Orhan Veli Bütün Şiirleri
Orhan Veli


Bazı insanlar, bazı kelimeler ile hemhâl olurlar. Garip kelimesi, Orhan Veli'nin mevcudiyetine siner; çocukluğundan başlayıp ölümüne dek, hatta ölümünde dahi yakasını bırakmaz. Garip geçen çocukluk yılları hüznün gölgesinde yoksulluk ve sefalet ile dost eder onu. Gençlik yıllarında fikir ve ruh dünyasının farklılığıyla çağdaşlarının arasından sıyrılırken nükseder mevcudiyetindeki gariplik. İsminin uzun yıllar birlikte anılacağı Melih Cevdet ve Oktay Rıfat ile çıktığı “şiirde yenilik” yolculuğuna şahit olan aydınlar, “garip bir şair” olarak addederler şahsını. Nitekim Orhan Veli de kabul eder varlığını ve “Garip” koyar öncüsü olduğu şiir akımının adını. Durağanlığa karşıdır Orhan Veli’nin şiiri; değişime ve daimî harekete tutkun, seher vaktinin ılık esintilerine değil de akşamların sert poyrazlarına vurgundur. Yeni bir ses, yeni bir nefestir; geçmişin yüklerinden sıyrılmış, hafiflemiş sözlerdir. Kapanan gözlerin İstanbul'u dinleyişinde, güzel havaların insanı mahvedişinde, iğdelerin baygın kokusunda ve uzaklara dalıp söylenen şarkılarda Orhan Veli’ye rastlamak isteyen okurlar için hazırlan Bütün Şiirleri; değerli okurunu, Orhan Veli’nin kaleminin tozuna ortak edecek ve not düşülen tarihlerle şairin şiirlerindeki tüm dalgalanmaları, esen yelleri derinden hissettirecektir.





Orhan Veli

Orhan Veli Bütün Şiirleri



Orhan Veli Kanık, 13 Nisan 1914 yılında, İstanbul Beykoz'da doğdu. İşsizlik, sefalet ve hastalık gibi olumsuzluklar küçük yaşlarından itibaren etrafını sardı; böylece Orhan Veli, edebiyat dünyasına ilk adımlarını ilkokul yıllarında attı ve Çocuk Dünyası adlı dergide bir hikâyesi yayımlandı. Ortaokul yıllarında Oktay Rıfat Horozcu ve Melih Cevdet Anday ile tanıştı; takip eden yıllarda bu isimlerle birlikte Sesimiz adlı bir dergi çıkardı. Lise yıllarında edebiyat öğretmeni, Ahmet Hamdi Tanpınar'dı; onun öğütleri, Orhan Veli'nin ilk şiirlerini yazmasına vesile oldu.

1936 yılında, Varlık dergisinde Oaristys, Ebabil, Eldorado, Düşüncelerimin Başucunda adlı şiirleri yayımlandı; burada Orhan Veli ve arkadaşları, edebiyat dünyasına tanıtıldı.

1941 yılında, ses getiren ön sözü Orhan Veli tarafından yazılmış olan, Garip adlı şiir kitabı yayımlandı. Bu kitap, yeni bir zevk ortaya çıkarabilme amacını taşıyan ve Cumhuriyet dönemi şiirinde yankı uyandıran Garip akımının başlangıcı oldu.

Fransızcadan yaptığı birçok çevirinin yanı sıra La Fontaine'in masallarını da Türkçeye çevirdi. 1948 yılında, birçok önemli isim ile birlikte Yaprak adlı dergiyi çıkardı. Maddi sıkıntılar yakasını bırakmadı, derginin devamlılığı için paltosunu satmak zorunda kaldı.

Otuz altı yıllık yaşamına şiirlerinin yanı sıra hikâye, deneme, çeviri eser ve makale türlerinde de birçok eser sığdıran Orhan Veli; Ankara’da, belediyenin kazdığı bir çukura düşmesi ve yanlış tedavi uygulanması sonucunda, 14 Kasım 1950 tarihinde vefat etti.




KİTAPLARINDA BULUNMAYAN ŞİİRLERİ

ESKİ BİÇİMLİ ŞİİRLERİ





GÜN DOĞUYOR


		Dili çözülüyor gecelerin..
		Gölgeler kaçışıyor derine.
		Alıp sihrini bilmecelerin..
		Gün doğuyor şehrin üzerine.

		Korkarak şekil alıyor bacalar,
		Gün doğuyor şehrin üzerine;
		Dalıyorlar günün gözlerine
		Gözleri uykulu atmacalar.

		Sallayarak dallarını kavak
		Yükseliyor her günkü yerine,
		Gün doğuyor şehrin üzerine
		Mavi bir ışıkla ağararak.

		Gün doğuyor şehrin üzerine.
		Renk renk hacimle doluyor her yer,
		Bakıyor dağınık yüzlü evler
		Hâlâ yanan sokak fenerine.

		Toprak kımıldıyor yavaş yavaş,
		Gün doğuyor şehrin üzerine,
		Bembeyaz gece çiçeklerine
		Sabahla düşüyor bir damla yaş.

		Ve bir deniz hücumu hâlinde
		Gün doğuyor şehrin üzerinde.

    Nisan 1936 tarihli şiiri. 
    Varlık dergisi, 15.03.1937



OARISTYS


(In memoriam)


		Ey hâtırası içimde yemin kadar büyük,
		Ey bahçesinin hoş günlere açık kapısı
		Hâlâ rüyalarıma giren ilk göz ağrısı,
		Çocuk alınlarda duyulan sıcak öpücük.

		Ey sevgi dalımda ilk çiçek açan tomurcuk,
		Kanımın akışını yenileştiren damar,
		Gül rengi ışıkları sevda dolu akşamlar,
		İçime yeni bir fecir gibi doğan çocuk.

