.

		İdrak yolu korkulu.
		Gülünden çoktur çalı.
		Gideceksin bu yolu
		Gidebildiğin kadar.

		Neye gerek gileyler[5 - Yakınmalar],
		Bu çabalar, bu seyler[6 - Gayretler.],
		Bildiklerin de yeter,
		Zaten bildiğin kadar.

		Bu dünyanın bin yönü,
		Bin rengi, bin oyunu,
		Algılarsan sen onu
		Bilebildiğin kadar.

		Sevinç dağına çıksan,
		Sanma dertten uzaksın.
		Bir gün ağlayacaksın,
		Gülebildiğin kadar.




ÖMÜR


		Derler ya, çok azmış yüz yıl, elli yıl,
		İnsana bir ömür kifayet değil.
		Daha ısıtmamış öz yerimizi
		Ölüm cellat olup haklar bizi.

		Derler ya, tatlıdır tadı dünyanın,
		Keşke iki olaydı ömrü insanın.
		N’ola, çalışsaydık ömrün birinde,
		Sonra eğlenirdik biz diğerinde.

		Herkes ömrüne bir türlü bakmış,
		Herkes bu dünyayı bir türlü anlar.
		Cihanda ya neden zevk alacakmış
		Zahmetin kendinden zevk almayanlar?

		Yüz yüz ömür bile azdır doğrusu
		Bir ömrü insana az sayanlara
		Haramdır bu hava, haramdır bu su
		Eğlenmek aşkıyla yaşayanlara.

		Yaşamak yanmaktır, yanasın gerek,
		Hayatın anlamı yalnız ondadır
		Mum eğer yanmazsa, yaşamaz demek
		Onun da hayatı yanmasındadır.

		Ömrü az olsa da, kartal inmedi
		Dedi, semalarda bir kaynağım var.
		Ömrün azlığına sitem etmedi
		Ömrü insan gibi başa vuranlar.

		“Bu dünya beş gündür” – deyip her yerde
		Sağ iken mezara yatanlar davar.
		Alnının teriyle birce[7 - Yegâne, biricik] ömürde
		Yüz insan ömrünü kazanlar da var.




YÜREK


		Yürek odur daim yana,
		Od püsküre alevlene.
		Od vermezse kalbe, cana
		Demek o hiç yürek değil.
		O hiç bana gerek değil.

		Eğer ki sevinip gülmez
		Atmasını kimse bilmez
		Çarpıntısı işitilmez
		Demek o hiç yürek değil.
		O hiç bana gerek değil.

		Vatanı için gerekse
		Çelik gibi gerilmese,
		Toprağına serilmese
		Demek o hiç yürek değil.
		O hiç bana gerek değil.

		Ne yapayım o yüreği –
		Yok arzusu bir dileği?!
		Yapamazsa o sevmeği
		Demek o hiç yürek değil.
		O hiç bana gerek değil.




ZATEN DÜNYA DÖNÜYOR


		Zamanın değirmeninde taş eridi, kum oldu,
		Tarihe attığımız döndü, lazım oldu.
		Dünün gerçeği bugün ters yorum oldu,
		Niye de ki olmasın, zaten dünya dönüyor…

		Çok avlaklar içinde çok avları avladım,
		Aşıp taşan arzumu ben artık cilovladım[8 - Dizginledim.].
		Ben babamı geçtim, geçer beni evladım,
		Bu hep böyle olmalı, zaten dünya dönüyor…

		Dün doğru bildiğimi bugün yanlış sanırım.
		Bazen olur, kendim kendimde kaybolurum.
		Her yıl yeni arzu için dönerim, dolanırım
		Niye de dönmeyeyim zaten dünya dönüyor…

		Çok eğilen gördüm, eğilemeyecek başları.
		Sular duruldu, gördük dibindeki taşları
		Adresini değişti daha dünün alkışları;
		Niye de değişmesin, zaten dünya dönüyor…

		Nasıl döner bu devran, nasıl döner bu gidiş,
		Köpeklere bakıp tavşanlar da gülermiş.
		Dünya kurulalı beri her şey değişilirmiş,
		Değişmesin ne yapsın, zaten dünya dönüyor…

		Ebedî dünyada ben ebedî sanmadım,
		Bir ateşe tutuştum, bin ateşe yanmadım,
		Putlar geldi ve gitti, birine inanmadım.
		Neden inanayım ki zaten dünya dönüyor…

		Döndükçe bu dünya, yok da dönüp var olur,
		Kuruyan pınarlardan sular yine car olur.
		Bu dünyanın iyisi de, kötüsü de tekrar olur,
		Neden tekrar olmasın? Zaten dünya dönüyor…

		Bin bin yıllar bu dünya böyle dönüp dursa da,
		Bir yuvanın bülbülü bin budağa konsa da,
		Aylar, yıllar, mevsimler birbirini dansa[9 - Yalanlasa da] da,
		Değişmezdir akidem, çok da dünya dönüyor,

		Ne kadar isterse, bin o kadar durup döne,
		Karşıma kâh şer çıka, kâh iyilik yuvarlana.
		Çarkı felek isterse bin kez ters dolana,
		Akidemi hiç kime değişemem ben yine.


***

		Akıl başka, yürek başka
		Birbirine benzese de,
		Yel başkadır, külek başka[10 - Rüzgâr].
		Kokusu hoş, rengi de hoş
		Gül başkadır, çiçek başka.

		Her diki yokuş sanma, gel,
		Her meyi meyhoş[11 - Burada hoş] sanma, gel.
		Her uçanı kuş sanma, gel
		Kuş başkadır, böcek başka.

		Her derdine ortak benim,
		Her acıyı ten bölenim,
		Sen çekensin, ben gelenim
		Gemi başka, yedek başka.

		Hakkın yolu – kendi yolum,
		Eğilmeyen doğru yolum,
		Hayırla şer – sağ kolumdur
		Şeytan başka, melek başka.

		Bir dileğe ben aşılandım,
		Kâhkazandım, yağmalandım,
		Ömrüm boyu parçalandım
		Akıl başka, yürek başka.

		Dilek oldu benim adım,
		Çözülüverdi kol – kanadım
		Yetmedi sabrım, inadım
		Emel başka, dilek başka.




KENDİMDEN NARAZIYIM[12 - Memnun değilim.]


		Tabiatın gönül açan
		Bin rengi, bin sesi var.
		Her gönlün bin arzusu,
		Bin renkli nağmesi var.

		Bu arzular, bu nağmeler,
		Bu sesler bir saz gibi –
		Benim solgun sözlerimde
		Hiç dil açabildi mi?

		Hissim derin, sözüm solgun,
		Kalbim geniş, sinem dar.
		Benden önce doğmuş
		Sinemdeki duygular.