		Tahta havalenin üzerinden aşan hatmi
		Ve havaları seslerimizle dolu bahar,
		Koşuştuğumuz yollar, oynadığımız sular,
		Kâğıttan teknesinde sevinç taşıyan gemi.

		Duyup karşı minarede okunan yatsıyı
		Yatağıma sıcaklığını getiren rüya,
		Denizlerinde onunla yaşadığım dünya
		Ve ey ufku beyaz cennetlere giden kıyı.

		Ah! Birçok şeyler hatırlatan erik ağacı
		Ve o ilk yolculukla başlıyan hasret, zindan;
		Atları çıngıraklı arabanın ardından
		Beyaz, keten mendilimde sallanan ilk acı.

    Haziran 1936 tarihli şiiri. Varlık dergisi, 01.12.1936



EBABİL


		Alıp içinde sesler uçuşan bu akşamdan
		Hâfızamı bir deniz kıyısına çeken yol,
		Aydınlık rüyaların peşine düşen gondol
		Mavi bir denizde yüzer gibi yanan şamdan.

		Tuşların üstünde karanlığın heyulâsı
		Ve birden kalbe çırpınışlar veren hâtıra.
		Çekmede beni saadet dolu dünyalara
		Mine parmaklarında sadalaşan hulyası.

		Sıyrılmada gözlerimden yıllarca geceler
		Ve yalnız kalmada bir yaza râm olan sahil,
		Uçuşmada gökyüzünde bir sürü ebabil:
		Sevgimi ve hasretimi ebedî kılan yer.

		Açık pancurlarından seslerin dökülüşü..
		Bir göl mü ürpermede ruhun uzaklarında?
		En yakın sevgiyi duymayan dudaklarında
		Her yaşayıştan daha güzel olan gülüşü.

		Ilık gölgelerde uyutup düşünceleri
		Beyaz etekler ile bana göründüğü an
		Ve kapıları yeşil sabahlara açılan
		Sıcak tahayyüllerle dolu yaz geceleri.

		Renkli fanusların altına doğan dünyası,
		Omuzlarında ay ışığından örgülerle
		Eklenmede içime hasret kaldığım yerle
		Mine parmaklarında sadalaşan hulyası.

    Temmuz 1936 tarihli şiiri. 
    Varlık dergisi, 01.12.1936



DÜŞÜNCELERİMİN BAŞUCUNDA


		Hasretimin yıllardan beri bel bağladığı.
		İşte odur düşüncelerimin başucunda.
		O, göğsünün taşkın hareketi avucunda,
		Gözlerinde rüyaların gülüp ağladığı.

		Kendi bahçesidir onu içinde gördüğüm.
		Yollar yine her günkü gibi yaz uykusunda
		Ve yaban çiçeklerinin buruk kokusunda
		Her ikindi günlük rüyasını gören mürdüm.

		Onun da dudaklarında bir eskiye dönüş,
		O da yüzmede bir ses yığını üzerinde.
		Bin hâtırayı bir anda duyan gözlerinde
		İnsana ruhlar dolusu haz veren düşünüş.

		Sonra kızlık kadar temiz, aydın bir açılma:
		Evine giden toprak yolda o yine çocuk,
		Yine uykuyla başlıyan âlemde yolculuk
		Ve taptaze sabahlar kayısı dallarında.

		Hasretimin yıllardan beri bel bağladığı..
		İşte odur düşüncelerimin başucunda.
		O, göğsünün taşkın hareketi avucunda,
		Gözlerinde rüyaların gülüp ağladığı.

    Eylül 1936 tarihli şiiri. 
    Varlık dergisi, 01.12.1936



ELDORADO


(On dördüncü yaşın ilk güzel gecesine ithaf)


		Ufkunda mavi bulutların uçuştuğu dağ,
		Büyülü göklerinde sesler duyduğum Aden,
		Avucumda dört kollu nehrin verdiği maden,
		Üstümde yemişleri alnıma değen Tûbâ.

		Müthiş dünyasile uykuma ilk girdiği yer..
		Gülümsüyor mavi bir ay ışığında kamış,
		Göllerin şekil dolu derinliğine dalmış
		Vuslatın havasını çevreleyen iğdeler.

		Suların aydınlığında saadetten bir iz:
		Dallardan süzülen kayığında bu hoş insan,
		Omzuna değen arzu dolu dudakları kan.
		Artık bir cennete bağlı bütün günlerimiz.

		Artık ışıkla dolu billûr bir kadeh gibi,
		En güzel şeytanın elinde tuttuğu gurub;
		Akşamlar ağzımda harikulâde bir şurub
		Ve başımda geceler yeşil bir deniz dibi.

		Ufkunda mavi bulutların uçuştuğu dağ
		Ve nebatî bir âlemde duyulan ilk hece,
		Bir sesin aydınlattığı yalan dolu gece
		Ve dumanlı bir sabah serinliği ormanda.

		Ne onda itidal, ne bende günahkâr hâli
		Ruhları bir kuş gibi âvare kılan uyku.
		Ve çökmüş içimde her zaman o baygın koku,
		Lezzeti dudağımda buğulaşan şeftali.

    Eylül 1936 tarihli şiiri. 
    Varlık dergisi, 01.12.1936



BUĞDAY


		Düzüldü uçsuz bucaksız alay;
		Çıngıraklar çalar kapılarda.
		Düzüldü uçsuz bucaksız alay;
		Bak, son hasad başladı rüzgârda.

		Okundan ayrılmak üzere yay,
		Kuyuların ağzı genişledi.
		Okundan ayrılmak üzere yay
		Korku tâ kemiğime işledi.

		Savruluyor gökyüzünde buğday,
		Gölgeler uzunlaşıyor yerde.
		Savruluyor gökyüzünde buğday,
		Tanrım! Tanrım! Bir deva bu derde.

		Düzüldü uçsuz bucaksız alay;
		Çıngıraklar çalar kapılarda.
		Düzüldü uçsuz bucaksız alay;
		Bak, son hasad başladı rüzgârda.

		Undan bize de pay, bize de pay,
		Koşun buğday dağıtıyor Yusuf.
		Undan bize de pay, bize de pay,
		Çökmeden sonu gelmiyen küsuf.

		Eriyecek tencerede kalay,
		Çocuklar ağlaşmasınlar dağda.
		Eriyecek tencerede kalay
		Yetişmiyecek Ömer imdada.

		Altında aynı eyer, aynı tay;
		Arayıcısı herkes bir sesin.
		Altında aynı eyer, aynı tay;
		Seferi aynı köye herkesin.

		Artık kuruldu bu kervansaray,
		Boşuna düşünür ihtiyarlık.
		Artık kuruldu bu kervansaray,
		Şimdi seslerle dolu mezarlık..

    Eylül 1936 tarihli şiiri. 
    Varlık dergisi, 15.01.1937



AVÊ-MARIA


		Rüzgâr tersine esiyor.. Niçin?
		Eski günler geri mi gelecek?
		Kımıldıyor kozasında böcek
		Bildiği hayata doğmak için.

		Neden içimize doldu vehim?
		Ah ümit, ümit yollar boyunca..
		Düşünmez miydi akşam olunca
		Hacer’in kollarında İbrahim

		Ve gemisinde Kleopatra?
		Neden yine kaynaştı havalar?
		Saadet mi getiriyor rüzgâr
		Dolarak erguvan atlaslara?

		Elimize değen kimin eli,
		Kimdir bu muammalarla gelen?
		O mu helezonlara yükselen,
		Saba ellerinin en güzeli?

		Sesler mi çözülüyor derinde,
		Nedir durup dinlediklerimiz,
		Şarkı mı söylüyor Semiramis
		Babil’in asma bahçelerinde?

		Omzundan örtüler kaydı yere.
		Kim bu, kim? Alnımızdaki yazı:
		Gözlerinde günahının hazzı
		Gülüyor saz benizli bâkire..

    Eylül 1936 tarihli şiiri. 
    Varlık dergisi, 01.02.1937



KURT


		Ah! Artık benim de benzim sarı.
		Damar kanımı dolaştırmıyor.
		Hiçbir kıyıya ulaştırmıyor
		Beni Şehrazad’ın masalları.

		Anlamıyorum dilinden artık
		Geceyi saran güzelliğinin;
		İçim kör bir kuyu gibi derin,
		Bir şey beklemiyor benden artık.

		Susmak istiyorum, susmak bugün.
		Susmak.. Hiçbir üzüntü duymadan.
		Büyük bir kuş iniyor semadan.
		Sükût, bu indiğini gördüğün.

		Artık tırtılları beslemiyor
		Bahçemin orta yerindeki dut.
		Başıma kondu ebedî sükût.
		Gün, yeniden doğmak istemiyor.

		Kuşla oldumsa da senli benli,
		Beynimi kurcalayan bir kurt var:
		Anlamak istiyorum, ne yapar
		Rüzgârı boşalınca yelkenli?

    Ekim 1936 tarihli şiiri. 
    Varlık dergisi, 01.01.1937



ZEVAL


		Örtüldü hâfızanın örtüsü
		Tasalarımın bittiği yerde.
		Yükseliyor şimdi perde, perde
		“Geri gelen saadet” türküsü.

		Devri tamam oldu pervanenin
		Gökten bir beklediğim kalmadı.
		Tükendi artık içimde tadı
		Yıldızlı küreler düşünmenin.

		Ne çıkar karşıma çıksa ecel,
		Bu boşluk ondan daha mı iyi?
		Başka bir âlemden beklediği
		Olmayan kula zeval ne güzel!

		Beklememek, beter beklemeden;
		Geldi yolunu gözlediğim yâr.
		Al bu başı sen artık ey rüzgâr
		Ve sus artık, sus artık ey beden!

    Ekim 1936 tarihli şiiri. 
    Varlık dergisi, 15.05.1937



ODAMDA


		Ben miyim bu şeylerin sahibi?
		Kafamda bir çocuk var, meraksız.
		İç âlemim oyuncaktan farksız;
		Odam, içime bir ayna gibi.

		Bir ışık oyunu var tavanda.
		Gölgeler seslerle birleşiyor
		Ve bir karga beynimi deşiyor
		Azaplar kemirdiğim bu anda.

		Kardeşini öldürüyor Kabil,
		İçimde bir yalnızlık duygusu;
		Ölüm kadar uzun yaz uykusu,
		Sıkıntı ile geçilen sahil.

		Bağlanıyor bir iple bir sürü
		Düşünce köyleri birbirine,
		Çöküyor her şeyin üzerine
		Hülyam boyunca kurduğum köprü.

		Ve doluyor sessiz, ordularım
		Durmadan, dinlenmeden odama;
		Urbam içinde yatan adama
		Hayretle bakıyor dört duvarım.

		Kardeşini öldürüyor Kabil,
		İçimde bir yalnızlık duygusu;
		Ölüm kadar uzun yaz uykusu,
		Sıkıntı ile geçilen sahil.

		Düşüp yatağın dalgalarına
		Günlerce sürüyor bu yolculuk,
		Durmadan akıtıyor bir oluk
		Korkuyu sükûtun mezarına.

		Ve delirmenin tatlı vehmini
		Sessizlik odama dolduruyor,
		Kargam hâlâ başımda duruyor
		Bulmakçün beynin cehennemini.