		Yanlış atılan adımları
		Sonradan anlarım;
		Bakıp vicdan aynasına,
		Kendimi danlarım[13 - Sitem ederim].

		Siz ey yanlış adımlarım,
		Beni derde saldınız
		Ben sizinle savaştıkça
		Her gün daha çoğaldınız.

		Ben hak hesap isterim
		Geceler gündüzümden;
		Endişeliyim, sitemliyim
		Ömrüm boyu özümden[14 - Kendimden].

		Bizim sanat dünyasının
		Kırık telli sazıyım;
		Bir tek buna razıyım ki
		Kendimden narazıyım[15 - Razı değilim.].




TESLİM


		Ayrılık musibet, ayrılık zülüm!
		Bu fani dünyaya indi, a gülüm,
		Senin varlığına bağlanmışım ben,
		Ruhum kanatlanır her “can” sözünden.

		Bulmuşum, a gülüm, kendimi sende,
		Mestim hislerinin inceliğinden.
		Dünya dertlerimden incinince
		Yegâne tesellim sensin, tek sen.

		Kendin bir yanasın, aşkın bir yana,
		Seni her derdime merhem bilmişim.
		Bu zalim dünyanın azaplarına
		Sana sevgim ile üstün gelmişim.




EL AÇTIK GÖKLERE


		Ne zaman ölçüldü vakit, zaman ile?
		Dünya güzelleşti ilk insan ile.
		İnsan sonsuz aşkın kadir sesidir,
		Allah’ın yerdeki halifesidir.

		Beraber hayatın zevkini tattık,
		Çalıştık, geceyi gündüze kattık.
		Allah’ın verdiği aklın gücüyle
		Bomboş yer üstünde dünya yarattık.

		Biz yüce göklerden geldiğimizden,
		Sığmadık hududu bilinen yere.
		Dünya derdimizi sormadı bize,
		El açtı imdat için insan göklere.




VİCDAN TANIKLIĞI


		Bazen azap satar, gam alır beni,
		Benim bu dünyada çok hatam oldu.
		Yanlışlar, kusurlar, hatalar beni
		Yeniden yaradan öz babam oldu.
		Hatalar üstünde boy atmışım ben,
		Kendimi yeniden yaratmışım ben.

		Yanlışıma, hatama herkesten önce
		Tanık da, yargıç da vicdandır ancak.
		Böyle bir anda vekil[16 - Burada avukat] lal[17 - Dilsiz] olur,
		Hak keser, yalansa paymal olur[18 - Ayaklar altında kalmak, çiğnenmek.].
		Tanığım, avukatım, yargıcım da ben,
		Kaçmak mümkün mü bu mahkemeden?

		Vicdan tanıklığı! Gönüllü tutsak!
		Kendinden gönüllü intikam almak!
		Vicdan tanıklığı! Bir hükümdar tek[19 - Gibi]
		Kendine çektiğin öz sine dağın.
		Vicdan tanıklığı! Kendini görmek,
		Kendinin kendine teslim olman.

		Kendini görmeyen görmez özgeyi,
		Sözünü anlamaz, kendini bilmez.
		Kendini bilmeyen bilmez kimseyi,
		Eğriye eğilir, düze eğilmez.
		Tanığın, avukatın, yargıcın da sen,
		Kaçmak mümkün mü bu mahkemeden?




MEDINE GÜLGÜN

(1926-1992)








Şair, Azerbaycan Sanat Adamı. Bakü’de ve Moskova’da yayımlanmış olan Tebriz’in Baharı (1950), Savalan’ın Eteklerinde, Barış Sesi (1951), Yadigâr Yüzük (1953), Tebriz Kızı (1956), Dünyamızın Sabahı (1974), Yoramaz Yollar Beni (1958), Turnalar Döndüğünde (1983), Dünya Şirin Dünyadır (1989) ve başka pek çok şiir kitabının sahibidir. Şeref Nişanı madalyası ve Azerbaycan SSC Yüksek Sovyeti onur beratlarını almıştır.




ŞAİRİN HAYALİ


		Yine kanatlandı şair hayali
		Dindirir kalbimi bir keman gibi.
		Gönlüme seslenen her küçük nağme
		Bırak kalsın, hayatta armağan gibi.

		Hayalen göklere hiç yücelmedim,
		Meylimi biricik güle salmadım.
		Elden bir an bile ayrı kalmadım,
		Kendimi hiç misafir sanmadım,

		Elimde kalemim bazen lal[20 - Dilsiz] olur,
		En şirin arzular bir hayal olur.
		Yine de yürekte özge hâl olur,
		O dolar boşalır asuman gibi.

		Ömrün anlamını baharda gördüm,
		Sevdiğim bu güzel diyarda gördüm.
		Gönlümü ne tutsak, ne darda gördüm,
		Coşup dalgalandı o, umman gibi.

		Şiirim kanatlanıp uçabilseydi,
		Kalplere tazelik saçabilseydi.
		Seven gönülleri açabilseydi,
		Gamım yok olurdu bir duman gibi.




SENDEN AYRILANDA


		Çelik kanatlar üste
		Uçtun uzağa gittin.
		Göklerin sinesinde,
		Nokta gibi gözden gittin…

		Gittin, boğsa da beni
		Ayrılığın, hasretin
		Kalbimi terk etmedi
		Şefkatin, muhabbetin.

		Fakat sana diyecek
		Ne kadar sözüm kaldı.
		Bilsem de bu ayrılık
		Geçicidir, geçecek.
		Fakat yine yüreğim
		Dil anlamaz çocuk gibi…
		Konuşur fısır fısır;
		Elinden ayrılığın.
		Köle oldum, kul oldum,
		Gamım hesaba gelmez,
		Sevinçten yoksul oldum.

		Tenhalığın yükünü
		Çekerim ağır ağır.
		Nice intizar sözüm,
		Benim gecem gündüzüm
		Seni çok özlüyor…




YILDIZ GİBİ


		Bazen sanki
		Donuyorum buz gibi.
		Bazen geceden sabaha
		Yanarım yıldız gibi,
		Nağmenin düğmeleri,
		Bazen çiçeklenmez.
		Gönlüm susmuş keman gibi,
		Bazen de hiç dinmez.
		Bazen de ram olurum,
		Yorgun düşmüş deniz gibi.
		Rahat olmuyor yürek.
		Fakat yine hayalim,
		Göç eder elden ele.
		Bilirim ki ne kadar
		Nağmeler yazmak için
		Seferim vardır daha,
		Seferim vardır daha…




ALIAĞA KÜRÇAYLI

(1928-1980)








Şair, çevirmen. Merhaba, Gelecek Yıllar (1954), Güzellik (1958), Cevapsız Mektuplar (1960), Nargin’den Esen Rüzgâr (1961), Sefere Çıkıyorum (1965), Turnalar Güneye Uçar (1967), Yollarda Arar Beni (1970), Hayatın Dolayları (1973), Dünya Avucumda (1976), Bütünlük ve onlarca diğer şiir ve çeviri kitaplarının yazarıdır. Sanat Adamı unvanını ve Azerbaycan Devlet Ödülünü aldı.