		Kardeşini öldürüyor Kabil,
		İçimde bir yalnızlık duygusu;
		Ölüm kadar uzun yaz uykusu,
		Sıkıntı ile geçilen sahil.

		Dünyaya tek gelen insan gibi
		Atılıyorum bir Hint dağına
		Giriyor kafamın darlığına
		Kimsesiz dünyaların sahibi.

		Gidip gidip gelmede aynı his;
		İskeleye ulaşmıyor çıma.
		Dikiliyor ansızın karşıma
		Boynum kalınlığındaki ceviz.

		Kardeşini öldürüyor Kabil,
		İçimde bir yalnızlık duygusu;
		Ölüm kadar uzun yaz uykusu,
		Sıkıntı ile geçilen sahil.

    Ekim 1936 tarihli şiiri. 
    Varlık dergisi, 15.12.1936



SON TÜRKÜ


		Kaybolmak üzre suya düşen bilezik;
		Bak, bütün kırışıklar silindi sudan.
		Son saatimde mi uyandım uykudan,
		Neden boş geçen yıllardan içim ezik.

		Durdu beni ölüme götüren kervan.
		Bir eski şarkı söyleniyor rüzgârda.
		Duydum ki sevmeyi bilen dudaklarda
		Benim ilâhilerim hâlâ okunan.

		Sevdiğim.. Ellerime dokunaraktan…
		Beni çağıran bir eda var sesinde.
		Bu muydu, insanlara son nefesinde
		Görüneceğinden bahsedilen şeytan?

		Sular çekilmeye başladı köklerde
		Isınmaz mı acaba ellerimde kan?
		Ah! Ne olur bütün güneşler batmadan
		Bir türkü daha söyliyeyim bu yerde!..

    Ekim 1936 tarihli şiiri.
    Varlık dergisi, 15.06.1937



MASAL



I

		Çocuk gönlüm kaygılardan âzâde;
		Yüzlerde nur, ekinlerde bereket;
		At üstünde mor kâküllü şehzade:
		Unutmaya başladığım memleket.

		Şakağımda annemin sıcak dizi,
		Kulağımda falcı kadının sözü,
		Göl başında padişahın üç kızı,
		Alaylarla Kafdağı’na hareket.

    1936 tarihli şiiri.
    Varlık dergisi, 01.06.1937



UYKU



II

		Üzerinde beni uyutan minder
		Yavaş yavaş girer ılık bir suya,
		Hind’e doğru yelken açar gemiler,
		Bir uyku âlemine doğar dünya.

		Sırça tastan sihirli su içilir,
		Keskin sırat koç üstünde geçilir,
		Açılmayan susam artık açılır,
		Başlar yolu cennete giden rüya.

    1936 tarihli şiiri.
    Varlık dergisi, 01.06.1937



TÛBÂ


		Güneşli, mavi ellere yelken açar
		Beyaz kanatlı, altın yüklü gemiler.
		Ve uçup giden hülyamızda ağaçlar..
		Çeşmelerinde âbıhayat akan yer.

		Beyaz kuşlarla ve günlerce yolculuk,
		Sihirli Hind’e doğru açılan dibâ;
		En sonunda, bereket akıtan oluk;
		Olgun yemişleri yere değen Tûbâ.

    1936 tarihli şiiri.
    Varlık dergisi, 15.07.1937



EKMEK


		Dilimin ucunda bir eski arkadaş adı,
		Unutulmuş şekilleri taşıyan bulutlar;
		Bir gökyüzü genişliğiyle ruhuma dolar
		Otların içine sırtüstü yatmanın tadı.

		Avucumda, sıcaklığını duyduğum ekmek;
		Üstümde hâtırası kadar güzel sonbahar;
		O bembeyaz, o tertemiz bulutlara dalar;
		Düşünürüm bir çocuk türküsü söyleyerek.

    1936 tarihli şiiri.
    Varlık dergisi, 01.03.1952



ÖLÜMDEN SONRA NEŞELENMEK İÇİN LİED


		Ben sonsuz bir deniz düşünürüm;
		Bulutlar başımın üzerinden
		Bir Olimp ilâhı sükûn ile
		Geçip giderken

		Ve kır melekleri
		Şarkılarını söyleyip
		Raksederken ekin tarlalarında
		Göze görünmeden.

		Fakat neden mavi gökyüzlerine
		Genişlerken ağustos böceklerinin sesi
		Kuşlar yine onun türküsünü söyler?

    Mayıs 1937 tarihli şiiri. 
    Varlık dergisi, 01.08.1937



MAHALLEMDEKİ AKŞAMLAR İÇİN LİED


		Kımıldanır mahallemin daralan ruhu
		Basma perdelerimde gün batarken.
		Atıp saatler süren uykusunu
		Odama uzanır akasyam pencereden.

		Kırmızı uzak damlarda bir serinleme,
		Uyanır gündüz uykusundan evler,
		Kapılarda işleri ellerinde
		Kadınlar giyinip kocalarını bekler.

		İyi insanların ruhudur yakınlaşır,
		Takunya sesleri gelir evlerden,
		Yalnız bu dem rahat bir dünya taşır
		Bin mihnet dolu kafasında yorgun beden.

		Her şeyin geliş saatidir akşam
		Mahallede ömürler akşamüstü başlar;
		Hepsi burada buluşmaya gelir, akşam,
		Başka dünyalardan ayaklar, başlar.