BİR AVUÇ GÜNEŞ


		İlk defa annemden duydum bunu:
		Bir avuç güneşin ne olduğunu.
		Beklenmedik sesten, bir gürültüden
		Bizi sarardı korku, heyecan.
		Nazi uçağı geldi sanırdık,
		Toprak[21 - Toprak ev, dam.] biz saklanırdık.
		Tam dagirdiğimiz anda,
		Annem söylenirdi, sinirlenirdi:
		Bir avuç güneş de kıtmış bize,
		Karanlık yazılmış kaderimize…
		O günden bir avuç güneş sözünü,
		Bir avuç güneşin, nurun özünü
		Gezdirdim kalbimde kanımmış gibi.
		Nemli kulübelerin dermanı gibi.
		Bildim o hayattır, güldür, çiçektir.
		Herkese, her yerde güneş gerektir.
		Laleli ovaların yakasında da.
		Ya bir avuç olsun, ya da bir katre –
		O gerek nurunu salsın her yere.

		O güneş parlıyor şimdi elimde,
		Bütün bir güneş var benim elimde.
		Fakat saklayarak o hasretini,
		Bir avuç güneşin hararetini
		Bekleyen halklar var, kabileler var.
		Güneşsiz açılan nice sabah var.
		Güneşsiz günleri açarım her gün,
		Annemin sözleri geçer kalbimden.
		Bir avuç güneşi getirmek için
		Bir ömür yaya yol giderim ben.




KUĞUNUN NAĞMESİ


		Diyorsun: “Ah bu aşk şiirlerinin
		Hepsi kısadır – bir bent, iki bent”
		Diyorsun: “Demek ki sakatmış senin
		Aşkının yolunda bindiğin sement[22 - Kızıl at]”

		Güzelim, doğru ya, benim aşkımdan
		Uzunca konuşmam olmadı hele;
		Sevgi konusunda çok cimriyim ben,
		Ne yapsam, doğam böyledir, böyle…

		Dostum, bu kınama, bu sitem nedir?
		Bırak da, anlatmayayım aşkımı daha.
		Kuğu nağmesini son kez söylüyor,
		Ömründe son kez…
		O da ne nağme!




HARCADIM GENÇLİĞİ


		Harcadım gençliği bozuk para gibi
		Yerini bilmeden, esirgemeden.
		Vardan yoktan çıkan bir fakir gibi
		Onu hep ararım, hep ararım ben.

		Keyifte mi, neşeler kucağında mı
		Gitti o yıllarım, gitti gençliğim?
		Güzel kadınların dudağında mı
		Soğuk öpüş gibi bitti gençliğim?!




İZLER


		Dün karın üstünde ben
		Gördüm ayak izlerimi;
		O izler kayboldu neden
		Bugün güneş doğan gibi?

		Üzerinde karlı yerin
		İz bırakmak kolay olur
		Kolay düşen o izlerin
		Ömrü, dostum, bir an olur!

		Zor da olsa böyle, çalış –
		İzin düşsün taş üstüne;
		Bin ateşli yaz, bin karlı kış
		Bozamaz ki onu yine!




LEVHA


		Semada devre vururken
		bulutların dizimi
		Diktim göklere hasretle
		yola dalan gözümü.
		Yıldırımlar
		bana gösterdi
		nurlu gündüzümü.
		Sabaha kadar
		ben böyle süzdüm
		bahar yağmurlarını,
		İple inci gibi yüzdüm
		bahar yağmurlarını,
		güllerin boynuna dizdim
		bahar yağmurlarını.




ALI KERIM

(1931-1969)








Kısa ömür yaşayan Ali Kerim’in İlk Aşk kitabı 1958 yılında Moskova’da yayınlandı. Hayattayken Bakü’de iki kitabı daha yayımlandı: Hep Seferde (1963) ve Altın Kanat (1965). Edebiyata özgü üslubuyla tanınmış şairin Geri Ver Ana Borcunu, Çocuklar ve Yıldızlar, Sefer Sonrası, Gül ve Ekmek şiir kitapları ve iki ciltlik Seçilmiş Eserleri ölümünden sonra yayımlandı. İki Senfoni uzun şiiri 1957 yılında Moskova’da düzenlenen Öğrencilerin 6.Dünya Şöleni’nin özel ödülünü aldı.




PARÇALAR


		Otuzdan çok yaşadım…
		Çöyçay’da,
		Bakü’de,
		Moskova’da,
		Tiflis’te.
		Arabada, uçakta,
		bazen kum üstünde,
		bazen denizde.
		Aşk alacakaranlığında,
		Konferans salonunda.
		Sevgilimle birbirimize diyeceğimiz
		İki söz arasında.
		Hastalanırken
		Hekimin çaresinde.
		Bazen ölüm sözünün kutup kışında
		Bazen günlerimi başıboş bırakıp
		Onlarsız eğlendim hep.

		Sonra da günlerim beni bırakıp
		gitmenden sitem ettim hep.
		Yılların çoğu benimle daha,
		Ailemin bireyi oldu.
		Görüyorum bazısından
		günler düşmüş,
		nereye düşmüş?
		Ne zaman düşmüş?
		Eh, onlar çoktan geçişmiş
		Bazısı toz olmuş ayaklar altında.
		Bazısı hangi arabadaysa
		öyle unuttum gitti.
		Bazısı
		bir zaman kenarında
		Yaşadığımız nehrin
		suyunda akıp gitti.
		Ama öylesi de var ki,
		gitmemiş.
		Gönlümü incitmemiş.
		Öyle saatlerim var ki ağaç oldu
		Bir dost bağında.

		Her dakikası bir meyveye dönüşmüş
		Yeşil dalında.
		Boynuna kolumu dolarım saatimin
		Otururum ömrümün
		bir parçasının gölgesinde:
		Dizerim kızıl yanaklı dakikaları
		On dört günlük ay – tabağa,
		yeriz şirin şirin.
		Her yılı tekrarlanacak
		bu dakikaların.
		Bazen düşer dakikalar dallarından
		yere bir bir
		Sahibini görüp gelir, onlar nedir,
		Saatim var
		Bir insan sevincinde
		bir hissedir.
		Solmuş bir tebessümün
		Pırıltısını geri vermiş
		O ölmemiş. O yaşıyor.

		Anlarım var:
		Sağanak yağmur gibi yağmış
		Duygulu bir insan kalbine;
		Yeşerttiği çiçekler
		ödüldür bana.
		Oğlanlarıma bakıyorum:
		Boylu postlu günlerimdir.
		Nurlu gecem, al sabahımdır.
		Şiirlerime bakıyorum:
		Deme ölmüş günlerimdir.
		Tutuşup deftere dökülmüş günlerimdir.
		Otuzdan çok yaşadım.
		Pişman değilim.
		Geleceğe bakıyorum,
		Dur!
		Bak ne diyorum.
		O daha ömründen değil,
		Düşün akşam – sabah
		Sen onu fethetmelisin
		Son zerresine kadar.




TAŞ


		Yarı çıplak
		Eski insan
		Düşmanına bir taş attı,
		Kana battı.
		Taş düşmedi
		Ama yere.
		Uçup gitti.
		Ufuklardan ufuklara.
		Demeyin ki taş kayboldu.
		Oldu kılıç,
		kurşun,
		mermi.
		Hiç durmadı fikir gibi.
		Atom gibi
		Meridyeni kırık kırık,
		Arzuları zerre zerre,
		Okyanusu parça parça
		Edip geçti…

		İşte o taş
		Şimdi yine hiç durmuyor
		Uçar nereye?
		O nötron,
		Elektron –
		Dönüp
		neler,
		neler olur.
		Alev olur,
		ölüm olur,
		zehir olur.
		Ey yüzyıllım,
		Hakikatin kan kardeşi,
		Hiç durmaz mı, de,
		Yarı çıplak
		yarı yabani
		Eski insanın
		attığı taş?!




HEP SEFERDE


		Trenler durduğunda,
		Uçaklar indiğinde,
		Bence bitmez ki sefer
		Seferdeysen yine de.
		İnsan dünyaya benzer –
		Seferdedir ebedî.
		Bence oturmuşsa da
		Bir taşın üzerinde.
		Anlamlı bir kitabı
		Karıştırırsa eğer,
		Güzel bir seferdedir.
		Uyuklarken her akşam.
		Uykusu köprüyse
		Günle gün arasında –
		Seferdedir o insan…
		Hatta mezarlıktaysa,
		Hatırası dostlara
		Bir tepe aşmak için
		Kuvvet verirse eğer,
		O yine seferdedir.
		Ulaşmağa var hele…
		Seferdedir
		yol gider…




NERIMAN HASANZADE

(1931)








Halk Şairi, Azerbaycan Emektar Sanat Adamı. Sayısız şiirlerin, tiyatro oyunlarının, bu bağlamda Aklına Geleceğim (1966), Neden Söylemediniz (1970), Zümrüdü Anka (1073), Sen Affettin (1979), Kimin Sorusu Var (1984), Bütün Milletlere (1991), Talihin Armağanı (1993), Gelişli Gidişli Dünya (1995), Poylu Beşiğim Benim ve onlarca eser yazmıştır. Eserleri Rus, İngiliz, Fransız, Alman, Romanya, Türk, Leh, İspanyol ve eski Sovyetler Birliği cumhuriyetlerindeki tüm halkların dillerine çevrildi. 2002 yılında Uluslararası Bilimler Akademisinin (Azerbaycan Bölümü) geçici, 2004 yılında iseasli üyeliğine seçildi. Kendisine bağımsız Azerbaycan Cumhuriyetinin Şeref Madalyası verildi. Yılın Şairi (2010) ödülünü aldı.




KADINA MEKTUP


		Sizin kızınızla görüşüyoruz biz,
		Gidiyoruz kâh yolla, kâh kenar izle.
		Bunu ben biliyorum, siz bilmiyorsunuz,
		O geliyor zaten sizin izninizle.

		Okul arkadaşı, yol yoldaşı var,
		İşi de çok olur, bazen dersi de
		Benim kızınızın, nasıl derlerse –
		Okul arkadaşı, yol yoldaşı.

		Ben anlıyorum, siz annesiniz
		O yüreğe sığmaz ki bu heyecan
		O eve dönünce nigaransınız[23 - Merak etmek, endişelenmek]
		Evde olunca da benim nigaran.

		Bir ömür yaprağı uzun, ya kısa…
		Aşk, sevgi, hayranlık – hangi daha eski?
		O sizin yalnızca kızınızsa da,
		O benim yegâne saadetimdir.

		Siz de hayransınız, ben de bir kıza
		Kimin kapısından o girmelidir?
		Dünya öyle ki biri bulursa,
		Öteki … mutlaka kaybetmelidir.

		Duruluk simgesi sizin kızınız
		Gözünden okunur kalbi, isteği
		Sizin bu sevdada kaybetmeyiniz
		Sizin borcunuzdur, benim kısmetim.

		Sizin adınıza saygı, ihtiram
		Kadın karşısında baş eğer âlem
		Ben de baş eğerim, vedalaşırım –
		Kızınız gelecek, ben gitmeliyim.




MERDİVEN


		Bu dünya merdivendir.
		Çıkınca cana yakın
		İnince çok kötüdür.
		Görüştük basamaklarda,
		O çıkıyordu bu demde,
		Ben iniyordum habersiz.
		Onu arzularına
		Çıkarırdı merdiven,
		Beni hatıralara indirdi.
		Bu zaman,
		Birimiz – gün doğana,
		Birimiz – gün batana…
		Çıkamazdım bir daha,
		Ne o güç, ne o takat.
		O da inemezdi hiç.
		Haklı – haksız, vermişti
		Hükmünü zaten doğa.
		Gerek ya inmeyeydi
		Bu görüş hiç araya.
		Ya o önce geleydi,
		Ya ben sonra dünyaya.




NE TUHAF?!


		Öyle durursun, öyle bakarsın,
		Sanki karşındaki kuru bir taşım.
		İpek saçını bir zaman okşayan.
		Sanki hiç hiç ben olmamışım.

		Seni dostlarımla, tanışlarımla,
		Ben tanıştırırdım o zaman bir bir
		Şimdi başkaları o ihtiramla,
		Diyorlar tanış ol…
		Ne tuhaf?!

		Rüyada görürdün bir zaman her dem,
		Yolumu beklerdin yollardan uzak.
		Ben senin rüyandan çıkagelmişim,
		Bu da bir rüyadır, gel tanışalım.

		Koluna girerdim… bu hatırındadır,
		Giderdik… yolumuz, arzumuz ortak.
		Kolum kollarının hep yanındadır,
		Dokunsa biz şimdi özür dileriz.