    1937 tarihli şiiri.
    Varlık dergisi, 01.12.1951



EFSÂNE


		Bir zamanlardı bu gamhânede bir dem vardı
		Gece sahilde sular fecre kadar çağlardı

		O çağıltıyla beraber döğünürken def ü çenk
		Bir güneş dalgalar üstünde doğar rengârenk

		Mavi bir gökyüzü titrerdi güzel bir histe
		Rindler muğbeçeler mest bütün mecliste

		Ve o hâletle bütün kahkahalar nağmeleşir
		Dilde Yahya Kemal’in şarkısı şehnâmeleşir

		O gürültüyle sular çalkalanır çağlardı
		Bir zamanlardı bu gamhânede bir dem vardı

		Lâkin artık o hayal âlemi bir efsâne
		Ses sada yok bu değil sanki o devlethâne

    Nokta dergisi,15.02.1951



ŞARKI


		Felâh bulmadı bir türlü derd ü mihnetten
		Ne türlü ateşe yanmış gönül muhabbetten
		Müreccah olmalı divanelik bu hâletten
		Ne türlü ateşe yanmış gönül muhabbetten

    Papirüs dergisi, 01.01.1967



ŞARKI


		Dem bezm-i visâlinde hebâ olmak içindir
		Cânım senin uğrunda fedâ olmak içindir
		Nabzım helecânımda sedâ olmak içindir
		Cânım senin uğrunda fedâ olmak içindir.

		Bardak boşalır bencileyin dolmayı bilmez
		Benzim gibi yaprak sararıp solmayı bilmez
		Hiçbir şey canımca fedâ olmayı bilmez.
		Cânım senin uğrunda fedâ olmak içindir.

    Papirüs dergisi, 01.01.1967



MEHMET ALİ SEL ADIYLA YAYIMLADIĞI

ESKİ BİÇİMLİ ŞİİRLERİ





EHRAM


		Ey aşılmaz dağların ardında,
		Ulaşılmaz beldelerden uzak;
		Hasretin dallarını tutan sak
		Mavi, sonsuz bir tâkın altında!

		Ey gülüşü sabahlardan güzel,
		Dünyası düşüncelerden geniş!
		Ey göğsünde ilâhî geriniş,
		Rüyalarıma hükmeden güzel!

		Nerde eğilen dalından yere
		Portakalların düştüğü çardak,
		Kadehe duyarak değen dudak,
		Sevgile bakan göz gecelere;

		Yanmış ruhu titreten ilâhî,
		Yapraklarda billûrlaşan seher;
		Nerde çam kokan tahta testiler,
		Geyik sesile çınlayan vâdi?

		Yaldız dallarda çiçek yerine
		Yıldız açmaz mı artık ağaçlar,
		Yanmaz mı bin rüya ile saçlar
		Kapanıp günün eteklerine?

		Ey gülüşü sabahlardan güzel,
		Dünyası düşüncelerden geniş!
		Ey göğsünde ilâhî geriniş,
		Rüyalarıma hükmeden güzel!

		Hakikate olmaz mı acep râm
		Yıllardır beslediğim düşünce?
		Çıkılmaz dağlardan da mı yüce
		Hasretlerin tırmandığı ehrâm?

    Aralık 1936 tarihli şiiri. 
    Varlık dergisi, 01.01.1937



DAR KAPI


		Nedir bu geceyle gelen birsam?
		Duyuyorum serzenişlerini.
		Karanlıkta ağzının yerini
		Arıyor deli gibi hâfızam.

		“Yanıyor unutulmuş buhurdan
		Yine gecenin içinde sessiz”,
		Hâtıralarla kabaran deniz
		Doluyor ruhun oluklarından.

		Işık yağıyor doğan geceden;
		Nasıl diriliş bu, neden sonra?
		Bu rüya gibi geceden sonra
		Gidecek mi o maziden gelen?

		Seziyorum senelerce susan
		Ruhumda taptaze bir geriniş.
		Sonuna vardığım çölden geniş
		Ayaklarıma açılan umman.

		Bütün mevsimlerimin üstüne
		Geriliyor bembeyaz bir kanat.
		Gelip durdu artık işte hayat
		Bana hep onu vâdeden güne.

		Artık ebedî huzur deminin
		İçebilirim sırlı tasından,
		Girmek üzereyim dar kapısından
		O eski rüyalar âleminin.

    Aralık 1936 tarihli şiiri. 
    Varlık dergisi, 15.01.1937



SEYAHAT


		Her yanı yolculuk dolu gökyüzünde
		Altından kuşlarımın çırpınışı var.
		Dönüyorlar bir manzaranın üstünde;
		Soluk, kül rengi bir günle dönüyorlar.

		Hangi liman veya adaya bu gidiş,
		En canlı çırpınışlar kanatlarında?
		Denizde ne bir yelken, ne bir ürperiş;
		Bütün zenci krallar ölü bu anda.

		Gidecekler beyaz köpükten izinde
		Uzak, ağır ve çok uzak bir vapurun.
		Birden belirecek hepsinin gözünde
		Manzarası Yafa’nın ve Singapur’un.

		Sonra sabahların en muhayyelini
		Geri getirecekler uçuşlarında
		Ve anlatacaklar hikâyelerini
		Hazzın en büyüğünü duyan ruhuma.

    Varlık dergisi, 15.12.1936



AÇSAM RÜZGÂRA


		Ne hoş, ey güzel Tanrım, ne hoş
		Maviliklerde sefer etmek!
		Bir sahilden çözülüp gitmek
		Düşünceler gibi başıboş.

		Açsam rüzgâra yelkenimi;
		Dolaşsam ben de deniz deniz
		Ve bir sabah vakti, kimsesiz
		Bir limanda bulsam kendimi.

		Bir limanda, büyük ve beyaz..
		Mercan adalarda bir liman..
		Beyaz bulutların ardından
		Gelse altın ışıklı bir yaz.

		Doldursa içimi orada
		Baygın kokusu iğdelerin.
		Bilmese tadını kederin
		Bu her âlemden uzak ada.