		Nerde olduysam sabah, ya akşam,
		Aradın sen beni, gördün sen beni.
		Şimdi gözlerinin tam önündeyim,
		Nerede durayım ki,
		Göresin beni?




BEN DE YAĞMALIYIM


		Zordur benimle beraber yaşamak,
		Bazen gözlerimde değişir âlem.
		Benimle bir ömür arkadaş olmak.
		Bir azcık daha zor,
		Ben anlıyorum.

		Ne duman çekilir, başımdan ne çen[24 - Sis],
		Tufanlı boranlı dağım ben, neyim?!
		Ne bileyim,
		Dünyada ben de kendimden
		Belki de ilk şikâyetçiyim.

		Bende bir “ben” de var…
		Benden habersiz,
		Ne duyar, ne sayar beni.
		Yer var ki o beni hep rezil eyler,
		Yer de var hep üne yetir beni.

		Bir gamı bir yürek valla zor taşır,
		Yüz yürek gamı var bu bir sinemde.
		Ben yerden göklere baksam da eğer,
		Gök yüreğimdedir…
		Yer yüreğimde.

		Bir insan olsaydım neydi derdim,
		Yaşardım her mevsim bir libas giyip,
		Evimde çay içip,
		Yemek de yiyip
		Bir insan gamını çekebilirdim.

		Sinemde halkların bedbaht taliyi[25 - Talihi],
		Bazen de aldanmış kadın gileyi[26 - Sitemi]
		Bazen de toprağın batan çeşmesi,
		Bazen de yüzsüzün yüze düşmesi,
		Gönlümün yayını çekip kırdılar,
		Senden dikkatimi çekindirdiler.

		Öyle ki tutuldum, bekle bir kadar,
		Biraz şefkatli ol, sen ana gibi
		Yağmur yağan gibi açılır gökler,
		Ben de yağmalıyım…
		Yağana kadar.




MEHMET ARAZ

(1933-2004)








Halk Şairi, Azerbaycan edebiyatının ünlü temsilcisi, Emektar Kültür Adamı. Sevgi Nağmesi, Araz Akar, Ben Seni Bulurum, Annemden Yadigâr Nağmeler, Ömür Kervanı, Okura Mektup, Kayalara Yazılan Ses, Yol Ayrımında Sohbet vs. gibi yirmiden fazla kitabın şairidir. Eserleri dünyanın değişik halklarının dillerine çevrilerek yayınlanmıştır. Hacı ZeynalabdinTağıyev Ulusal Ödülü’nün sahibidir. Kendisine Azerbaycan SSC Yüksek Sovyeti Onur Belgeleri ve bağımsız Azerbaycan Cumhuriyetinin İstiklal Madalyası verilmiştir. 1957 yılında Azerbaycan Yazarlar Birliği üyeliğine seçilmiştir.




SEVGİ SINIRI


		Boynumdan yukarı yüceliğim yok,
		Gözüm ufka dek görmeye kadir,
		Dağın o yüzünden umacağım yok,
		Dağın bu yüzünde pınar benimdir.

		Seven hem kaygılı, hem de kaygısız,
		Sevin – seninkidir bu koca âlem.
		Kalbine bulanık fikirler sızar:
		“Seninle olsam da, senin değilim”.

		“Hep aynı yerde durur vaatlerim,
		Zaten hep aynı, hep aynı adamım…
		Kırıp sınırları, kırıp setleri
		Aşkını dünyaya tanıtmıyorum…”

		Bulalım aşkımızı tartan tartıyı,
		Belki kalbimizde güveni tartalım?
		Senin bin kuşkunu koysak bir göze,
		Benim bir güvenim ağır gelecek.

		Yürek de tuhaf hilkattir diyen,
		Bazen bu isteği kendine yüktür.
		Dün sevdiğini bugün sevmeyen
		Sevginin özünden şartı büyüktür.

		Demem ki emretsen, gözümü kapar
		Göğün yakasını kapattırırım.
		Demem ki bir gece kesilse uykun
		Sabahın yolunu kapattırırım.

		Yok, Şirin şartların,
		Yok buna şüphem!
		Ben ne hükümdarım, ne kulum sana,
		Yok Ferhat külüngü hükmünde rütbem
		Deniz kucağında ev kuram sana.

		Şimdi moda değil Mecnun gözyaşı,
		Leyla talebine ne tedbir kılsak?
		Borcunu veririz Nofel kardeşin,
		Leyla ne ister? – mücevher – bir tabak!

		Dilenci aşkları sınırlar aşar;
		Sen benim aşkımın hudut direği.
		Senden o tarafa sonsuzluk yaşar,
		Senden o tarafa yer de görünmez.




UNUT BENİ


		Dilim dinmez[27 - Bir şey söylemez], kirpiklerim ses eyler,
		Nasıl hoşsa – yüreğimi kes öyle…
		Kalan ömre yarım yürek bes[28 - Burada yeter] eyler,
		Unut beni, aldat beni, at beni.

		İnişi kar, yokuşu kar bu yolun,
		Yad nefesten buz kayası su oldu…
		Yalan yolu beş adımlık suyolu,
		Aldat beni, unut beni, at beni.

		Sen ömrünün ateşinde yananda,
		Gölgenden de gereksizdim yanında.
		Kıymetli bir kayıp tut aklında,
		Unut beni, aldat beni, at beni.

		Gözden göze köprü kurmak zor iştir,
		Bakışların yönünü çok değişti.
		Yeni adım zaten yeni dövüştü,
		Aldat beni, unut beni, at beni.

		Bu sevdaya ne ulaştık, ne yüzdük?!
		Dalgasında ne kaybolduk, ne yüzdük.
		İşte seni düzde koydu bu düzlük…
		Unut beni, aldat beni, at beni.




BENDEN GEÇTİ, KARDEŞİME DEĞDİ


		Ey taşlaşan, topraklaşan,
		Ulu dedem!
		Bugünümden dünüme uzaklaşan
		Ulu dedem!
		Rüzgârlaşan, dumanlaşan ruhumla sen
		Ayağa kalk, seninleyim!
		Ses gitmeyen,
		el yetmeyen
		Eski tarih deresinden
		Ses benin sesime son: –
		Sese gelen, senden
		Geçen
		Neydi böyle? –
		Senden geçip kardeşine değdi böyle?
		Bununla mı, de kaç defa
		Baba – oğul, kardeş hissi ikilendi,
		Bir şehrin
		Beş kardeşin hanlığına parçalandı?
		O zaman mı bitti bizim
		dilimizin
		“senin”, “benim” gabarı[29 - Nasırı (Burada dilinden tük bitmek anlamında)] da?..
		O zamandan bitti bizim
		dilimizin
		“nerelisin” damarı da?..
		Seninleyim, ulu atam!
		Bu meseli kimdir yazan?
		Hangi soysuz baba şimdi
		Ataların imzasını
		Çekip, ona mühür basan?!
		Adınızı destanlardan alırım
		Ruhunuzu kıyma kıyma koparırım.
		Kara Çoban,
		Ey Han Ayvaz,
		Kiziroğlu Mustafa Bey,
		Eğer ki siz
		Bu konuya imza koydunuz!
		Sonra, sonra hanginizse
		Halka gelen bir kazadan
		Hep başını yana eğdi.
		Settar Hanın ocağına
		fena değdi.
		Benden geçti!..
		Benden geçti!..
		Sevince bak, gayrete bak!
		Bunu yazan hilkate bak!
		Benden geçti!..
		Kulağımdan gitmez bu ses,
		Darbeleri kardeşine,
		Sırdaşına geçiren kes
		Şimdi sanki bak bu gece
		Kulağımın tam debinde

		Hep ben dedi bir ülkede
		ne kadar han,
		Onların hep “ben” dediği yerde
		Sen olmadın, Azerbaycan!
		Seni senden alıp böyle
		Yüz yıllarla uyuttular.
		Seni senden eylediler,
		Seni senden öğüttüler.
		Havan oldun hep tuzunla,
		kendi taşınla.
		Üvey oldun
		öz, yakın ikiz kardeşinle –
		Benden geçti diyenlerin gayretinden,
		Namusunu yiyenlerin gayretinden!
		Benden geçti…
		Benden geçti!
		Ey taşlaşan, topraklaşan,
		ulu atam!
		Bugünümden, dünümden uzaklaşan
		ulu atam!
		Ayağa kalk!
		Defnettiğin meselenin
		mezar taşına
		Bir teessüf hatırası yazıp, yont:
		Senden geçen bana değdi,
		Benden geçen sana değdi.
		Senden, benden geçen darbe
		Vatan, Vatan, sana değdi.




CABIR NEVRUZ

(1933-2002)








Halk Şairi, Azerbaycan Sanat Adamı. Bizim Yüzyıl, Sıradan Gerçekler, Talihin Armağanı, Ne Kadar ki Hayattayım, Kendini Koru, Halkım ve benzeri çok sayıda şiir kitabı yayımlandı. Eserleri İngiliz, Fars, Türk, Polonya, İspanyol, Fransız, Alman ve eski Sovyet cumhuriyetlerinin tüm halklarının dillerine çevrildi. Yazarlar Birliği Yönetim Kurulu sekreterliği yaptı. Bazı onursal unvanlar, Azerbaycan devlet ödülleri, nişan ve madalyalar aldı.




SAĞLIĞINDA DEĞER VERİN İNSANLARA…


		Bir arzum var, ey insanlar,
		bak, diyeyim
		Sağlığında değer verin insanlara,
		İyilere sağlığında iyi deyin,
		Sağlığında kötüleri kötüleyin.
		Yalnız, yalnız sağ olanda,
		Herkes gerçek değerini bilir onda;
		Bu sözlerim yalan olsa
		töhmet edin.
		Size rica ediyorum milyon kere,
		Şairlere sağlığında hürmet edin,
		Sağlığında heykel dikin ölmezlere…
		Geleceğe çok da umut bağlamayın,
		Sözünüzü sonralara saklamayın.
		Nefret ettim sonralardan,
		Zamansız öten zurnalardan,
		Boşboğazdan, avareden.
		Sağlığında sevindirin temizleri,
		Siz hayatta bu amaçla adımlayın.
		Sağlığında ifşa edin, habisleri,
		Satılıklara sağlığında satılık deyin,
		Tilki deyin, tilkilere,
		aslan deyin aslanlara;
		Sağlığında değer verin insanlara…
		Herkes bilsin hep yerini
		nasıl sağdır,
		Bu, kötülerin hayatını kısaltmaktır,
		İyilerin hayatını uzatmaktır…
		Bu nedendir öldüğünde, kalbimizde
		İnsanlara sevgi, saygı aşıp taşar.
		Öldüğünde iyiler de iyi olur,
		Kötüler de iyi olur…
		Çirkinler de temiz olur öldüğünde…
		Yabancılar bile aziz olur öldüğünde…
		Hatıralar anlatırız,
		başsağlığı belletiriz,
		Hepsine hep iyi deyip,
		öbür dünyaya yollarız.
		Bu geç kalmış yorum, dua kime gerek?
		Bundan mezar büyüyecek,
		ya ölen mi dirilecek?
		Hiç beğenmem
		bu eskimiş geleneği,
		hiç beğenmem…
		Bu mabet aşklarını,
		saygıları hiç beğenmem.
		İstemem ki bu zamansız şöhreti ben,
		Bir an ömrü milyon altın ömür gele,
		değişemem…
		Diri için iğne kadar hürmeti ben
		Ölü için bin heykele değişemem…
		Ben doğruyu söylemesem, beni bağışlayın,
		Yüz tutarım çocuklara,
		yaşlılara, gençlere,
		Sağlığında değer verin insanlara,
		İyilere daha sağken iyi deyin,
		Sağlığında kötüleri kötüleyin…




NESİMİ


		Nesimi talihi gerektir bana
		Adımı onurla taşımak için.
		Nesimi talihi gerektir bana,
		Hayatta dürüstçe yaşamak için.
		Özümü, sözümü büyük sanmaya,
		Aslımla, neslimle gururlanmaya,
		En ağır saatte, en zor gününde,
		Gerçek yaşlılıkla yürümek için.
		Şairler yanında, erler içinde,
		Yüce başla yürümek için.
		Nesimi talihi gerektir bana,
		Tebriz’in kapalı yolları gibi,
		Nesimi talihi gerektir bana,
		Babek’in kesilmiş kolları gibi,
		Kepez’im, Şahdağ’ım, Goşgar’ım gibi,
		Bu kudretli ölüm, bu şans, bu yazı,
		Bu sevinç, bu gam daha gerektir bana.
		Nesimi talihi, Nesimi yası,
		Kendi öz dilim kadar yakındır bana.
		Hiç zaman basılmaz bir ordumdur o.
		Yüzyıllar göğsüne kanla yazılmış,
		İlkin kimliğimdir, hüviyetimdir o.
		Güçle boğazıma direnenleri,
		Şöhret için el açıp dilenenleri,
		Vatanda vatansız yaşayanları,
		Hep bensiz, sensiz yaşayanları,
		Ölü cesetleri, ölü canları,
		İnsan kıyafetli solucanları
		Niye geldiğini, niye doğduğunu,
		Unuta unuta yaşayanları,
		Öyle tıka basa ömrü uzunu,
		Öyle yuta yuta yaşayanları,
		Didik didik parçalayıp öldürmek için,
		Nesimi talihi gerektir bana.
		Âlemi onlara güldürmek için,
		Nesimi talihi gerektir bana,
		O ölüm halkımın yüceliğidir,
		O ölüm halkımın bacarığıdır[30 - Becerisidir.].
		En yüce, en yüksek zirvemdir benim,
		Korkak insanlara darbemdir benim.
		Milli gururumdur, muhabbetimdir[31 - Burada aşkımdır],
		Bu ulu dert saadetimdir.
		Nesimi talihi gerektir bana,
		Şiirimin, sözümün kudreti için.
		Nesimi talihi gerektir bana,
		Şairle doğruluk birliği için,
		Şairle mertliğin vahdeti için.