		Konsa rüya dolu köşkümün
		Çiçekli damına serçeler.
		Renklerle çözülse geceler,
		Nar bahçelerinde geçse gün.

		Her gün aheste mavnaların
		Görsem açıktan geçişini
		Ve her akşam dizilişini
		Ufukta mermer adaların.

		Ne hoş, ey güzel Tanrım, ne hoş!
		İller, göller, kıtalar aşmak.
		Ne hoş deniz, deniz dolaşmak
		Düşünceler gibi başıboş.

		Versem kendimi bütün, bütün
		Bir yelkenli olup engine;
		Kansam bir an güzelliğine
		Kuşlar gibi serseri ömrün.

    1936 tarihli şiiri.
    Varlık dergisi, 01.02.1937



UZUN BİR ISTIRABIN SONUNDA VE BİR SAADET ÂNINDA GELECEK ÖLÜMÜN TÜRKÜSÜ


		Bir sahile varacak günlerimiz..
		Günler ki nâmütenahi ıstırap;
		Kalmayacak bugünkü hasta, harap
		Yüzlerde bahtın karanlığından bir iz.

		Şekillenecek ruhu çeken kutup:
		Sevmek kadar tatlı, yaşamak kadar
		Kısa bir ânın ötesinde bahar..
		İşte o dem ki bir ömrü unutup

		Açacağız nurdan kapılarını
		Bugün vâdedilen cennetimizin.
		En güzel, en son memleketimizin
		Bulacağız ışıktan pınarını.

		Gün vuracak baktığımız her yüze..
		Ve kızlar, kucaklarında çiçekler,
		Ebedî baharı getirecekler
		Bu yeniden başlayan ömrümüze.

    Mart 1937 tarihli şiiri. 
    Varlık dergisi 15.03.1937



GÜNEŞ


		Ah! Aydınlıklardan uzaktayım,
		Kafamda o dağılmayan sükûn.
		Ölmedim lâkin yaşamaktayım.
		Dinle bak: Vurmada nabzı ruhun.

		Yarasalar duyurmada bana
		Kanatlarının ihtizazını.
		Şimdi hep korkular benden yana;
		Bekliyor sular, açmış ağzını.

		Ah! Aydınlıklardan uzaktayım,
		Kafamda o dağılmayan sükûn.
		Ölmedim lâkin yaşamaktayım.
		Dinle bak: Vurmada nabzı ruhun.

		Siyah ufukların arkasında
		Seslerle çiçeklenmede bahar
		Ve muhayyilemin havasında
		En güzel zamanın renkleri var.

		Ölmedim hâlâ.. Yaşamaktayım.
		Dinle bak: Vurmada nabzı ruhun!
		Ah! Aydınlıklardan uzaktayım,
		Kafamda o dağılmıyan sükûn.

		Ruhum ölüm rüzgârlarına eş;
		Işık yok gecemde, gündüzümde.
		Gözlerim görmüyor.. lâkin güneş..
		O her zaman, her zaman yüzümde.

    Mart 1937 tarihli şiiri. 
    Varlık dergisi, 01.04.1937



HÉLÈNE İÇİN


Nezihe Adil-Arda’ya


		Ötesi yok şehre ulaşınca kaderin yolu
		Pişman bir el kapayacak kapısını ömrünün;
		Hatırlayacaksın beni gözlerin yaşla dolu,
		Güzelliğin yalnız mısralarımda kaldığı gün.

		Odanı dolduracak son mevsimin, son baharın.
		İsmini dinleyeceksin serin esen rüzgârda,
		Duyacaksın ateş feryadını hâtıraların
		Akşam vakti söylenen âşıkane şarkılarda.

		Ve bilhassa parmaklığına dayandığın zaman
		Ufku uzak şehirlere açılan balkonunun,
		Günahların geçecek hafızanın arkasından.
		Günahların.. Sonu gelmez kafilelerden uzun..

		Susarken ağaçlarda kuşlar tahayyül içinde
		Bakışlarında sükûnun zehri, bekleyeceksin.
		Türlü acılar şekillenecek yine içinde,
		“Ah! Şairim bu akşam da geçmedi” diyeceksin.

		Ve ulaşacak bu son şehre kaderin yolu,
		Kapayacak pişman bir el kapısını ömrünün;
		Hatırlayacaksın beni gözlerin yaşla dolu,
		Güzelliğin yalnız şarkılarımda kaldığı gün.

    Nisan 1937 tarihli şiiri. 
    Varlık dergisi, 01.06.1937



İHTİYARLIK


		Benim, bardağın, sürahinin
		Önümüzdesin; rengin uçmuş.
		Bu; eski, sevdiğim bir duruş.
		Elin, içinde benimkinin.

		İçelim! Madem ömrümüz hoş
		Geçmiş, tatmamışız ayrılık;
		Madem ne bardağımız kırık,
		Madem ne de sürahimiz boş.

		Bir gün ikimizden birimiz
		İçmek veya doldurmak için
		Burada olmayabiliriz.

    Varlık dergisi, 15.02.1937



HABER


		Akşamla bak yine yandı gül rengi buhurdan
		Binbir hülyaya açık penceremin camında.
		Sükût örüp bu sıcak sonbahar akşamında
		Bir âlem doğdu yine giden günün ardından.

		Sardı o her akşamki sessizlik yokuşları,
		Bir âlem doğdu yine giden günle beraber;
		Geldi medar ellerinden beklediğim haber,
		“Başladı cıvıltıya canevimin kuşları.”

		Gördüm giden günün ardından sulara dalan
		Gözlerin yeni bir dünyaya açıldığını;
		Bir üstüva âlemine yaklaşıldığını,
		Bu akşam kuşlarının ufuktan koptuğu an.