SÖZ SATARIM ALAN YOK…


		Çok değerler talan olup, yıkılmış,
		Söker, yer kim ne kadar başarır…
		Şairlerin şöhretleri yıkılır,
		İşgüzarların kâbusları yücelir…

		Deha sözü şimdi olmuş gülmeli,
		Tüccar sözü esir etmiş çoğunu…
		Neye gerek Nizami’nin heykeli,
		Ama boldur satmak için çugunu[32 - Dökme demir.]

		Baş eğerim bir temiz kes bulunsa,
		Şimdi bizi kirli yüzler tanıtır.
		Kim bu halkı daha fazla çapulsa,
		O kitlenin şerefidir, şanıdır…

		Bodrumlardır adilerin siperi,
		Her ne dersen orda çoktur pis yamuk
		Atom bile kırabilmez onları,
		Basılmazdır satılıklar ordusu.

		Böyleleri vatan, millet tanımaz…
		Onun bir tek para sözü var dilinde,
		Göğsümüz, nefesimiz, canımız,
		Patates, ekmek, et satanın dilinde…

		Çok kişiler[33 - Erkekler] dişi olup korkudan,
		Çok dişiler kişi gibi çarpışır…
		Kardeş vurur kardeşini arkadan,
		Dönüp olur Ermeninin kardeşi

		Yüzden herkes millet derdi çekendi,
		De ne için kanı aktı milletin?..
		Gitti, battı, talan oldu, tükendi,
		Bir adı var, kendisi yok milletin…

		Midesi için çalışanlar az değil,
		Vatan gerek yerleşmeye gödende…
		Sözde vatan yeşertenler az değil,
		O çiçeklene gerek kanda, bedende…

		Hani yiğit Köroğlu’muz, nerededir,
		Ne zamandır duyulmuyor narası…
		Gelsin, görsün namus satıp, ar satıp,
		Toprak satar onun nankör nevesi[34 - Torunu]…

		Haber verin, Vagif’e, Vidadi’ye,
		Onlar gibi dost haline yanan yok…
		Allah, ne çok imrenirim Hadi’ye,
		Söz satarım, şimdi onu alan yok…

		Meydanlarda bağırırken biz narız,
		Cephelerde gitti, battı sesimiz…
		Çok da dedik Karabağ’ı vermeyiz,
		Yarım olmuş daha memleketimiz…

		Bu yarı da yarılara bölündü,
		Yarı candır yarıların özü de…
		Allah, bana daha yarım görünür,
		Azerbaycan kelimesi, sözü de…




FIKRET KOCA

(1935)








Halk Şairi, Azerbaycan Yazarlar Birliği Birinci Sekreteri, Sanat Adamı. Martı (1963), Denizde Ay Yıkanırken (1967), Günlerden Bir Gün (1972), Ömürden Sayfalar (1984), Talihin Acı Talihi (1990) gibi onlarca kitap yazdı. M.Lermontov, T.Şevçenko, Mejelaytis, İ.Volker, İ.Taufer’in eserleri dilimize çevirdi. Moskova’da yayımlanan Tekerlekler Geri Döner ve Ressam Düşünüyor eserlerine göre Sovyet, bağımsızlık yılları eserlerine göre Humay ödülünü ve Şöhret madalyasını aldı.




RÜYAMDA HACCA GİTTİYDİM


		Rüyamda hacca gittiydim,
		Son arzuma yettiydim.
		Ellerimde taşlar vardı,
		Şeytana taş attıydım.
		O an çevreme bakındım.
		Taş atmaktan vazgeçtim.
		Şirin rüyamdan uyandım,
		Kendi kendime düşündüm.
		Ne fark eder, uyku – gerçek,
		Ben şeytana taş atarım.
		Nerden bileyim attığım taş
		Gidip kime değecek.
		Belki de bir dostuma,
		Yakınıma değecek.
		Belki öylece dönecek
		Belki kendime değecek,
		Şeytana milyonlarca
		Buradan taş atan gelmiş.
		Bazı hacılar buraya
		İçinde şeytan gelmiş.
		Kullandığı insanları
		Kuduz gibi dalayan,
		Kimsesizler var yoğunu
		Çalan, çırpan, yağmalayan,
		Kendinden büyüklerin
		Ayağını öpen,
		Hacı olmaya gelmiş.
		Şeytana taş atacak,
		Nereye kaçsan o taşın
		Gelip sana ulaşacak.
		Bu kadar hacı varsa,
		Her hacı komşusunda
		Ekmeğe muhtaç varsa,
		Bu hiç doymayan açların
		Sende ilacı varsa,
		Şeytana taş atmaya
		Hacca niye gidiyorsun?
		Burada şeytana taş at!
		Bir bedbahtı sen yaşat!
		Senin terör tuzağında
		Kaç insan ölürse,
		Günahsız insanların
		Kanları dökülürse,
		Buna sevinmene
		Şeytan bakıp gülerse,
		Taşı kime atarsın?!
		Arap baharı deyip
		Birbirini vuranlar,
		Genci, ihtiyarı
		Öldürenler yakanlar
		Sonra hacca gidecek.
		Şeytanı taşlayacak,
		Orda merhametli olup,
		Biraz yavaş atacak.
		Şeytan orda değil ki,
		Şeytan bizde, sizdedir,
		Şeytan içimizdedir.
		Sinirlenip coşunca,
		Öfken kabarıp taşınca,
		Hayal et ki hacdasın,
		Kinini de taşla sen.
		Ziyafetler verince
		Dolup taşan sofranı
		Açlar genden görünce,
		Hayal et ki hacdasın,
		O gününü sen taşla!
		Egon aşıp coşunca,
		Hayal et ki hacdasın,
		Kendini de taşla sen!
		Dinin, dilin fark etmez!
		Yaşa bir insan gibi!
		Bir dünyadır rengârenk,
		İnsanlar çeşit çeşit,
		Gerçek insansa tek!
		Öylesi var yanında
		Zavallı şeytan melek.
		Bir zaman gitsem eğer,
		Korkarım taş atmaya,
		Artık kime değerse.