		Kuruldu bir âlem her günkü dünyamdan uzak,
		Kaybolduğum düşünceye ve kendime yakın.
		Kuşlar.. Dizi dizi kuşlar, kuşlar akın akın..
		Rüyam benden bu akşam ve ben rüyamdan uzak.

    1937 tarihli şiiri.
    Varlık dergisi, 15.08.1937



YENİ BİÇİMLİ ŞİİRLERİ





YOKUŞ


		Öteki dünyada akşam vakitleri
		Fabrikamızın paydos saatinde
		Bizi evlerimize götürecek olan yol
		Böyle yokuş değilse eğer
		Ölüm hiç de fena bir şey değil.

    Ağustos 1937 tarihli şiiri. 
    Varlık dergisi, 15.09.1937



AĞAÇ


		Ağaca bir taş attım;
		Düşmedi taşım,
		Düşmedi taşım.
		Taşımı ağaç yedi;
		Taşımı isterim,
		Taşımı isterim!

    Ağustos 1937 tarihli şiiri.
    Varlık dergisi, 15.09.1937



DENİZ


		Ben deniz kenarındaki odamda
		Pencereye hiç bakmadan
		Dışardan geçen kayıkların
		Karpuz yüklü olduğunu bilirim.

		Deniz, benim eskiden yaptığım gibi,
		Aynasını odamın tavanında
		Dolaştırıp beni kızdırmaktan
		Hoşlanır.

		Yosun kokusu
		Ve sahile çekilmiş dalyan direkleri
		Sahilde yaşayan çocuklara
		Hiçbir şey hatırlatmaz.

    Eylül 1937 tarihli şiiri. 
    Varlık dergisi,15.09.1937



ASFALT ÜZERİNE ŞİİRLER



I

		Ne kadar güzel şey
		Yolun üstündeki bina
		Yıkıldığı zaman
		Bilinmeyen bir ufuk görmek.


II

		Kaldırımın kenarına dizilip
		Bacası olan silindirin
		Yürüyüşünü seyreden çocuklara
		İmreniyorum.


III

		Onun gürültüsü
		Bir arkadaşıma
		Denizden geçen
		Motorları hatırlatıyor.


IV

		Kırık taşlara bakıp
		Işıklı bir asfalt düşünmek
		Acaba yalnız
		Şairlere mi mahsus?

    Eylül 1937 tarihli
    Varlık dergisi, 15.10.1937



AĞACIM


		Mahallemizde
		Senden başka ağaç olsaydı
		Seni bu kadar sevmezdim.
		Fakat eğer sen bizimle beraber
		Kaydırak oynamasını bilseydin
		Seni daha çok severdim.

		Güzel ağacım!
		Sen kuruduğun zaman
		Biz de inşallah
		Başka mahalleye taşınmış oluruz.

    Eylül 1937 tarihli şiiri. 
    Varlık dergisi, 01.11.1937



MAHZUN DURMAK


		Sevdiğim insanlara kızabilirdim,
		Eğer sevmek bana
		Mahzun durmayı
		Öğretmeseydi.

    Eylül 1937 tarihli şiiri. 
    Varlık dergisi, 01.11.1937



İNSANLAR II


		Her zaman, fakat, bilhassa
		Beni sevmediğini
		Anladığım zamanlarda
		Görmek isterim seni de
		Annemin kucağından
		Seyrettiğim insanlar gibi,
		Küçüklüğümde..

    Eylül 1937 tarihli şiiri. 
    Varlık dergisi, 01.11.1937



SEYAHAT ÜSTÜNE ŞİİRLER



I

		Seyahat edildiği zamanlarda
		Yıldızlar konuşur.
		Söyledikleri şeyler
		Ekseriya
		Hüzünlüdür.


II

		Sarhoş olunduğu akşamlar
		Islıkla çalınan şarkı
		Neşelidir.
		Hâlbuki aynı şarkı
		Bir trenin penceresinde
		Neşeli değil.

    Ekim 1937 tarihli şiiri. 
    Varlık dergisi, 15.12.1937



BEBEK SUITE’İ


8 parçadan müteşekkildir.


		Yol

		Yol düzdür.
		Üzerinden tramvay geçer,
		Adamlar geçer,
		Kadınlar geçer.

		Kadınlar

		Kadınlar..
		Akşam, sabah
		Tramvayı beklerler
		Rejinin önünde.

		Yeşil

		Sevdikleri renk
		Yeşildir.
		Ellerinde
		Yemek çıkınları.

		Vatman

		Hep karşıya bakar
		Cıgara içmez
		Vatman
		Ömür adamdır.

		Peyzaj

		Evler, dükkânlar, duvarlar;
		Kömür depoları,
		Deniz;
		Çatanalar, mavnalar, kayıklar.

		Deniz

		Denizi kim sevmez
		Üstünde ve kenarlarında
		Balık
		Tutulduktan sonra.

		Balıkçılar

		Bizim balıkçılar
		Kitaplardaki balıkçılar gibi
		Şarkıyı
		Bir ağızdan söylemezler.

		Senin Evin

		Bütün bu yollardan
		Tramvayla geçilir.
		Hâlbuki senin evin
		Daha ötededir.

    Ekim 1937 tarihli şiiri. 
    Papirüs dergisi, 01.06.1967



İŞ OLSUN DİYE


		Bütün güzel kadınlar zannettiler ki
		Aşk üstüne yazdığım her şiir
		Kendileri için yazılmıştır.
		Bense daima üzüntüsünü çektim
		Onları iş olsun diye yazdığımı
		Bilmenin.