RENKSİZ İNSANLAR


		İnsanların rengi atmış.
		Yüzünün,
		Sözünün,
		Rengi atmış,
		Sanki herkesin
		Konuşacak konusu yok.
		Suratı yok.
		Sanki berrak cam gibi.
		Arkası yüzü bilinmez.
		İçinde anlamı olmayınca
		İnsan zaten hiç görünmez.
		Bu insanlara ne olmuş böyle,
		Çoğunun rengi atmış.
		Nasıl bir hayret
		Ağızlarını açık bırakmış,
		Rengi dökülmüş akmış,
		dumanlanıp uçmuş.
		Boşlukta kulağım duvar oldu,
		Unutuldu kendi adım.
		Bir insan yüzü bulsaydım,
		Gözünde kendime bakardım.




MUSA YAKUP

(1937)








Şair, gazeteci. Azerbaycan edebiyatının ünlü temsilcisi. Yapraklar Okur (1966), Bu Aşk Yaşatır Beni (1970), Benim Evrenim (1973), Yüzü Beri Bakan Dağlar (1977), Ne İyi ki Sen Varsın (1979), Bir Tel Üste (1983), İki kalbin Işığı (1985), Benim Sevgi Kaderim (1988), Yüreğimde Yerin Kaldı (1992), Nane Yaprağı (1996), Sonbahardan İlkbahara Yol Var mı? (1999), Ruhumla Sohbet (2000), Bu Dünyanın Kara Taşı Yeşermez (2007), Devrin Değirmeni (2012) gibi onlarca kitabın yazarıdır. 1970 yılından bu yana Azerbaycan Yazarlar Birliği üyesidir. M.F.Ahundov adına Edebiyat Ödülünü almıştır.




GÜNEBAKAN[35 - Ayçiçeği] TARLASININ SON ŞARKISI


		Yüklenmiş, dolmuşuz,
		Tabak tabak olmuşuz;
		Sana bakamıyoruz
		Güneş, bizi bağışla!

		Yıldızlanmış, aylanmış,
		Tan yerine boylanmış
		Sevgimizi beklemek,
		Gökte seni izlemek
		Kudretimiz yok daha;
		Sarmıyoruz akşama,
		Açmıyoruz sabaha,
		Güneş, bizi bağışla!

		Hangi yöne bilmeyiz,
		Valla dönük değiliz,
		Sana dönemiyoruz,
		Güneş, bizi bağışla!

		Biz güneşe tapanlar
		Tapmaktan düşmüşüz,
		Tellerini emerdik
		O mestlikten düşmüşüz;
		Güneş, bizi bağışla!
		Anam, bizi bağışla!

		Hasret bizi boğunca,
		Birinin son bakışı
		Kalmış gün doğunca–
		Uykulu gözümüzü
		Açamadık ki
		Birimiz gün batandan
		Dönemedik ki,
		Kalmışız o batışta –
		O perişan bakışla
		Güneş, bizi bağışla!

		Arılar kanat salar
		Götürür kuşlar bizi.
		Yemimizi koruyan
		Bekçimiz taşlar bizi.

		Durup kucak kucağa,
		Eğilmişiz toprağa.
		Sallandıkça göklerin
		Sarı yelken gemisi,
		Yere inip dayandı
		Yerebakan tarlası




OLACAĞA VARACAK


		Bırak da şimdiden taş yastığa baş koydum
		Hangi taşa yazılacak taş adım
		Ben ki daha gür ömrümü yaşadım
		Bundan sonra olacağa varacak

		Gelmez daha bir meclisten soluğum
		Tırpanhoyrat, başak kesmez orağım
		Kendiliğinden gürler durur kulağım
		Bundan sonra olacağa varacak

		Tarlalarım, harmanlarım savrulmuş
		Tende canım, sacda dinip kavrulmuş
		Hazal altında çiçeklerim kıvrılmış
		Bundan sonra olacağa varacak

		İncilerim düşmüş derya küncüne[36 - Köşesine.]
		Dalgıç gerek güvene hep gücüne
		Alıp onu çıkara el içine
		Bundan sonra olacağa varacak

		Bigâneler iklimini görmüşüm
		Kötülerin fısıltısın duymuşum
		Ben kendime başka yuva örmüşüm
		Bundan sonra olacağa varacak

		Ben derdimi fısıldadım dağlara
		Dağlar alıp payladı oymaklara
		Devran verdi hakkımı nahaklara
		Bundan sonra olacağa varacak

		Bir gölüm var, ta dağların ardında
		Ben de bir kristal göl hâlinde
		Sabrım taşar tufanında, karında
		Bundan sonra olacağa varacak

		Ne olacak?… Toprağa bel bağlarım,
		Yüzüm tutup bir buluta ağlarım
		Şimşeklerin ışığını saklarım
		Bundan sonra olacağa varacak

		Doğanın rengi aktı gözüme
		Kalemimle fırçaladığım sözüme
		İnanmaya başlamışım özüme[37 - Kendime]




Конец ознакомительного фрагмента.


Текст предоставлен ООО «Литрес».

Прочитайте эту книгу целиком, купив полную легальную версию (https://www.litres.ru/book/anonimnyy-avtor/cagdas-azerbaycan-siir-antolojisi-69499666/chitat-onlayn/) на Литрес.

Безопасно оплатить книгу можно банковской картой Visa, MasterCard, Maestro, со счета мобильного телефона, с платежного терминала, в салоне МТС или Связной, через PayPal, WebMoney, Яндекс.Деньги, QIWI Кошелек, бонусными картами или другим удобным Вам способом.



notes



1


Meltem




2


Burada mevsim




3


Uzaktan.




4


Girdap




5


Yakınmalar




6


Gayretler.




7


Yegâne, biricik




8


Dizginledim.




9


Yalanlasa da




10


Rüzgâr




11


Burada hoş




12


Memnun değilim.




13


Sitem ederim




14


Kendimden




15


Razı değilim.




16


Burada avukat




17


Dilsiz




18


Ayaklar altında kalmak, çiğnenmek.




19


Gibi




20


Dilsiz




21


Toprak ev, dam.






22


Kızıl at




23


Merak etmek, endişelenmek




24


Sis




25


Talihi




26


Sitemi




27


Bir şey söylemez




28


Burada yeter




29


Nasırı (Burada dilinden tük bitmek anlamında)




30


Becerisidir.




31


Burada aşkımdır




32


Dökme demir.




33


Erkekler




34


Torunu




35


Ayçiçeği




36


Köşesine.




37


Kendime