    Kasım 1937 tarihli şiiri. 
    İnsan dergisi, 01.10.1938



BİR ŞEHRİ BIRAKMAK


		Bu şehirde yağmur altında dolaşılır
		Limandaki mavnalara bakıp
		Şarkılar mırıldanılır geceleri.
		Bu şehrin sokakları çoktur,
		Binlerce insan gelir, gider sokaklarında..

		Her akşam çayımı getiren
		Ve bir Beyaz Rus olmasına rağmen
		Hoşuma giden garson kadın bu şehirdedir.

		Bu şehirdedir
		Valsler, fokstrotlar arasında
		Şuman’dan, Brams’dan
		Parçalar çaldığı zaman dönüp
		Bana bakan ihtiyar piyanist.

		Doğduğum köye müşteri taşıyan
		Şirket vapurları bu şehirdedir.
		Hâtıralarım bu şehirdedir.
		Sevdiklerim,
		Ölmüşlerimin mezarları.

		Bu şehirdedir işim, gücüm,
		Ekmek param.

		Fakat bütün bunlara mukabil
		Yine budur başka bir şehirdeki
		Bir kadın yüzünden
		Bıraktığım şehir.

    18 Kasım 1937 tarihli şiiri. 
    Papirüs dergisi, 01.06.1967



OKTAY’A MEKTUPLAR



I


10.12.37, Ankara, Saat 21

		Kış, kıyamet..
		Macar Lokantası’nda yazıyorum
		İlk mektubumu.
		Oktaycığım
		Bu gece sana
		Bütün sarhoşların selâmı var.


II


12.12.37, Ankara, Saat 14.30

		Şu anda dışarda yağmur yağıyor
		Ve bulutlar geçiyor aynadan
		Ve bugünlerde Melih’le ben
		Aynı kızı seviyoruz.


III


6.1.38, Ankara, Saat 10

		Bir aydan beri iş arıyorum, meteliksiz..
		Ne üstte var, ne başta.
		Onu sevmeseydim
		Belki de beklemezdim
		İnsanlar için öleceğim günü.

    Varlık dergisi, 15.01.1938



YATAĞIM


		Ben ki her akşam yatağımda
		Onu düşünüyorum,
		Onu sevdiğim müddetçe
		Yatağımı da seveceğim.

    30 Ocak 1938 tarihli şiiri. 
    İnsan dergisi, 01.10.1938



ALİ RIZA İLE AHMEDİN HİKÂYESİ


		Ne tuhaftır Ali Rıza ile
		Ahmedin hikâyesi!
		Biri köyde oturur,
		Biri şehirde
		Ve her sabah
		Şehirdeki köye gider,
		Köydeki şehire.

    1938 tarihli şiiri.
    İnsan dergisi, 01.10.1938



CÂNÂN


		Cânân ki Degüstasyon’a gelmez
		Balıkpazarı’na hiç gelmez

    Yeni Dergi, 01.02.1951



İÇKİYE BENZER BİR ŞEY


		İçkiye benzer bir şey var bu havalarda.
		Kötü ediyor insanı, kötü…
		Hele bir de hasretlik oldu mu serde;
		Sevdiğin başka yerde,
		Sen başka yerde;
		Dertli ediyor insanı, dertli.

		İçkiye benzer bir şey var bu havalarda,
		Sarhoş ediyor insanı, sarhoş.

    Varlık dergisi, 01.09.1951



KÜÇÜK BİR KALP


		Asfaltın üzerinden
		Bisikletle geçen kızın
		Bacaklarının arasında
		Bir güvercin çırpınmada
		Ve küçük bir kalp..
		Küçük bir kalp çarpmadadır.

    Papirüs dergisi, 01.06.1967



MANGAL


		Mangal yanarmış kapılarında akşam vakitleri,
		Karanlıkta bir şey görünmezmiş
		Ateşten ve dumandan başka.
		Kıtlık senelerinde kömürün bolluğu
		Huzur ve saadet verirmiş çocuk ruhuna
		Şair arkadaşım Oktay Rifat’ın
		Ve Münevver Hanım, validesi,
		Balık pişirirmiş mangalda ve dumanını
		Mukavvadan yelpazesiyle
		Genzine doldururmuş arkadaşım.

    1938 tarihli şiiri.
    İnsan dergisi, 01.10.1938



ÜSTÜNE


		Kuşlar geçer bulutun üstünden,
		Yağmur yağar bulutun üstüne.

		Kuşlar geçer trenin üstünden,
		Yağmur yağar trenin üstüne.

		Kuşlar geçer gecenin üstünden,
		Yağmur yağar gecenin üstüne.

		Ve ay gelir, kuşlar nereye giderse..
		Güneş doğar yağmurun üstüne.

    Mart 1939 tarihli şiiri. 
    Vatan gazetesi, 16.11.1952



ŞEHİR HARİCİNDE


		Çatlamak üzere olan tomurcuklar
		Güzel günler vâdetmededir.
		Ve bir kadın, şehir haricinde;
		Otların üstünde,
		Güneşin altında,
		Yüzükoyun uzanmış;
		Göğsünde ve karnında
		Baharı hissetmededir.

    Mayıs 1939 tarihli şiiri. 
    Vatan gazetesi, 16.11.1952



HAYAT BÖYLE ZATEN


		Bu evin bir köpeği vardı;




Конец ознакомительного фрагмента.


Текст предоставлен ООО «Литрес».

Прочитайте эту книгу целиком, купив полную легальную версию (https://www.litres.ru/book/orhan-veli-32645689/orhan-veli-butun-siirleri-69429502/chitat-onlayn/) на Литрес.

Безопасно оплатить книгу можно банковской картой Visa, MasterCard, Maestro, со счета мобильного телефона, с платежного терминала, в салоне МТС или Связной, через PayPal, WebMoney, Яндекс.Деньги, QIWI Кошелек, бонусными картами или другим удобным Вам способом.


